ÖNDERLİK ve DOKUNULMAZLIK

Yazar - Hakan Güner

ÖNDERLİK ve DOKUNULMAZLIK Dün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Enis Berberoğlu’nun da sanık olarak yargılandığı MİT TIR’ları haberlerine ilişkin davada “siyasi ve askeri casusluk maksadıyla devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamasıyla 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve “hükmedilen cezanın haddi itibariyle kaçacağı ve saklanacağı hususunda somut emarelerin bulunduğu” iddiası ile tutuklandı.

 

Şaşırdık mı? Şaşırmadık...

 

Bu tutuklamaya duyulan tepkiler hemen şu eleştiriyi de beraberinde getirdi: “milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmaya evet derseniz sıra elbetteki CHP’ye de gelecekti”. Soruyu doğru soralım; CHP kürsü dokunulmazlığı dışındaki milletvekili dokunulmazlıkları kaldırmaya evet derken kendisini, ülkemizde süregelen adaletsizliklerden yalıttığını, ayrıcalıklı bir koruma duvarının arkasında olduğunu mu düşünüyordu? Bu soruya aklı başındaki her yurttaş “hayır, elbetteki düşünmüyordu” diyecektir.

 

Bir kez daha değerlendirip doğru okursak, bu gün gelinen noktada CHP’nin bu siyasi kararının milletvekillerinin kaderini ve sorumluluklarını halkın kaderi ve sorumluluklarıyla eşitlemiş ve birleştirmiş olduğunu görürüz. Başka türlüsü neden doğru olsun? Hukuk müdafasının yapılması gereken bir dönemde aynı hukuksuz düzenden dokunulmazlık beklemenin anlamını biri bana açıklasın lütfen! Yurttaşlarımız adaletsizliklere uğrarken bir milletvekilinin bu adaletsizlikler karşısında koruma altında olması düşünülebilir mi? Bu durum vatandaşın milletvekillerine ve dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve parlementer demokrasiye duyması gereken güveni sarsmaz mı? Milletvekillerinin kendilerine güven oyu veren halkla beraber vermesi gereken demokrasi mücadelesine gölge düşürmez mi?

 

Adaletsizliklere karşı mücadele eden halkla beraber aynı olumsuzlukları, aynı riskleri omuzlayamayan milletvekilleri inandırıcılıklarını yitirmekle beraber gereken önderliği de üstlenemezler. Genel Başkanımız Kemal Kılıdaroğlu bu kararla beraber aslında tam da “masaya yumruğunu vurmuştur”, “hodri meydan” demiştir. Tam da ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a silah arkadaşlarıyla beraber çıkıp, kendi kaderlerini milletin maküz kaderiyle birleştirdiği gibi. Yalnız tek bir farkla; 1923’den bu güne kadar yaşattığımız Türkiye Cumhuriyeti’ni tam demokrasi ile taçlandırmak adına yıllarca verilen barışcıl ve düşünsel mücadeleyi sonuçlandırmak için; Bağımsız ve tam demokratik Türkiye Cumhuriyeti için.

 

Bu akşam Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu herkes için adaleti savunmak için saat 11:00 de “tek başına” Güven Park’da olacağını bildirdi ve nedense aynı anda iktidarda korku bacayı sardı. Şimdiden Güven Park bariyerlerle çevrilmeye başlandı, neden? Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli bileşeni olan ana muhalefet partisini kendisinin bütünleyeni olarak değil de tehdit olarak algılayan bir iktidar nasıl olur da “tek devlet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan” dan bahsedebilir? Samimi midir?

 

Ama nafile: Hiçbir bariyer Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına bu kutsal demokrasi mücadelesinde, en barışcıl duygu ve kararlılıkla, önderlik etme görev ve sorumluluğuna engel olamayacaktır. Bu görev olabildiğnce yerli, alabildiğine milli ve herşeyden önce insanidir.

 

Bazıları atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini düşünebilirler ancak hangi atı çaldıklarının farkında değiller. Bizler atlarımıza yarın biniyoruz... ve atımızı kimseye çaldırtmayız, hele de o at Cumhuriyet süvarilerinin atıysa.

 

Hakan Güner / CHP İsveç Birliği Başkanı

http://www.isvecpostasi.com adresinden 18 Kasım 2017, 11:29 tarihinde yazdırılmıştır.