23 NİSAN KUNGSTRÄGÅRDEN’DE COŞKUYLA KUTLANDI
CUMHURİYETİN SABAH GÜNEŞİ KÖY ENSTİTÜLERİ
İSVEÇ’TE ‘EZAN’ TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Bu yazı 19 Şubat 2018, Pazartesi 22:49:51 tarihinde eklendi. 251 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TÜRK, TÜRKİYE - Suay Karaman

TÜRK, TÜRKİYE

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk: “Türk ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan Türkiye halkıdır” diyerek, ulusu belirli bir coğrafya üzerinde yaşayan halkın bütünü olarak kucaklamaktadır. 13 Şubat 2018 tarihinde, 79 yaşında aramızdan ayrılan Prof. Dr. Agop Kotoğyan (bilinen lakabıyla “Cildiyeci Kolsuz Agop”), Atatürk ulusçuluğunu çok iyi özümseyen ve yurt sevgisinin ne olduğunu bizlere öğreten, değerli, aydın bir yurttaşımızdı.

 

Agop Kotoğyan’ın hayat hikayesinden çıkarılacak dersler vardır. 1911 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesi Terzili Köyü’nde doğan Kirkor bey, Anadolu'daki büyük kaos döneminde henüz dört yaşındayken babasını kaybetmiştir. Yoksullukla geçen günlerin ardından 25 yaşındayken, Yozgat’ın İğdere Köyü’nden Mahruki hanımla evlenmiş ve 1938 yılında İstanbul’a yerleşmişlerdir. Bir yıl sonra doğan ilk çocukları Agop, yoksul bir aile oldukları için ilkokuldan mezun olduğu yıl gümüş atölyesinde işe başlamıştır. Bir gün sağ elinin tamamını prese kaptırmış, yapılan ameliyatta sağ kolu kesilmiş ve uzun sürede komada kalmıştır. Bir yıl ara verdiği eğitimine devam ederek 1963 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun olmuştur. 1964 yılında aynı üniversitenin Dermatoloji Kürsüsünde asistan olarak işe başlayan Dr. Agop Kotoğyan, başarılı iş yaşamını, yurt içi ve yurt dışındaki üniversitelerde ders vererek, araştırmalarda bulunarak geçirmiş ve 21 Ekim 2004 tarihinde Profesör unvanıyla üniversitedeki görevinden emekli olmuştur. Uluslararası tıp dergilerinde üç yüzden fazla makalesi yayınlanmış ve cilt hastalıkları üzerine iki kitap yazmıştır.

 

Başta ABD, Almanya, Fransa, Kanada olmak üzere birçok ülkenin üniversitelerinden teklifler almış; ”Burada kal, kürsünün başına geç” önerilerini elinin tersiyle geri çevirmiştir. “Ermeni olduğun için dedeni, yoksul olduğun için kolunu kaybettiğin o ülkede ne işin var” diyenlere gülüp geçmiştir. Ve şu yanıtı vermiştir: “Evet doğrudur: ülkemde çok acı çektim. Sefaletin dibinde yaşadım. Doğrudur. Dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim. Ama yolumu kaybetmedim. Bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan hiçbir zaman farklı olmadığımı düşündüm. Bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsedim. Bir ülkeyi sevmek demek, bu topraklarda geçirdiğin güzel ve iyi günleri sevmek demek değildir. İyi günde ve kötü günde burada olmak, vatanın yanında kalmak demektir yurt sevgisi.”

 

Dr. Agop Kotoğyan’ın verdiği bu yanıt, etnik Türk olduğu ve Kotoğyan'ın yaşadığı yoksulluğun ve acıların binde birini bile yaşamadığı halde “ben kendimi bu ülkeye ait hissetmiyorum, Amerika’ya, Avrupa'ya yerleşeceğim” diyenlere ve Türk Milleti diyemeyenlere indirilen bir tokattır.

 

Ömürleri boyunca Atatürk ve Türk Milleti diyemeyenler şimdi bazı demokratik kitle örgütlerinden Türk, Türkiye kelimelerinin çıkarılmasını istemektedirler ve bu kelimelerin layık olan kuruluşlar tarafından kullanılmasına izin verileceğini bildirmektedirler. Kimin, neye layık olduğuna tek başına kişiler karar veremez. Bu istem milletimizin birlik ve bütünlüğünü zedeleyerek, toplumsal ayrışmayı arttıracaktır.

 

Bazı meslek odalarının yaptıkları açıklamaları “terörist işbirlikçisi”, “gayri milli” ya da “vatan haini” olarak itibarsızlaştırmaya çalışmanın kimseye getireceği bir yarar yoktur. Yasalara uymayan meslek odalarının yöneticileri hakkında hukuki işlem yapılabilir, soruşturma açılabilir, gerekirse ceza da verilebilir. Ancak yöneticilerin yanlışlıkları yüzünden kurumların adlarının değiştirilmesi gibi çağdışı bir uygulamaya girişilmesi savunulamaz. Kaldı ki, yıllardır F tipi terör örgütüne kucak açanların, kol kanat gerenlerin, “ne istediler de vermedik” diyenlerin bu yaptıkları gündemi saptırmaktır ve asla kabul edilemez. Burada amaç, kişileri ve kurumları cezalandırmanın ötesinde, Türk ve Türkiye kelimelerine olan hınç ve nefretin dışa vurumudur.

 

Demokratik kitle örgütlerine “Türk, Türkiye” gibi sözcükleri kullanma izni vermeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği, yasayla kurulmuş meslek odaları birlikleridir. Meslek odalarına üyelik, demokratik kitle örgütlerinde olduğu gibi isteğe bağlı değildir, o mesleği yapmak için zorunlu olan bir üyelik şeklidir. Meslek odaları bütün çağdaş ülkelerde bulunmaktadır ve o ülkenin adı, kuruluşun başında bulunur; İngiliz Hekimleri Birliği, İtalya Barolar Birliği gibi.

 

2009 yılında dış güçlerin isteğiyle yapılan açılım dönemlerinde devlet kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti (TC) ifadesi kaldırılmış; anayasadan Türk sözcüğü çıkarılmak istenmişti. Bu yapılanlar hala belleklerdedir. Bazılarının hayran olduğu Osmanlı’da Türklük ve yurtseverlik kavramları yoktu. Yurt sevgisi üzerine herkes, Dr. Agop Kotoğyan gibi soylu davranış da gösterememektedir. Türk Milletinin ulusal değerleriyle oynamanın, bu değerlere karşı savaş açmanın bumerang gibi geri döneceğinin bilincinde olmayanlar, kendi kazdıkları kuyuya düşmekten de kurtulamayacaklardır. Bir yanda Dr. Agop Kotoğyan gibi vatanseverler, diğer yanda vatanlarına ihanet edenlerin bulunduğu ülkemizde, vatanseverlerin de, vatan hainleri kadar cesur olmaları gerekmektedir.

Bu yazı İlk Kurşun Gazetesinde de yayınlanmaktadır.

Yazdır Paylaş
Diğer Suay Karaman Yazıları
isvecpostasi.com