Vatan hasreti mi, toprağın – denizin kokusu mu çekiyor ne, sanki Dünya`da güneşi, kumsalı, dinginliği olan başka bir ülke yokmuş gibi, Alanya`da adında “Viking” ve “ Quality” sözcüklerini taşıyan beş yıldızlı bir otelde (ultra all inklusive) iki hafta konaklamayı seçtik. İlk başta herşey çok güzeldi; rezervasyonu İsveç`teki gezi bürolarından değil de, Almanya`daki bir Türk gezi bürosundan yaptırdığım için, yaklaşık olarak 25.000 Skr ( % 50) daha az ödemiştim ve bu da iyi bir başlangıçtı. Antalya havaalanına indiğimizde havalar hızla değişti; 38 derece sıcaklıkta su gibi terlemeye ve susamaya başlamıştık. Su satın almak için gördüğüm ilk büfeye koşturdum ve üç plastik küçük suyu kapıp aile fertlerine yetiştirdim;ama, daha sonradan, tanesi 50 kuruş olan bu suların her birinin bana üç Euro`ya satıldığını öğrendim. Vatanına hoşgeldin yurtsever Kaan!
1,5 saat süren ve sayısız trafik kuralı ihlalleri içeren tehlikeli bir minibus yolculuğundan sonra otelimize ulaşmıştık. Oda anahtarlarımızı aldık ve kapıyı açar açmaz şoke olduk: Oda temizliği yapılmamış! Ayna önünde top top kadın saçı var; yerler makinaya verilmemiş, aynalar,camlar silinmemiş! İyi ki, bavullarımızı peşimizden getiren görevli de durumu görüyor, bir telefonla hemen odanın değişmesini sağlıyor ve bahşişi hak ediyor. Bazen düşünüyorum da, acaba, ...
Neyse, yol yorgunluğu ve oda değiştirme stresinin yüklediği hafif bir baş ağrısının etkisiyle ilk günün kalanını yatakta geçiriyorum.. Ertesi gün saat sekizde plaj havlularını alıp üzerine serecek şezlong arıyorum; ama, boş bir şezlong bulamıyorum.. Boş bir şezlong bulmak için sabah saat altıda kalkıp gözüne kestirdiğin şezlongların üzerine havlu- kitap- gözlük- toka ya da bir kaya parçasıyla iz bırakmak gerektiğini ( aklıma, bir belgeselde gördüğüm Afrika aslanlarının kendi bölgelerini idrarlarıyla işaretlemelerini getirdi ) o gün öğreniyorum. Süper! Otelin deniz kıyısı sadece çakıllı dar bir şeritten oluşuyor; bir metrekarelik kumsalı bile yok!..
Kahvaltı için kat – 2 ye iniyoruz. İnsanlar sanki, birazdan üçüncü dünya savaşı çıkacakmış da, yiyecek stoku yapıyorlar gibi dolu tabaklarla çılgınca bir sağa bir sola koşturuyorlar!. Yerlere dökülen yemekler, kırılan tabak ve bardaklar... tam bir düzensizlik ve hatta kaos ortamı!. Masalar havuz ve deniz kenarında olduğu gibi özel eşyalarla, bir gözlük- bir bardak meyve suyu- kullanılmış kirli bir havlu ( bir keresinde masa üstüne bırakılmış iki Iphone 4S görmüştüm) ile işaretlenmiş ki, kimse o masayı ellerinden almasın.. Zor bela, henüz işaretlenmemiş bir masa bulup kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltı sonrası kahvelerimizi yudumlarken genç bir servis görevlisi yaklaşıp soruyor: – “ Abi, nerelisiniz? “ Tatilimi sonradan pişman olacağım seviyesiz ilişkilerden korumak için kısa bir yanıt veriyorum: – “ Dünyalıyız!” Eleman usulca kayboluyor..
Haberleri ve sosyal medyada olanları izlemek icin cep telefonumu kullanmak istiyorum, olmuyor!. Resepsiyona sorduğumda, ultra all inklusive için 2640 Euro ödediğim bu beş yıldızlı (!) otelde, internet için de günlük beş Euro ödemem gerektiğini söylüyorlar.. Otel yöneticilerinin sahip olduğu mentalite yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor..
Akşam saatlerinde oda içinde terlemeye başladığımızı, klimanın çalışmadığını farkediyoruz; resepsiyonun gönderdiği 20 yaşlarındaki bir teknik görevli bir kaç düğmeyi açıp kapatıyor, bir şeyleri tıklatıyor, beş dakika sonra klima tekrar calışıyor; ama, görevli bir türlü gitmiyor! “ Sağ olasın !” diyerek kapıya kadar geçiriyorum ve bu otelde kimseye bahşiş vermeme kararı da alıyorum.. Eşeğini kaybedip, sonra da o`nu bulmuş gibi sana geri getirenlerin avanağı olmayacağım!.
Hadi ama, oda temizliği de normal yapılmıyor! Çarsafların neden her gün değiştirilmediğini sorduğum 60 yaşlarındaki bir bölge köylüsü olan şalvarlı kadın temizlikçi, “ kirli olmayanları üç günde bir değiştiriyoruz. Elimizde yeterli çarşaf- nevresim yok; bize bu kadar veriliyor” diyor. Şaka gibi, ama, şaka değildi duyduklarımız! Bu beş yıldızlı turistik(!) otelde sperm- kan- çis lekesi kir kabul ediliyor; ama, insanın kendi teri kir kabul edilmiyor!. Aksam duşunu yap, tekrar terli çarşafa sarılarak yat ya da çarsafı her gün kirletin ki, ertesi gün değistirilsin! İyi de, evliliğimizin 20 yılını
geride bıraktıktan sonra balayı tatiline mi geldik, yoksa yaz tatiline mi ?!.. Hergün hergün olacak şey değil!.
İki gün sonra yemek yemekten kesiliyorum ve hatta tavuk ve hindi etinden tiksinmeye başlıyorum.. Otelin giriş katından en üst kata kadar tüm katlarda paralel olarak bulunan geometrik şekilli boşluklar ve yanlış yerlere konulmuş asansör boşlukları yemekhane için ideal bir baca görevi yapıyorlar. Yemekhanede ne pişiyorsa, en üst katta dahi olsanız, o yemeğin kokusu burun deliklerinizi dolduruyor. Tanrım, bundan daha iğrenç ne olabilir ki ?!.
Sinirlerim bozulmaya başlıyor; gece lobi bara uğrayıp bir kadeh şarap içmenin beni rahatlatacağını düşünüyorum. Ortalığı toplayan barmen kapattıklarını söylüyor.. Saat kaç ?.. SAAT ! Koskoca otelin ne resepsiyonunda ne barında ne yemekhanesinde bir tek duvar saati yok!. Avrupadaki iki yıldızlı dandik otellerin resepsiyonlarında bazı başkentlerin hangi zaman diliminde olduğunu gösteren en az dört ayrı saat bulunur; ama bu uluslararası turistik (!) otelde yemek saatleri, barların açılış- kapanış saatleri olmasına karşın bir tek SAAT yok! Kimse de neden olmadığını bilmiyor!?.
İçkiler de bir tuhaf!? 1, 2, 3, 4, 5 tane cin tonik içtim hala birşey olmadı! Bırakın serhoş olmayı , çakır keyif bile olamadım! Ben ki, evde ikinci cin toniği bitiremeyen biriyim; burada mı değiştim?!.
Lobinin terasında oturuyoruz, arka masada üç orta yaşlı yerli müşteri var, bunlardan biri telofonla konuşuyor: “ Oğlum, içki sınırsız, cıbıllar dolu, s.kilmeyi bekliyorlar!..“ Tatile bak!.. Tam aile oteline gelmişiz!?. Jandarmalık olmaktansa, terası terk ediyor ve magandaları resepsiyona şikayet ediyoruz; sonuç yok! Sonra öğreniyoruz ki, otelin odaları bir iki günlüğüne boş kaldığında, para kazancı daha da artsın diye yerli bekar müşterilere ( bazen de magandalara) kiralanıyormuş; bu magandalar da , her mayolu kadını kendi anneleri gibi f.hişe sanıyorlar!. Magandalardan uzaklaşıp havuz başına gittiğinizde, orada da yine aynı dikizci- gizli foto çeken tipleri görüyor ve çarşaflı- türbanlı bazı kadınların gece bekçisi gibi bir köşeden fırlattığı bakışlarla şok geçiriyorsunuz. Kocaları özgürce denizde- havuzda yüzüp, göz banyosu da yaparken, havuz kenarında çocuk bakıcılığı yapan bu kapalı kadınların kaçınılmaz olarak mayolu erkeklere bakması “ ayıp- günah “ değil mi ?!.. Üstelik, bunlar aynı bölgede onlarcası olan tesettürlü otelerden birine neden gitmezler?!.
Akşamları tiyatro salonundaki gösterileri izlediğinizde, tuvalete gitmek ya da bir içki almak için yerinizden kalkar, oradan ayrılırsanız, yandınız! Animatör Fatih`in ( Sultan) fırçasını yediniz demektir! Oraya giriş SERBEST, çıkış YASAK! Fatih`in yaptığı çoğu cinsel içerikli şaka(!)lar ve bazen de yabancı müşterileri asağılayan “ – onlar anlamazlar! ...” türünden Türkçe konuşmaları ve basit haraketlerinden bıkkınlık gelmeye başladığından, gece gösterilerine de gitmemeye başladık.
Artık bize mutsuzluk veren bu otelden kaçma zamanı gelmişti; ama, bir sürü de para ödemiştik.. Gündüzleri Alanya`ya gidiyor, akşam olunca yine otele yatmaya dönüyorduk! Böylece, Alanya Kalesi, Alanya Müzesi, Damlataş mağarası ve Dim Çayı gibi güzellikleri gördük.. Tabi ki, kolumuza takılı otelin bandını ( bu band otel içinde, ödemeyi yapmış müşteri, otel dışındaysa, turist, paralı yabancı, yolunacak kaz gibi anlamlar taşımaktadır ) gören esnaf tarafından da epeyce kazıklandık!. Fiyatların neden bu kadar uçuk olduğunu sorduğum esnaftan bazı kişiler, “ – Dört ay çalışıyoruz, sekiz ay o parayla yaşıyoruz. “ dediler.. Onlara, bu yıl Türkiye`ye gelen yabancı turist sayısında geçen yıla göre % 11, Rus turist sayısındaysa % 32 düşüş olmasında bu yüksek fiyat ya da kazıkların bir etkisi olup olmadığını sorduğumdaysa, susuyorlardı.. Susan yalnızca esnaf değildi; otel hakkındaki yazılı eleştirilerimi otelden ayrılmadan 4 gün önce ilettiğim otel yetkilileri de susuyorlardı. Ama, ben susmuyacağım.. Kendi vatanımda 2640 Euro verip rezil olacağıma, bir dahaki sefere 3000 Euro verip Yunanistan ya da bir başka Avrupa ülkesinde insan gibi tatil yaparım..
Şark kurnazlığı ve açgözlülüğüne sahip bir otel yönetiminin, ucuz işgücü kaynağı olan eğitimsiz bölge halkıyla verdiği müşteri hizmeti, asla kalite taşımaz!. Servis görevlilerinin müşterilerle laubali olmasi, abi- yenge diye hitap etmeleri profesyonellikten ne kadar uzak olduklarının açık bir göstergesidir. Bu yönetim, böyle bir hizmet anlayışıyla ancak günü- sezonu kurtarabilir; müşteriyi yolunacak bir kaz – kuş gören bu anlayışa göre, bir yaralı kuş gider, bir başka acemi kuş ellerine ( tuzağa) düşer, bu çark da bu şekilde dönmeye devam eder.. Biz, işte bu sakat mentalite yüzünden, bir daha ne Alanya`da ne de Turkiye deki herhangi bir başka otelde konaklamayacağız!.. Asla, asla!..
Bu tatildeki en mutlu günüm Antalya havaalanından geri eve uçtuğumuz gündü. Orada da son bir kazığı Burger King de ( fiyatlar havaalanında oluşdan dolayı % 100 daha fazlaydı. Sanki dünya`daki tek havaalanı orası!? Neden İsveç Arlanda havaalanı`ndaki Mc Donalds`ın ve diğerlerinin fiyatları normalinden yüksek değil ? ) yedik ve bu pislikten kurtulduk!..
