İSVEÇ TOPLUMU VE EZAN

Yazar - Mustafa Sönmez

İSVEÇ TOPLUMU VE EZAN İsveç aydınlanması aslında Martin Luther ile başlayan bir süreçtir. Martin Luther’in Hıristiyanlığın aslında Papalığı’ın dine dayandırdığı ama dinle ilgisi olmayan gücünü kırmak için başlattığı reform hareketleri Avrupa’da yeterli destek buldu. İncili’in Latince’den Almancaya çevrilmesi ve Papalığın ve ona bağlı papazların hem yalanlarını ortaya döktü hem de güçlerini kırdı. Papalık Martin Luther’i üç kez ‘Afaroz’ etti. Luther, afaroz belgelerini yırttı. Buna karşılık meşhur 95 maddelik protesto bildirisini 31 Ekim 1517’de Wittenberg Kilisesi’nin kapısına asarak, dinde ve toplumda reform hareketlerini başlattı. Bu bildiri Avrupa’nın Ortaçağ karanlığından çıkış manifestosudur.


İsveç’te kısa sürede Martin Luther’in düşünceleriyle karşılaştı ve kapılarını protestanlığa açtı. Avrupa’da otuz yıl süren din savaşlarında protestan ülkelerin yanında savaşa girdi. Bütün bunlar İsveçlilerin aydınlanmasında, bilime ve özgür düşünceye yönelmesinde önemli rol oynadı. Drottning Kristina (daha sonra Katolikliği benimseyerek Roma’ya gitti ve bugün Helgon) 1649 yılında Rene Descartes’i İsveç’e davet etti. Descartes burada hem dersler verdi hem de Kristina’ya danışmanlık yaptı. Dört yıl sonra akciğer iltihaplanmasından öldü (İsveç soğuğuna dayanamadı).

İsveç’in en eski üniversitesi olan Uppsala Üniversitesi 1477 yılında kuruldu. Bugün dünyanın sayılı üniversiteleri arasında bulunuyor. 1477 ile 1878 arasında dört üniversite daha kuruldu. Bu üniversiteler de dünyanın ilk yüz üniversitesi içerisinde bulunuyor. Demem o dur ki, İsveç her ne kadar Avrupa’da kuzeyin köylüleri sözüyle anılsa da bugün geldiği yere bu üniversitelere ve yaptıkları çalışmalara borçludur. Dolaysıyla aydınlanma, cehaletten kurtulma erken dönemlerde başlamıştır.

İsveç’in gelişmesinde ve ilerlemesinde 1881 yılından itibaren sendikaların da desteğiyle ortaya çıkan Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin çok önemli bir yeri vardır. 1920’lerden sonra geliştirdiği ’Halkevleri’ projesiyle ülke çapında okur yazar olmayan insan bırakmamıştır. Ülkenin en üçra köşelerine kadar ulaşmıştır. Aynı felsefeye sahip bizdeki Köy Enstitüleri’nin 14 yılda (1940 – 1954) budanması yaşanmamıştır. Bugün Köy Enstitüleri yaşatılabilseydi, ülkemizin çehresi böyle olmayacaktı.

İsveç toplumunun bugünlere gelmesinde yürütülen çağdaşlaşma politikaları ve bilhassa Sosyal Demokrat İşçi Partisi liderlerinin çok büyük katkıları vardır. İsveç halkı buna kadınlarda dahildir 1921 yılında oy hakkı kazanmışlardır. Kadınlar toplumsal yaşamın içerisine daha fazla katılmaya başlamış ve her alanda varlıklarını fazlasıyla hissettirmişlerdir. İsveç kadınlarının toptan sosyal yaşamın içerisinde yer almaya başlamasıyla İsveç’te özgürlükleri ve özgür düşünceyi fazlasıyla geliştirmiş, buna 1960’larda yaşanan seks devrimi de eklenince doruk noktasına çıkmıştır.

Sözü fazla uzatmadan söz konusu olan konumuza dönelim. İsveç toplumu batının yaşadığı İslam ve daha doğrusu İslam korkusuyla (İslamofobi) 1990’lardan sonra tanışmıştır. Bugün, ister kabul edilsin ister edilmesin İsveç toplumunda bir İslam korkusu vardır. İsveç toplumunda ön planında olan bazı kişiler yumuşak bir biçimde İslama yaklaşsalar da, bu korku onlarda da egemen durumdadır. 1990’lara kadar İslam hoşgörüyle bakan İsveç halkı neden, birdenbire kulvar değiştirmiştir? Neden, büyük ölçüde İslam karşıtı davranışlar ortaya çıkmaktadır? Bunun üzerinde İsveç’te yaşayan Müslümanlar ve örgütleri hiç düşündüler mi? Bu şu demektir? Müslüman dünyasının hiç suçu yok mu? Öncelikle iğneyi kendimize, çuvaldızı Hıristiyanlara batırmalıyız…

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İslam Dünyası’na rol model olabilecek bir çalışma sergiledi. Laiklik Türk insanının özüne en uygun modeldi. M. K. Atatürk sonrası yavaş yavaş bu yoldan sapılarak laiklik din düşmanı gibi gösterildi. Menderes seçim meydanlarında oy avcılığı yaparak halka, ”Siz, isterseniz şeri’atı bile getirirsiniz” dedi. Batıya işçi göçüyle gelen Müslümanlar 1985’lere kadar Avrupa toplumu içerisinde hoşgörüyle yaşarken, 1985’ten sonra Dünya İslam Örgütü olan ’RABITA’ya teslim edildi ve Rabıta radikal İslam düşüncelerini aşıladı. Avrupa’daki Türk imamların maaşlarını ödedi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin İsveç’te uzun yıllardır Din Hizmetleri ve Sosyal İşler Müşavirliği vardır. Bugün 2014’ten beri bu görevi Fatih Mehmet Karaca adlı kişi yürütmektedir. Bu müşavir şimdiye kadar ne yapmıştır? İslam’ı İsveç toplumuna tanıtabilmek, sevdirebilmek için kaç tane seminer, panel, konferans düzenlemiş ve farklı çalışmalar içerisine girmiştir. Bu müşavirin görevi yalnızca ’umre’ ve ’hac’ işiyle mi uğraşmak ve vatandaşların kendi çalışmalarıyla kurduğu camilere el koymak mıdır? Bir de İsveç’e gelen AKP’li üst düzey kişilere ve milletvekillerine kuyruk olmak mıdır?

Almanya’da yeni kurulan Hıristiyan Demokrat – Sosyal Demokrat Hükümeti’nde İçişleri Bakanı olan Horst Seehofer; ”İslamın Almanya’da yeri yok. Elbette burada yaşayan Müslümanlar Almanya’ya ait. Almanya kendi alışkanlıklarını ve geleneklerini kaybetmemeli. Merkezde Hıristiyanlık var. Benim mesajım şu: Müslümanlar bizimle yaşamalı, yanımızda ya da bize karşı yaşamamalı” ifadelerini kullanıyor. Halbuki Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un 2010 yılında "İslam Almanya'nın bir parçasıdır" açıklamasını yapmıştı. Peki, o günden bugüne ne değişti?

İsveç’te yapılacak 2018 Eylül seçimlerinde sağ partilerin kazanması halinde Hıristiyan Demokratlar tıpkı Alman İçişleri Bakanı Seehofer gibi, ”Müslümanların İsveç toplumunda yerleri yoktur. Tüm camiler kapatılsın” derseler, şaşmamak gerekir. Çünkü İsveç’te yaşayan Müslüman toplumu –kimse kusura bakmasın – davranışlarıyla, hiçbir zaman güven aşılayamamıştır. İsveç’te ne kadar İslam kökenli ya da İslamı kullanan tarikat vardır? Bunlar ne tür bir İslam anlayışına sahiptirler ve ne ya da neler yapmaktadırlar?!..

Sözü uzatmayayım. İsveç Hıristiyan Demokratlar’ın Başkanı Ebba Busch Thor, ” Kilise çanlarının doğal ve özel bir konumu var. Bir gelenek ya da kültür mirası diyebiliriz. Ezan ise, dinsel bir ileti amaçlıdır. Bu iki durumu birbirinden ayırmak gerekir” görüşünü savunurken, “İslam bir İsveç gerçeğidir. Elbette uygulanacaktır ama İsveç toplum yasalarına uyması gerekmektedir” açıklamasını yapma gereğini de duyuyor. Bu görüşe Liberal Parti destek veriyor. Irkçılar ve Irkçı partinin görüşleri zaten bellidir. Onlar, Müslümanların ülkeden atılmasından yanadırlar…

Elbette ezanlar İsveç’te de susmayacaktır, susturulamayacaktır. Minarelerimizden okunan ve okunacak olan ezanlarımızı Türkiye’de olduğu gibi hopörlörleri sonuna kadar açarak değil, çevreyi rahatsız etmeyecek bir biçimede ayarlanmalıdır. Botkyrka Fittja Ulu Cami buna en güzel örnektir. Fakat, Müslümanlar içerisinde yaşadıkları toplumu ve değer yargılarını hiçbir zaman gözardı etmemeleri de gerekmektedir. İsveç toplumunda Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar ve diğer inanç sahibi insanlar birbirlerine karşı olmadan birarada sorunsuz yaşayabilirler.


 

http://www.isvecpostasi.com adresinden 22 Mayıs 2018, 11:23 tarihinde yazdırılmıştır.