SEÇİMLERİN ARDINDAN

CHP İsveç Birliğ Başkanı Hakan Güner, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekiliği seçimine yönelik bir değerlendirme yaptı. Hakan Güner’in değerlendirmesini olduğu gibi yayınlıyoruz.
SEÇİMLERİN ARDINDAN İSVEÇ POSTASI


HAKAN GÜNER / SEÇİMLERİN ARDINDAN

 

16 - 17 Haziran tarihlerinde Stockholm’de 17 sandığa giren oyların korunmasında, saklanmasında ve Türkiye’ye ulaştırılmasında CHP İsveç Birliği olarak görev aldık. Bu çalışmalarda göstermiş olduğumuz duyarlılık ve sorumluluk, demokratik bir Türkiye mücadelesi adına çok önemlidir. Görevimizi örnek gösterilecek bir başarıyla yerine getirdiğimiz için vicdanlarımız rahat olacak.

 

Kabul etmek gerekir ki seçim sonuçları bizlerin umduğu başarı seviyesinin altında kaldı. Özellikle 2. Tur’a kalamayışımız bir çoğumuzu hayal kırıklığına uğrattı. Yenilginin parti genel merkezimiz ve Muharrem İnce tarafından kabullenilmesi de bir çok üyemizin üzülmesine neden oldu. Bu kabullenişin ardından sosyal medyada birçok komplo teorisinin ortaya atılması hayal kırıklıklarını öfkeye dönüştürdü. Bu komplo teorilerinin ne kadar gerçeklikle ilintili olup olmadığını zaman gösterecek. Genel merkezimizin aldığı karar ve değerlendirmelere güvenerek davranmak gerektiğini vurgulamak istiyorum.

 

Ancak komplo teorisi olamayacak ve bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önünde olup biten gerçekleri de elbette görüyoruz ve değerlendireceğiz. Örneğin seçim kazanmanın artık “şarjör boşaltma” ile kutlandığını görüyoruz. Hem de otomatik savaş tüfekleriyle! Demokrasinin nesi ile bağdaştığını düşünmek bir yana dursun, kendilerine muhalif olan vatandaşlarına gözdağı verdiklerini düşündükleri çok açık okunuyor. “Tek vatan” söylemine ne kadar içtenlikle bakıldığını da bu davranışlardan anlamak gerekir. Görünen ve görünmeyen yönleriyle adaletsiz, eşitliksiz ve baskı altında bir seçim yaşadığımız yadsınamayacak bir gerçek. Bu yazıyı yazdığım anlarda televizyonda bakan Soylu’nun CHP yetkililerinin bundan böyle şehit cenazelerine kabul edilmemesi için valilere talimat gönderdiğini dinliyorum. Nasıl olur da hem demokrasi kazandı deyip, hem de muhalefeti “terörist” ilan ederek hedef tahtasına oturtabilirsiniz? Hem de seçimlerin hemen sonrasında. Yurttaşları bu kadar düşmanlaştırmak neye hizmet ediyor? Tek vatana mı? Tek bayrağa mı? Tek devlete mi? Tek millete mi? Bunlar normal demokrasilerde olacak işler değildir. Türkiye’nin yarısının terörist ilan eden bir siyaset olsa olsa bölücü, parçalayıcı bir siyaset olarak tanımlanabilir. 

 

Öyleyse neden seçimlere inatla katılmaya devam ediyoruz? Demokrasi varmış gibi davranarak tek adam rejimine demokrasi makyajı mı yapıyoruz? Neden bütün yaşananlara rağmen mecliste olmak önemli?

 

Çünkü iktidarın tezi tek adamlık ve otokrasi üzerine kurulu ve bu nedenle anti-tezimiz demokrasi ve demokratik geleneklerin ve kurumlarının korunması üzerine olmalıdır. Seçimlerin tek başına “demokrasi” olmadığının elbette farkındayız. Elbette demokrasi toplumun büyük bir kesimi tarafından bir barış, özgürlük ve sorumluluk kültürü olarak özümsenemediği sürece yaşanamayacaktır. Bu anlamda demokrasi ülkemizde belki de hiç kök salamadı. Kuvvetler dengesine dayalı bir devlet yapısı tam anlamıyla kurulamadı. Mücadelemiz bu nedenle demokratik kültürü geliştirici ve özendirici olmak zorundadır. Demokratik temayüllerin dışına çıkılırsa meclisin de tümüyle askıya alınabileceğini unutmamak gerekir. Seçimler olmaksızın bir iktidar kurmanın hevesi bu tür yapılara yabancı değildir. Demokratik kurum ve geleneklerin elimizden tümüyle alınması durumunda mücadeleyi tümden kaybederiz.

 

Bu seçimlerdeki olumsuzlukların yanı sıra kazanımlarımızın da hiç küçümsenmemesi gerekir:
 

  1. Aynı görüşten olmayan ve daha önce hiç yanyana durmamış partilerin, tek adam rejimine karşı durma ve demokrasi ortak paydasında buluşmaları çok önemli bir kazanımdır. Özenle sürdürülmesi ve ortak alanların büyütülmesi gerekir.
     
  2. Muharrem İnce ve genel başkanımız Kemal Kılıçtaroğlu’nun partiye örnek olacak dayanışması parti örgütümüzü çok olumlu noktalara taşıyacak niteliktedir.
     
  3. Meclis aritmetiğinde AKP salt çoğınluğu CHP’nin demokratik stratejisi sayesinde sağlayamamıştır. MHP’nin oylarıyla uyum içinde olmaya muhtaçtır.
     
  4. Muharrem İnce’nin %30 bandının üzerinde oy almış olması parti örgütümüz içinde değerlendirilecek ve CHP’nin oylarının da %30 un üzerine çıkarılması için yeni politik yaklaşımlar kaçınılmaz olarak geliştirilecektir.
 

Özellikle belirtmek isterim ki partimizi daha ileri bir noktaya taşımak, genel başkan görevindeki kişi kim olursa olsun, istifasını dillendirmekle olmaz.Örgütlerde her güç noktası kendi statükosunu koruma refleksini de doğal olarak beraberinde getirir. Genel Başkan koltuğu, genel başkanın birilerine bahşedeceği bir koltuk da değildir. Sorumluluk gereği terkedilemez. O koltuğu hak eden demokratik mücadelesi ile o koltuğa kurultayda oturur. Bu anlamda ortaya konacak olan yapıcı ve üretken parti içi muhalefet partiyi de güçlendirmiş olur.

 

Bir parti örgütünün değişimi ve güçlenmesi diğer yandan, parti üyelerinin etkin olarak parti adına görev almasından, birlikler oluşturmasından ve sonrasında tabanlar oluşturarak topluma ve parti yönetimlerine etki yapabilmesi ile olanaklı hale gelir. Ortaklaşamayan, bir arada duramayan, bir arada üretemeyen üyeler ve taban örgütleri partisini etkileyemiyor. Bunun sorumlusu da doğal olarak tek başına Genel Başkanlar olamaz diye düşünüyorum. Parti içi değişimi sağlayacak olan tabandaki örgütlerin kendi içinde güçlenebilmesi ve sesini duyurabilmesidir. Kısacası bireysel tepkilerin siyasette toplamı olmaz ve örgüt içi değişimi sağlamaya da yeterli olamaz.

 

Partimize ve demokrasiye her zamankinden çok sahip çıkarak hep beraber çalışıp, hep beraber üreteceğiz. Olgunlaşan görüşlerimizi diğer yurtdışı birlikleriyle paylaşacağız ve genel merkezimize sunacağız. Hiç bir üyemiz bu mücadelede yalnız değildir ve o nedenle karamsarlığa yer yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bir avuç aydınlığa inanmış insandı ve bağımsızlık için tüm ülkeyi harekete geçirmeyi başardılar.Gerçek bir demokrasiye ulaşmak ise vakit alacaktı. Mustafa Kemal Atatürk bunun da farkında olduğu için gençliğe hitabesini yazdı. Şimdi Türkiye’nin demokrasi ve aydınlığa susamış en az yarısıyız.

 

Provokatörlerin bizi çekmek istediği şiddet arenasına adım atmayacağız. Barıştan ve sevgiden yana, her farklılığın kendisine huzurlu bir yaşam alanı bulabileceği özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi ince ince dokumaya devam edeceğiz.

 

Tek adamlara rağmen sevgi ile, barışa ve özgürlüğe bitmeyen sevdamız ile, bilgi ile çalışacağız, büyüyeceğiz, güçleneceğiz, bölüşeceğiz ve Türkiye Cumhuriyeti dünyanın parmakla göstereceği, çağının da ötesinde bir demokrasi ile taçlanacak.

 

Hepinize sevdiklerinizle beraber dinleneceğiniz ve enerji toplayacağınız bir tatil diliyorum.

 

Hakan Güner

CHP İsveç Birliği Başkanı

http://www.isvecpostasi.com adresinden 18 Temmuz 2018, 09:58 tarihinde yazdırılmıştır.