İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ KONGRESİNİ YAPTI

İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ KONGRESİNİ YAPTI

8 Mart 2003 yılında kurulan İsveç Atatürkçü Düşünce Derneği olağan kongresini yaparak yeni yönetimini seçti. Kongre çok olumlu bir ortam içerisinde geçti. Üyeler derneğin toplumda daha etkin bir rol üstlenmesini arzu ettiklerini söylediler.

İSVEÇ - 2014-05-10 20:10:17 Bu içerik 6118 kez okundu.

10 Mayıs ABF Huset’te (İşçi Eğitim Birliği Binası) yapılan kongreye yirmibeş dolayında üye katıldı. On kadar üye mazeretlerinden dolayı katılamadılar.


Kongreyi dernek başkanı Mustafa Sönmez açtı. Konuklara ve üyelere hoş geldiniz dedikten sonra Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, Cumhuriyeti bize kazandıranlar ve  onu korumak için canlarını veren devrim şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşu ve Ulusal Marşımız hep bir ağızdan okundu.


Divan Heyetinin seçimine geçildi. Divan Başkanlığına Ömer Bilginalp, Sekreterliğe Balkır Özkan ve Onaylayıcı olarak Hacı Koçak seçildiler. Divan gündemi okuyarak üyelerin eklemek istedikleri herhangi bir madde olup olmadığını sordu. Gündem olduğu gibi kabul edildi ve gündem maddelerine geçildi. Gündem gereği başkana söz verildi.


İsveç Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Mustafa Sönmez yaptığı konuşmasında güncel olaylara değinerek gerek Türkiye’de gerekse İsveç’te Atatürkçülere büyük görevler düştüğünü dile getirdi. Sönmez özetle; “İsveç Atatürkçü Düşünce Derneği adından anlaşılacağı üzere amaçlarını Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda; O’nun amaçlarını, ilke ve Devrimlerini daha ileriye taşımak için var gücüyle mücadelesine devam edecektir. Amacımız çağdaş ve çağını anlayan, ülkesine hizmet etmek için çırpınan beyinlerin yetişmesine yardımcı olmaktır. Ülkesini kapitalizme ve emperyalizme karşı “Tam Bağımsızlık” ilkesi doğrultusunda bir bedenle, bir ruhla savunan gençliği yaratmaktır. “Benim nâciz vücûdum elbet birgün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (yani sonsuze dek yaşayacaktır)” diyen Ulu Önderimizin vasiyetini yerine getirerek, koruyacak olan gençliğimizi amacına doğru yöneltmektir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, canından üstün tuttuğu  vatanı ve ulusuna duyduğu sevgi ve güveni vurguladığı kadar,  ince ruhunun edebi duyarlılığını da yansıttığı bu tarihi sözünü,  16 Haziran 1926'da trenle İzmir'e geleceği gün kendisine karşı planlanan başarısız suikast girişimi üzerine söylemiştir. Tarihte girdiği savaşlarda ve siyasi mücadelelerinde hiç korkmayan, ilkelerinden ödün vermeyen ve vatanı için ölümü her an göze alan Mustafa kemal Atatürk’e layık olduğumuzu her zaman göstermeye hazır olmalıyız. Bu bir tarihi ve vicdani borçtur.
 

Bugün ülkemiz hiç olmaması ya da gelmemesi gereken bir yerde ve yolda bulunuyor. Bir nevi ölüm kalım savaşı veriyor dersem, inanın hiç abartmamış olurum. Zaten sizler de bunun bilincindesiniz. Bugün bize düşen görev korkmadan, çekinmeden her ortamda ülkemizin içerisine düşürüldüğü bu durumu bıkmadan, usanmadan her zeminde anlatmak olmalıdır. Bizim tek bir silahımız var, o da; inanç, bilgi ve mücadele gücümüz. Bu gücümüzü her türlü olumsuz ortamlarda bile yitirmeyelim, yitirilmesine izin vermeyelim. Ya değilse, Ulu Önderimizin “azimli ve kararlı” mücadelesine hıyanet etmiş oluruz. Gelin, hırsızlar, namussuzlar, yüzsüzler kadar  haklı mücadelelerimizde cesur olalım. Cesaretimizi hiç kaybetmeyelim” dedi.


Başkan konuşmasına devamla; “Bugün öyle bir süreçten geçiyoruz ki, Mustafa Kemal Atatürk’e, Cumhuriyet’e, Atatürk’ün ilke ve devrimlerine, demokrasinin vazgeçilmez özdeğerlerine karşı bir savaş başlatılmış durumda. Cumhuriyeti yıkmak, Atamızı unutturmak için mücadele eden gafiller var. Bugün Atatürk’e ve kurduğu cumhuriyete –söylemeye dilim varmıyor ama- küfretmek, hakaret etmek, Onun heykellerine saldırmak, yakmaya çalışmak ve O’nun adını yetişen genç beyinlerden silmek için olmadık hokkabazlıklar yapmak deyim yerindeyse “moda oldu”. Müslümanlığının ölçüsünü Atatürk’e hakaret etmekle ölçen alçaklar, meczuplar topluma egemen olmaya başladı. Şair Eşref’in söylediği gibi, bu meczuplar yine analarından doğarlardı ama, babaları kim olurdu orası bilinmez. Bugün gökkubbe altında ibadetlerin yapabiliyorlarsa, ben Müslümanım diyebiliyorlarsa, bunu Atatürk’e borçlu olduğunu unutmasınlar...
 

AKP hükümetinin “Kürt Açılımı ya da Kürt Sorunu” adı altında başlattığı bebek katili Abdullah Öcalan’a af getirme ve adım adım ülkeyi bölünmeye götürme projesi yaşama geçmeye başladığının haberleri basın dünyasına düşmeye başladı. Yeni çıkarılan MİT yasası bu tür durumlara karşı çıkacak, mücadeleye girişecek insanları susturmak, kodese tıkmak ve laik, Atatürkçü, ulusalcı toplumu susturmaya yöneliktir. Ergenekon ve Balyoz Davaları’na uygulanan ve iflas eden yöntemlerini bu seferde MİT yasasıyla gündeme sokmak istiyorlar. HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, Tayyip Erdoğan’la anlaştıklarını söylüyor. Anlaştıklarını söylediği konu nedir, “Özerklik, Sivil Yönetim ve Apo’nun serbest bırakılması” ve arkasından gelecek olan Bağımsız Kürdistan Devleti... Bu kadar aymazlık ve vatan hainliği ancak ve ancak bizde görülür. Biz bu resmi daha önceleri de görmüştük... Ne yazık ki, Türk Tarihi biz göstermiştir ki vatanlarını satan yöneticilerle dolup taşmaktadır. Prof. Dr. İlber Ortaylı Londra’da verdiği bir konferansta, “Türkler tarih bilmiyor” demiş... Eğer bizler tarihimizi iyi öğrenebilseydik, bugün sahte Müslümanlar, takiyyeciler, vurguncular olmazdı...
 

Türk eğitim sistemi AKP’den önce de zaten çok iyi değildi. Öğrenciyi merkez almaktan uzak, kalabalık sınıflar ve dahası ezbere dayalı bir eğitim söz konusuydu. Fakat bunlara bu kötü sisteme bile rahmet okuttular ve eğitimi içinden çıkılmaz berbat bir hale getirdiler. Her ile bir ya da iki üniversite açmakla eğitim ve kültür düzeyimiz yükselmiyor. Okullarımızda dinci gençlik yetiştireceğiz diye diye dinsiz gençlik yetiştirecekler...
 

İsveç’te son on beş yıldır gündemden düşmeyen var olmayan, yapılmayan ama sürekli yapıldığı iddia edilen bir sahte Ermeni Soykırımı’yla karşı karşıya bulunuyoruz. Bu alanda gücümüze göre mücadele vermeye çalışıyoruz. Gelecek yıl bu sahte soykırımın yüzüncü yılı ve Ermeniler korkunç hazırlanıyorlar. Bizse, sadece seyrediyoruz. Seyretmekle kalmıyoruz ve onlarin değirmenlerine su taşıyacak kanalları en üst yetkililerimiz tarafından açmaya çalışıyoruz. İktidarın başı bu yıl 24 Nisan’da Ermeniler’e taziye dileğinde bulunması Ermeniler’i daha da umutlandırdı ve isteklendirdi. Şimdi bastırıyorlar, “Taziyeye hayır, soykırımı tanı.” I. Dünya Savaşı’nda zorunlu Ermeni Tehçiri bir ölçüde kaçınılmazdı. Gerçekten Türkler vatanlarını savundular. Soykırımın “S”ni bile düşünmediler. Düşünselerdi bugün Ermenistan’daki nüfusun en az yarısı ve dünya çeşitli yerlerine yayılmış Ermeniler olmazdı. Dolaysıyla şu ya da bu biçimde soykırımı kabullenmek, dedelerimizin, atalarımızın kemiklerini sızlatır ve onları soykırımcı katil konumuna sokar. Çanakkale’de canı veren büyük dedem Hüseyin’e ben bu damgayı vurdurtmam. Ne yazık ki, Erdoğan’ın 24 Nisan konuşmasının tarihi 2004’lere, 2005’lere dayandığını görüyoruz. Amerika’nın gölgesinde yapılan çalışmaların bir sonucu olarak yapıldığına inanıyorum. Fakat bu alanda yapılan çalışmalara büyük darbe vurmuştur. Bu savaşta ölen Türklerin sayısı, Ermenilerden kat kat fazladır. Dünya kamuoyu Ermenistan’a arşivlerini açtırmak yerine Türkleri suçlamayı daha kolay buluyorlar... Bu tam bir ikiyüzlülük örneği İsveç’teki politikacılar gibi.. 2015 yılında Sözde Ermeni Soykırımı konusunda neler yapabiliriz, şimdiden düşünelim (Murat Bardakçı’nın HaberTürk Gazetesinde 7 ve 9 Mayıs’ta yayınlanan iki yazısını okumanızı öneririm).


Konuşmamı fazla uzatmak istemiyorum. Daha çok konuşulacak, daha çok tartışılacak konular var. İsveç’teki toplumumuz ve çocukları ne yazık ki, cemaatlara, tarikatlara ve sahte Müslüman görüntülü partilere kaptırıyoruz. O çocuklara fazla birşeyler veremiyoruz. Verilenlerde yalanlarla, dolanlarla ellerimizden alınıyor. Toplumumuzda sahtecilik vıcık vıcık yüzlerimizden akıyor. Gerek Türkiye’deki gerekse yurtdışındaki toplumumuz korkunç bir gerçek dışı din propagandasıyla bombardıma tutulmuş durumda. Geleceğin kuşaklarını bunların elinden nasıl kurtarabiliriz, bir de bunları düşünün...


Dernek olarak kendi olanaklarımızla ve İsveç’teki kaynakları da kullanarak birtakım seminerler, konferanslar ve eğitim saatleri düzenleyerek çocuklarımıza, gençlerimize ve yetişkinlere ulaşmak durumundayız. Atatürk hayranı olan İsveçli sayısının toplumda fazla olduğu kanısındayım. Fakat bunlara ulaşmak için neler yapabiliriz? Bunları düşünmeliyiz.
 

Sonuç olarak, görevimiz bundan sonra daha zorlaşıyor. Bu göre düşünmek, buna göre hareket etmek ve buna göre tüm güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Ya değilse, bu değirmenin çarkları arasında yok olur, gideriz” ifadelerini kulanarak olumsuzluklara dikkat çekti.

 

Çalışma, Mali ve Denetleme Raporları okundu. Üyeler söz alarak görüşlerini dile getirdiler. İsveç – ADD’nin kendisini geniş kitlelere yeterince tanıtamadığı söylediler. Bu yönde çalışmalara ağırlık verilmesini önerdiler. Konuşmalardan sonra geçmiş yönetinin çalışmaları oya sunularak aklandı.


Seçimler bölümünde Mustafa Sönmez yeniden başkan seçilirken, Yönetim Kurulu’na Macide Akay, Bekir Demirörs, Gülay Yaraman, Derviş Aksay ve yedek üyelikler H.Ç ve Serap Demirel seçildiler. Denetleme Kurulu Nedim Önener ve Onur Talayhan’dan oluştu.


Öneriler bölümündeki konuşmalardan sonra kongre sona erdi.


İsveç Postası












Sende Yorumla...
DİĞER HABERLER