MECLİS VAR, YETKİ YOK

Yazar - Mustafa Sönmez

MECLİS VAR, YETKİ YOK 24 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumartesi günü açılarak 27’nci Dönem çalışmalarına başladı. Yeni dönemde 600 milletvekilinden oluşan TBMM’nin ne tür bir işleve sahip olacağı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hazırladığı son KHK’yle orta çıktı. Bu kararnameyle sözde OHAL kalkıyor ama bazı maddeleri yürürlükte kalıyor. Ülke bu kez de Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetilecek konuma getiriliyor. Böylece TBMM hem biçimsel hem de yapısal olarak değişmiş, değiştirilmiş bir konuma sokuluyor. Dolaysıyla kanatları kırılmış, tüyleri yolunmuş bir kuş örneğine dönüştürülüyor. Bir neyi Nasreddin Hoca’nın leyleği kuşa benzetmesi operasyonu oluyor.

Bu bağlamda TBMM’nin tüm yetkileri bir ölçüde yeni sistemde ”Başkanlık” ya da AKP’nin söyleyişiyle ”Cumhurbaşkanlığı Yeni Hükümet Sistemi”ne devrediliyor. TBMM’ne sadece parmak kaldırmak ya da indirmek kalıyor. Peki, böyle bir meclisin işlevi olabilir mi? Yasama, Yürütme ve Yargı tek elde toplanırken aynı zamanda meclisin duvarındaki yazılı olan Atatürk’ün ünlü ”Egemenlik Kayıtsız şartsız milletindir” sözünün herhangi bir önemi olabilir mi? Artık, ” Egemenlik Kayıtsız şartsız milletin” değil, demektir.

Bundan böyle mecliste soru önergesi, gensoru, güvenoylaması gibi araçlar işlemeyecek ve herşey denetimdem uzak olacaktır. Böyle bir meclise, bu ülkenin ya da bu halkın meclisi denebilir mi? Hani nerede o dilimizden düşürmediğimiz ya da pelesenk ettiğimiz şeffaflık ve açıklık düşüncesi, politikası? O halde 600 milletvekiline ne gerek vardı? Nasıl olsa, tek elden yönetilecektik ve böylesi bir yönetim meclis de olabilirdi. Hatta siyasi partilere de gerek yoktu. Masrafa yazık! Bir milletvekilinin her türlü masrafı göz önüne alınırsa, bir yıllık bu halka maliyeti nedir? Hesap uzmanları hesaplasınlar.

TARAFSIZ OLACAKMIŞMIŞ!..

AKP’li   cumhurbaşkanı 24 Haziran akşamı tam olarak seçim sonuçları belli olmadan balkondan 81 milyonun cumhurbaikanı yani başkanı olacağını duyurdu. Bu sözlerin üzerinden fazla bir zaman geçmeden söylem ve eylemleriyle yine bilinen kişiliğe bürünerek vatandaşlar arasında ayrıştırıcı tutumunu ortaya koydu. Yarın (Pazartesi) yemin ederek yeni görevine, yeni yönetim anlayışıyla başlayacak. Yemin metnine baktığımız zaman Cumhuriyet değerleri, Atatürk ilke ve devrimleri, Anayasa’ya bağlılık, laiklik, tarafız olacağına dair satırlar yer alıyor. Bunlara ilişkin ”namus” ve ”şeref” sözü veriliyor. Ne demeli, Anadolu halkı; "Sen onu külahıma anlat" der. Haydi hayırlısı…

İSTİKLAL MARŞI VE HDP

Kürt kökenli vatandaşlarımızın kurduğu ve içerisinde beyaz Türklerin de bulunduğu Halkların Demokrasi Partisi seçim barajını aşarak meclise girdi. Kendilerini kutluyorum. Fakat, HDP bu ülkenin partisi olmayı ve bu halkın ulusal değerleriyle uzlaşmayı bir türlü beceremedi. Bu tutumunu dünkü meclisin yemin törenine ”İstiklal Marşı” okunduktan sonra salona girmesiyle kanıtladı. İstiklal Marşı’nı beğenmeyebilirsiniz, benimsemeyebilirsiniz ama bu ulusun başta gelen değeridir. İstiklal Marşı, ülkemizi işgal eden emperyalizme ve uşaklarına karşı bü ülkenin ”Bağımsızlık Savaşı”ında kurtuluş meşalesi olmuş, birlilk, bütünlük içerisinde ülkenin bağımsızlığını kazanmasında direnişin marşı olmuştur. Sayın, HDP’liler bu ülkenin ortak değerleri olan bayrağına, ulusal marşını ve ulusal kahramını Mustafa Kemal Atatürk’e karşı saygısızlık size hiçbir şey kazandırmaz, aksine çok şey kaybettirir.

Bir de buradan yakından izlediğim Ahmet Şık ve Barış Atay’a soruyorum: Sizler de İstiklal Marşı’na karşı mısınız? Değilseniz, salona neden marşımız okunmadan önce girmediniz?

Bu bağlamda yapılan yeminlerin hiçbir ”kıymeti harbiyesi”nin olmadığı ve sadece yine sadece bir ikiyüzlülük örneği olduğu görülmektedir. Kısaca hem Cumhuriyet değerlerine hem Atatürk ilke ve devrimlerine, Anayasa’ya, hem de ülkenin bölünmez  bütünlüğüne, bağlı kalacağınıza dair and içeceksiniz ve meclis salonuna İstiklal Marşı okunduktan sonra gireceksiniz. Size sormazlar mı, "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diye. Amaç, milletvekili maaşı mı?

Beyler olmuyor, olmuyor…

Ulusal kahramanınız olarak ilan ettiğiniz ve bir boşluktan yararlanarak heykelini Diyarbakır’a diktiğiniz ”vatan hain”i Nakşibendi şeyhi ya da şıhı Sait için seçimden sonra ”İdamların 93. yılında Şeyh Sait Efendi ve 47 yol arkadaşını saygıyla anıyoruz” açıklaması yaptınız.
 

Bu Şeyh Sait, İstiklal Mahkemesi’nde kendisine sorulan iki soruya verdiği yanıtı kaynaklarından dikkatlice okuyunuz. Mahkeme savcısı soruyor, ”Diyarbakır’ı aldıktan sonra ne yapacaktınız?”. Ne diyor, Şeyh Sait, ”Diyarbakır’ı aldıktan sonra hükümet ile görüşecek ve şeriatı isteyecek, kabulü halinde hükümetin raiyyesi (sürüsü, halkı) olacaktık.*”

Bu sefer mahkeme başkanı soruyor, ”Yunan bütün memleketimizi çiğnerken bu topladığınız dört bin kişi ile eden Yunan üzerine yürümediniz?” Şeyh Sait karşılık veriyor, ”O zaman yine giderdik, vaktimiz yoktu.*”

İşte, HDP’nin kutsadığı Şeyh Sait ve HDP’nin demokratlığı.

*Şeyh Sait ile ilgili sözler, gazeteci Işık Kansu’nun Cumartesi günkü Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısından alıntıdır.
 

http://www.isvecpostasi.com adresinden 19 Eylül 2018, 05:05 tarihinde yazdırılmıştır.