Eğitim mi Öğütüm mü?

Yazar - Günay Güner

Eğitim mi Öğütüm mü?

Eğitim, “Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme işi; yeni kuşakların toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme; bir yetiyi, bir organı yöntemli bir biçimde geliştirme” diye tanımlanır.

Görüldüğü gibi eğitimde başat öğeler birey, kişilik, bilgi, yetenek, gelişimdir. Her yönlendirme (gerici, baskıcı, ırkçı… yönlendirme) eğitim değildir. Bu yanılgıya kesinlikle düşmemeli. Eğitim çağdaş ölçütlere, kavramlara, yaklaşımlara uygun olan bir yaşamsal eylemdir, iştir.

Tam tersine eğitim özgürlük anlayışıyla yapılır. Sorular sorarak, bilme, öğrenme isteğini artırarak yapılır. Ayrıca eğitimde kişinin yeteneklerinin (müzik, resim, felsefe, yontu, yazın…) ortaya çıkarılarak, geliştirilmesi, gelişimi önünde engellerin kaldırılması da çok önemli, giderek zorunludur.

Çok belirgince ortaya çıkıyor ki eleştiri olmadan, kuşku olmadan eğitim olmaz. Ayrıca ast üst ilişkisi içinde de eğitim ancak bir yere kadar gerçekleşir. Oradan ötesi yoktur. Diğer deyişle eğitim “eşitlik” işidir. Öğretmen – öğrenci eşit kılınmadan da eğitim, birtakım ruhsuz aktarma çabasından öteye geçmez.

Türkiye’de gericilik, hedeflerinin başına eğitimi koydu. Buna göre rejim mutlaka eğitimi bozmak, ortadan kaldırmak üzerinden değiştirilebilirdi.

Usta Gazeteci Işık Kansu’nun da “Bir Ortaçağ Hayaleti - Ensarlı Eğitim” adlı yeni kitabında açıkladığı gibi, eğitime saldırı uluslararası, yayılmacı projedir. Türk ulusunun geleceği demek olan çocukların, gençlerin beyinlerini çatışma, savaş, onlar ve biz, günah – sevap, cihat, cennet – cehennem, buyruk, öte dünya, caiz olan – caiz olmayan… anlayışıyla biçimleyen bir saldırıdır.

27 Aralık 1947′de imzalanan "Fulbright Antlaşması" ile oluşturulan komisyon ABD’nin köy enstitülerinin kapatılması, ulusal, kişilikli, bilimsel Türk eğitim dizgesinin ABD baskısı ve istemleri altına alınması harekâtının ilk aşaması sayılabilir. (Bu ve benzer birçok saldırılardan, ilgili dönemlerin yönetim kadrosunu değil de kimi sorumlu tutacağız.) Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü beklenmişçesine hemen 1939 yılında Birleşik Krallık’la “ulusal bütünlüğümüzü, toprak bütünlüğümüzü” sağlama anlaşması yapıldığı ise hiç gözden uzak tutulmamalıdır. O tarihten başlayarak Türkiye, yayılmacıların (emperyalistlerin) ve işbirlikçilerinin yönetimindedir. Bu durum Türk “eğitim” sistemine ırkçılık ve dincilik olarak yansımıştır.

Günümüzde artan gerici ivme daha minicik çocukların başlarının türbanla, takkeyle kapatılmalarına; dinci slogan attırılmasına, yeminler ettirilmesine, mezarlıklarda din dersine, zorla yerleştirildikleri köhne “yurt”larda yangınlarda ölmelerine, yıllarca tecavüze uğramalarına…kadar vardırıldı.

Okullarda sanat, felsefe, yazın dersleri neredeyse kaldırıldı.

Devletin Kültür Bakanlığının kültür şura raporunda (III. Milli Kültür Şurası Raporu, 3-5 Mart 2017, http://kultursurasi.kulturturizm.gov.tr/TR,176398/sura-sonuc-raporu.html ) İslami kentler kurmak amacından söz edilebiliyor.

“Milli eğitim” tecavüz sanığı ENSAR Vakfına, İlim Yayma Cemiyetine, benzer yerlere bırakıldı. Bunların kökeninde ise bir CIA örgütlemesi RABITA bulunur (Bkz. Uğur Mumcu, “Rabıta”) Günümüzün kararları ARAMCO-RABITA toplantılarında alınmıştır.

İlerici, solcu, liberal geçinen takımın da bu sonuçta katkısı ve sorumluluğu büyüktür ve dolayısıyla suçu da büyüktür. “Türkiye’de laiklik tehdit altında değildir”, “Kemalist diktatörlük ‘vesayet’i dindar, mütedeyyin kitleyi de ezdi, onlar da özgür olmalıdır, dilediği gibi yaşamalıdır”, “Fransa kökenli laiklik iyi değildir, olacaksa Amerika kökenli sekülerlik olsun”, “Beyaz Türkler – beyaz olmayanlar”… türünden sözüm ona savları kanal kanal gezip, gazete köşelerine yayılıp dillendirenleri unutacak mıyız? Unutmak gibi bir görevimiz mi var?

Bugün ne yapılabilir? Her şeyden önce her aydınlanmacı ev okul olmalıdır. Çocuklarımızı evde, dışarıdan yönelen “eğitimsel” şiddete karşı hazırlıklı, donanımlı kılmalıyız. Bunun içinse kuşkusuz anne babalar bilinçli ve okuyan kişiler olmalıdır.

Yetinmeyip her fırsatta yakın – uzak çevreye de gerçekleri, doğruları sabırla, yeniden yeniden anlatmalıyız.

Arkalarında istediği kadar yeşil dolarlar olsun, gerçek ve us her zaman ve koşulda gericiliğe, ırkçılığa üstünlüğünü kurar. İnsan doğasına ve mayası kesin tutmuş Türk Devrimine karşı başarı olasılıkları yoktur. Hele de Türkiye gibi bir yurtta hiç şansları olamaz.

http://www.isvecpostasi.com adresinden 17 Ocak 2018, 09:54 tarihinde yazdırılmıştır.