SOYKIRIM YAPMADIK, VATAN SAVUNDUK…

SOYKIRIM YAPMADIK, VATAN SAVUNDUK…

İsveç Parlamentosu’nun 1 oy farkla aldığı ve kendisini mahkeme yerine koyan anlamsız kararını hiçbir biçimde kabul etmiyoruz. Bu karar geri alınıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

İSVEÇ - 2014-03-11 09:26:47 Bu içerik 2090 kez okundu.

İsveç Parlamentosu 11 Mart 2010 günkü oturumunda, bir oy farkla, Sosyal Demokrat İşçi Partisi, Sol Parti ve Yeşiller Partisi öncülüğünde, 1915 yılından başlamak üzere yapıldığı iddia edilen soykırımları tanıma kararı aldı. Böylece İsveç Parlamentosu, parlamento usulü tarih yazmış ve kendini, bu tür davalara bakmaya yetkili, Uluslararası Adalet Divanı yerine koymuştur. Başka ülkelerin tarihini yazma işi ne İsveç Parlamentosu’nun ne de başka bir ülke parlamentosunun görevidir. Ayrıca, kendilerine göre ortaya koydukları, iddia edilen suçlar hakkında hüküm verme yetkileri de yoktur. Kendilerince ve tek taraflı tarih yazma ve konuyu, bir milletvekilinin sözleri ile, ‘Hukuksal yola başvurmadan sarfınazar ediyoruz. Burada uluslararası yasal yollara başvurmuyor ve bir defaya mahsus olmak üzere bir istisna yapıyoruz’, söylemine uyan şekilde ele almalarına insanın inanası gelmiyor. Bu, bir skandaldır!

 

Bu, düşüncemize göre, gücün kötüye kullanılmasıdır!

 

Parlamentonun neden bir, yalnızca bir defa istisna yapmak istediğini, ve ileride neden başka istisnalar yapmak istemeyeceğini öğrenmek hakkımızdır, diye düşünüyoruz. Eğer istisna uygulaması gevşetilecek ise, milletvekillerinin arzu ve isteklerine bağlı, başka kaç tane istisnaların ortaya konacağını hep birlikte göreceğiz. Dünyanın dört bucağından elbette benzer anlaşmazlıklar bulacaklardır. Bunlara örnekler olmak üzere köle ticareti ile Afrika’nın ve Amerika’nın kolonileştirilmesi kolaylıkla verilebilir. Bu ve benzer örnekler milletvekillerini uzun zaman meşgul edebilir.

 

Neden sadece Türkler ile, milletvekillerinin sözlerini kullanacak olursak, ‘Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tüm Hıristiyanlar’ arasında yaşandığı iddia edilen sorunları bir oturumda çözmek ile ilgilendiklerini düşünmekte zorluk çekmekteyiz.

 

Anayasa mahkemesinden, istinaf mahkemesinden ve belediye mahkemesinden haberdarız ama parlamento mahkemesinin varlığını bilmiyoruz ve böyle bir mahkeme tanımıyoruz. Savcıları, hakimleri, ve adil yargılamanın olmazsa olmazı olan, sanığı savunma görevi ile yükümlü avukatların da savunma yaptığı bağımsız mahkemeleri biliyoruz, ama parlamento mahkemesini bilmiyoruz ve parlamentoda görevli milletvekillerini ne yargıç ve ne de hakim kabul ediyoruz. Eğer parlamento kendini mahkeme yerine koydu ise suçlananlara da savunma hakkı vermeliydi. Bu temel yasal hakkın parlamento tarafından bilinmemesi mümkün değildir. O halde, sanık kabul edilenlere savunma hakkının parlamento tarafından verilmemesini  bir skandal olarak alabiliriz ancak.

 

Yurttaşlarımız ve aklı selim sahibi İsveçli dostlarımız parlamentonun bu yersiz kararından dolayı şoke olmuşlardır. Biz İsveç Türkleri, konunun ele alınışını ve tanıma kararının taraflı olduğunu, yanlış veriler ve varsayımlar üzerine bina edildiğine inanıyoruz. Bu konuda parlamentonun böyle davranması ve taraf olmasının da kendi görevleri içinde olmadığına ve bu şekilde davranmakla yetkilerini aştığına inanıyoruz.

 

Açık bir toplum mensupları olarak parlamentodan –bazı Amerikan basketbol maçları sonucunu çağrıştıran- 131-130 doğru tarih yazımı ve hüküm verme nedir, açıklama beklemek hakkımızdır, diye düşünüyoruz. Yazılan tarihin yarısının yanlış, veya hükmün ancak yarısının geçerli olduğuna mı inanacağız?
 

Biz İsveç Türkleri olarak bireysel temelde, ve derneklerimizle sivil toplum örgütleri olarak, temsili bir kurum olan parlamentonun insan hakları hukuku ile ilgili konularda hüküm veremeyeceğine inanıyoruz.

 

Soykırım anlaşmazlıklarının ancak uluslararası bir mahkemede görülebileceği, 10 sene kadar önce İsveç Parlamentosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu’nun raporunda da belirtilmişti. Bu karardan neden dönüldüğü bizim için meçhul olarak ortada durmaktadır.

 

Eğer parlamento, bu tür işlerin de günlük görevleri içinde olduğunu, tarih yazımı ve mahkeme hükmü verme konusunda da yetkili olduğunu düşünüyorsa, yakınımızda ve uzağımızdaki benzer sorunlar hakkında, gelecekte başka tarih yazımları ve verilen hükümler de göreceğiz demektir. Milletvekillerinin yasa ile soykırım yapma ve tarih yazma konusunda tutarlı hareket edeceklerini düşündüğümüzde, bunun böyle olması gayet muhtemel görülüyor.
 

Bizim düşüncemize göre özgür araştırma, verilere serbestçe ulaşma ve tartışma, daha sonra gelebilecek, yetkili bir mahkemede davanın görülmesi, 1915 olaylarını aydınlatmada tutulması gereken en doğru yoldur. Bu amaçla, Ermenistan’ın da arşivlerini açması ve Türkiye ile imzaladığı protokoller uyarınca, ortak tarih komisyonunun kurulması yönünde yönlendirilmelidir. İsveç Parlamentosu’nun kararı ne yazık ki, bu konuya destek verecek türden değildir. 

 

Türkiye tarihi ile elbette yüzleşmek istiyor. Türkiye’nin istemediği, tek yanlı ve konunun ehil olmayan politik grupların ve parlamentoların, müstemlekeci ülkelerin geçmişte sık sık yaptığı uygulamaları hatırlatır şekilde, kendisine dayatılan tarihi kabul etmediğidir.

 

Eğer önergeler lehinde oy kullanan ve tanımanın çıkmasını sağlayan milletvekilleri yeterli kanıtlara sahip olduklarını düşünüyor idiyseler yapacakları en doğru iş, Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmaktı. Bunu yapmadılar çünkü basit bir politik karar ile arzuladıkları sonuca varacaklarını düşündüler. Uluslararası hukuk kullanılsaydı, yasal yolların arzuladıkları sonucu vermeyeceğini düşünüyorlardı. Yasal yoldan elde edemeyeceği sonucu politik yolda elde etmeye çalıştılar.

 

İsveç Meclisi yetkilerini çok kaba bir şekilde aşmıştır. İsveç Parlamentosu yasal bir hata yapmıştır!

 

Bu tür bir davranış Ermenistan ile Türkiye arasındaki barışma sürecine yardım etmeyecek ve İsveç’te Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında gereksiz sürtüşmelere de sebep olabilecektir.

 

Sorumsuz milletvekillerinin bu davranışı aynı zamanda, soykırım suçunun nasıl ele alınacağını anlatan ve İsveç’in 1952 yılında meclisinde onayladığı uluslararası sözleşmeyi de göz ardı ettiği anlamına gelmektedir. İsveç Meclisi  bunu yapmakla, kendini uluslararası yasaların üstünde görmüş, imzaladığı anlaşmayı uygulamamakla da hukukun temel direklerinden olan, anlaşmalara uyulması hükümlülüğünü de çiğnemiştir. Bu bir skandaldır!

 

Milletvekilleri, ayrıca, özgür iradelerini kullanamamış, partilerinin ve koalisyon ortaklarının kararlarına uymak durumunda kalmışlardır. Bu durum oylamayı, bir çakal oyununa çevirmiştir.

 

Burada bir hatırlatma yapabiliriz: Birinci Dünya Savaşı sonunda, 1919’da, Osmanlı Hükümeti, aralarında İsveç’in de bulunduğu beş devlete, bahsi geçen olayları araştırmaları için ikişer hukukçu göndermesini istemiştir. Osmanlı Hükümeti bu arzusuna olumlu yanıt alamamıştır.

 

Malta adasında İngiltere’nin, Osmanlı İmparatorluğu devlet görevlileri ve aydınlarını yargılamak için kurduğu mahkeme de o zamanlar da sözü edilen suçlara kanıt bulamadığı için sanıkları serbest bırakmak zorunda kalmıştır. O zaman Osmanlı arşivleri İşgal kuvvetlerinin eli altında idi, bazı çevrelerce çok değer verilen Morgenthau raporlarına ulaşmaları da çok kolaydı. Mahkeme sanıkları mahkum edecek kanıt bulamamıştır.

 

İsveç Parlamentosu’nun kararını ’ahlakî tanıma’ olarak değil ’gayri ahlakî zorbalık’ olarak algılıyoruz. İsveç Meclisi, kendine göre yazdığı tarih ve yetkisiz olarak verdiği hükmü ile kılıç şakırdatmaktadır!

 

Taşıdığı fikirleri nedeni ile bir aşırı sağcı tarafından öldürülen Ermeni asıllı Türk gazeteci Hrant Dink, Fransa Parlamentosu’nun benzer bir kararı almasından sonra bir söyleşisinde,


      Fransız parlamentosu’nun kararı mı?
 

      Amerikan Senatosu’nun kararı mı?
 

      Barışma reçetemizi kim yazacak
 

      Doktorumuz kimdir?
 

      Bana göre Ermeniler Türkler’in doktoru, Türkler Ermeniler’in doktoru. Parlamentoların aldıkları tek taraflı kararlar çözüm değildir. Sözkonusu iki devlet ve millet arasındaki diyalog bizim barışma reçetemizdir, diyordu.

 

İsveç Meclisi’ndeki önyargılı monolog da İsveç Türkleri’ni şoke etmiştir. Tüm bir öğleden sonra, neredeyse yüz yıl önceki olaylar, son derece yanlı bir şekilde, İsveç Meclisi’nde kıraat edilmiştir. Müslümanların ıztıraplarına hiç değinilmemiş, Müslümanlar şeytanın kendisi olarak gösterilmiş ve bu nedenle de, neredeyse 1000 sene önceki yöntemlerle, cezalandırılmak istenmişlerdir.

 

Papa II Urban’ın ruhu 11 Mart 2010 tarihinde İsveç Meclisini ziyaret etmiştir.

 

3 milyonu Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslümanlar olmak üzere, Birinci Dünya Harbi’nde 20 milyon kadar insan ölmüştür. Osmanlı İmparatorluğu, savaşın sonunda parçalara ayrılmış ve emperyalistler tarafından işgal edilmiştir. Tarih kitaplarında, sözkonusu savaşın hedeflerinden birinin de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve paylaşılması olduğunu bulmak zor değildir. Bazı batı devletleri arasında bu konuda anlaşmalar bile yapılmıştır. Bu tür planların uygulanmasına katılacak başka güçler de bulunmuştur.

 

İsveç Meclisi’nin tavrı Hıristiyan olmayan milyonlarca ölüler için ne olmuştur? Hayatlarını kaybedenlerden söz ederken, ’’…Ermeniler, Süryaniler/Asuriler, Keldaniler, Pontus Rumları’, başka Hıristiyan grupları kastederek, ’…ve diğerleri’, diyebilen bir milletvekilinin nasıl bir ahlakî yapıya sahip olması gerekebileceğini anlamakta güçlük çekeriz. Hangi ahlak yapısı böyle genellemeler yapmaya cevaz verebilir? Bu tür genellemeler zamanımızda skandal olarak kabul edilmelidir.

 

Bu tür bir söylemin zamanı artık geçmedi mi? Bu tür sözler İsveç Meclisi’ne yakışmıyor, düşüncesindeyiz.

 

İnsanlara din gözlükleri ile bakılmayacağı zamana varmamız için daha ne kadar zaman geçmesi gerekmektedir? Daha ne kadar ıztırap çekilecektir?

 

Ölen çok sayıda insanın hatırası ve her iki taraftan da geride  kalanların acıları konunun, çok daha dikkatli ele alınması gerektiğini söylüyor. Ne pahasına olursa olsun tarziye arayanlar, gene de, bu kadar saldırgan tavır takınmayıp, biraz gönül zenginliği göstererek, konunun İsveç Meclisinde yapıldığının aksine, karşısına aldıkları tarafın aşağılanması ve haklarına tecavüz edilmesi gibi bir haksızlığa sebep olmamalıydılar.

 

İsveç Meclisi’nin konuyu bu şekilde ele alış tarzı parlamenter sisteme olan inancımızı sarsmış, yanlış güç kullanımı konusunda kaygılarımızı arttırmıştır. İsveç Meclisi bu şekilde davranmakla, başka ülkelerin yasama organları ve yasalarını eleştirme konusunda sahip olduğunu düşündüğü ahlakî üstünlüğünü de büyük ölçüde yitirmiştir. Bu tür hakaretamiz davranışları kabul etmiyoruz.

 

Biz İsveç Türkleri, İsveç Meclisi’nin soykırım hükümlerini tanımıyoruz ve tümüyle çöpe fırlatıyoruz.


Bu konuşma 21 Mart 2010 tarihinde Sergel Meydanındaki Miting’de Türkiye Bilgi Forumu (Fakta Forum Turkiet) adına yapılmıştır


İsveç Postası

Sende Yorumla...
DİĞER HABERLER