KULULU BİR DOĞA FOTOĞRAFÇISI, MUSTAFA DEMİRÖRS

KULULU BİR DOĞA FOTOĞRAFÇISI, MUSTAFA DEMİRÖRS

Mustafa Demirörs İsveç doğumlu bir göçmen çocuğu. Küçük yaşta eline tutuşturulan küçük bir fotoğraf makinesinin ilerleyen yıllarda yaşamına nasıl bir damga vuracağını bilmeden yoluna farklı denemelerle devam ediyor. Bugün uluslararası yarışmalarda dereceler alan bir doğa fotoğrafçısı olarak karşımıza çıkıyor.

KÜLTÜR - SANAT - 2025-12-18 13:33:09 Bu içerik 782 kez okundu.

İSVEÇ POSTASI / Mustafa Sönmez

Mustafa Demirörs adını ilk kez 2021 yılında renkli fotoğraf dalında bir uluslararası yarışmada aldığı ikincilik ödülüyle duydum. Bu portaldan duyurdum. O günden sonra Mustafa Demirörs’ten bir haber almadım. Mustafa, bu kez karşıma Black & White Spider Awards’ın 20. Yıl Özel Edisyonu kapsamında, Fine Art – Professional kategorisinde Onur Ödülü (Honorable Mention)’ne layık görülünceye dek.

Ödül haberinden sonra kendisini kutladım. Buluşup kendisi ve fotoğrafçılığı üzerine konuşmak istediğimi söyledim. Kabul etti. Salı günü kendisiyle bir restoranda buluşarak iki saate yakın konuştuk. Yaşam öyküsü ilginçliklerle dolu ama kararlı bir yolda ilerlemeye çalışması övgüye değer. Doğa fotoğrafçılığını olanakları ölçüsünde geliştirmeye çalışacağına gönülden inanıyorum ki, bu izlenimi bana yansıttı.

Mustafa Demirörs’ü tekrar kutluyor, başarılarına başarılar katmasını diliyorum. Kendisiyle yaptığım görüşmenin özetini siz okuyucularımıza sunuyorum.

                                          Mustafa Demirörs ile buluşup konuştuk.

Kendinizden biraz bahseder mişiniz? Kimdir Mustafa Demirörs?..

 Adım Mustafa Demirörs ve Konya’nın Kulu ilçesinden İsveç’in başkenti Stockholm’e yerleşen bir ailenin Sundbyberg,1982 doğumlu çocuğuyum. Babam ikinci nesil göçmen çocuğu ve dolaysıyla biraz farklı yetiştirildim. Babam emekli olduğu için ben bir nevi çanta gibi Kulu ile Stockholm arasında mekik dokudum. Yaşamımın yarsı Türkiye’de yarısında Stockholm’de geçti diyebilirim. Stockholm’de bile yuvaya doğru dürüst gitmedim. İlkokula Kulu’nun Cumhuriyet İlkokulu’nda başladım ama gelgitler nedeniyle 1.sınıfı birkaç kez yeniden okudum. Stockholm’de okula direk 2.sınıftan başladım. 12 yaşlarımda Rinkeby’ye taşındık. Bu İsveçlilerin çoğunlukta olduğu bir semtten Türklerin çoğunlukta olduğu bir semte geçtik. Başta söylediği gibi, 6 ay Stockholm’de ve 6 ay Kulu’da dolaşıp durmam beni eğitim açısından büyük ölçüde engelledi. Bir ölçüde babamın egosuna kurban gittim.

Okula kesintisiz stockholm’de 4.sınıftan itibaren devam etmeye başladım. Orta okul bitti. Liseyi teknik okulda ve medya üzerine okumak istiyordum. Bilgisayar başında oturmak 1998 ya da 1999 yıllarında bizim Orta Anadolu insanı için çocuksu bir davranış ya da iş olarak görülümüyordu. Bu duruma bir bakıma cahillik diyebilirim. İnsanımız böyleydi. Bugün herkes işini bilgisayar başında yapıyor.

Fotoğrafla nasıl tanıştınız?

Birgün babam eve Kodak İnstimatik diye bir fotoğraf makinesi getirdi. O makinenin içinde gördüğüm dünya benim için bambaşkaydı. Farklı bir duyguya kapılmıştım. İlk zamanlar ailemin fotoğrafçısı olmuştum. Işte o günden beri elimden fotoğraf makinesi düşmedi, benim bir parçam oldu. Lise yıllarımda analog fotoğraf makinesi yaygındı ve henüz dijital makineler az kullanılıyordu. Lisede karanlık odalarda epeey zaman harcadım. Fotoğraf kurslarına falan gittim. 2002 olası gerekiyor. Liseden bir arkadaşla karşılaştım. Elinde bir fotoğraf makinesi vardı. Gözüm ona takıldı. Makineye ilgiyle baktığımı görünce, ”al bak” dedi. O zamanın Kanon EOS 10 markalı makinesiydi. Arkadaş, Aftonbladet gazetesinde staj yapıyormuş. Lise sonrası yüksek okula girerek basın fotoğrafçısı olmak istemiş. İşte o gün analog makineler devrinin bittiğini anladım. Bu olaydan 3 ya da 4 ay sonra dijital makinemi aldım. Kanon EOS 300 D marka ve gümüş rengindeydi. Epey fotoğrafçılık oynadım. Daha sonra Nikon makinesine geçtim. Nikonla devam ediyorum.

                                                            Mustafa Demirörs

Analog fotoğraf makinesi ile Dijital fotoğraf makinesinin sence farkı nedir?

İlk elde fiyat farkı var. Film almak ve her sefer baskısını yaptırmak hem zaman hem de ekonomik bir masraf gerektiriyor. Bana sorarsanız, aslında tanınmış fotoğrafçıların pek çoğu analog makine döneminden geliyorlar. Örneğin Steve McCury (dünyaca tanınan Afgan kızını fotoğraflayan), analog ile meşhur oldu ve hâlâ devam ediyor. Bizimkilerden Ara Güler, hem oldukça tanınan hem de çok iyi bir fotoğrafçı kişiliği olan insanımızdı. O da analog kullandı. Bir başka deyişle İsveç’in Lennart Nilsson’u varsa, biz de Ara Güler’imiz var. İstanbul’da özel olarak bularak kendisiyle görüştüm. İstanbul’un eski fotoğraflarını görebiliyorsak, onun sayesindedir.

Doğa fotoğrafçılığı düşüncesiyle nasıl tanıştınız?

Sanıyorum 2005 yıllarıydı. Oturduğum bölge doğa açısından zengin güzellikleri, yürüyüş yolları ve ormanlık alandı. Doğa fotoğraflığı düşüncem oradan geliyor. Bir sonbahar günüydü, renk cümbüşü havası egemendi. Beni derinden büyüledi. O anı fotoğraf makinesine aktarmak çok hoşuma gitti. O gün fotoğrafçılıkta doğayla ilgilenmeye karar verdim. Bu alanda sevdiği fotoğrafçılardan birisi de Mattias Klum’dur. National Geographic fotoğrafçısıdır. Birgün kendisiyle de tanıştım. Bizim nesle damgasınızı vuran kişisiniz ve ben senin sayende doğa fotoğrafçılığıyla uğraşıyorum dedim. Çok hoşuna gitti. Yaratıcı bir kişiliği var.

Bu arada zaman zaman başka şeylerde araya girdi. Örneğin İnsanları fotoğraflamaya (model), potre çekmeye ve düğün ve okul fotoğraflarıyla uğraştım. Hatta konserler ve spor fotoğrafçılığı da var. Ayrıca, spor fotoğrafçılığıyla uğraşan bir kişimiz vardı: Hamza Küçükgöl. Ona bu alanda çalışmasını ben önermiş, yol göstermiştim. Fakat, şimdi düğün fotoğrafçılığına odaklanmış, düğün fotoğrafları çekiyor.

Doğa fotoğrafçılığyla uğraşırken köşede buçakta başka işlerde yaptım. Yine doğa fotorafçımız Serkan Güneş (aynı fotoğraf mağazasında çalışıyorduk), bana dedi ki; ”Senin bir karar vermen gerekiyor ya insan fotoğraflarıyla, sporla ilgilen ya da git doğa fotoğrafları çek. Örneğin bir Ferari’yi kombi ya da çip yapamazsın yani her yerde kullanamazsın. Çok şeyle uğraşıyorsun ve bir alana odaklanamıyorsun” dedi. Bu sözleri beni etkiledi ve bir alana yönlendirdi. O da doğa fotoğrafçılığı oldu. Dijital fotoğrafçılıkta Photoshop’un büyük önemi var. Hem kontrastlar açısından hem de resimdeki kimi kirlilikleri temizleme açısından.

                                             Yarışmaya gönderdiği fotoğraflarından biri..

Doğa resimleri sergisi açmayı düşünüyor musunuz?

Benim 2025 ya da 2016’larda başladığım bir projem vardı. İlk kez 2012 de Kanarya Adasına tatil amaçlı gitmiştim. O adayı görünce çoğrafyası beni çok büyülenmişti. Güneyiyle kuzeyi arasında o kadar kontrast farkı var ki, batısıyla doğusuda öyle. Bakıyorsunuz, bir tarafı kayalık ve bir tarafı çöl, bir tarafı İskoç büyülü havası gibi. Birgün buralara gelip fotoğraflayacağım demiştim. Kanarya adasının yedi farklı adası var.

Fotoğraf çekmek için ilk ziyaretim Teneriffa adası oldu. Araba kiralayarak bir hafta boyunca adanın tamamını dolaştım. Bir yıl sonra aynı ayda Lanzorote adasına gittim. Aynı biçimde fotoğrafladım. Ertesi yılda La Palma adasına gittim. Bu ada tamamen farklı bir ada görünümündedir. 2018 kadar bu üç adayı ziyaret ettim. Fotoğraflamam için şu an üç ada var. Kafamdaki projem tüm adaları fotoğrafladıktan sonra bir “Kanarya Adaları Sergisi” açmak. Araya pandemi girdi ve projeyi biraz öteledim. Aslında 2011 yılında bir başka fotoğrafçıyla katıldığım bir fotoğraf sergim var. Bu sergi tesadüfen plansız bir biçimde gerçekleşti, bana göre iyi de olmadı. Bana yine de bir şeyler öğretti. Bir sergi için en az altı ay öncesinden hazırlanmak gerekiyor.

Kafamda yeni bir proje daha var. Bu yeni aklıma düştü. 2001 yılında askerliğimi Åkersberga’da Räddningsgverket’te yaptım. Şimdiki adı MSB oldu. Askerliğim sonbahara denk gelmişti. O yılda öyle bir sonbahar yaşadık ki, manzarası muhteşemdi, beni fazlasıyla büyülemişti. O zaman fotoğraf makinem yoktu ve aktif fotoğrafla uğraşmıyordum. O günlerde demiştim ki, birgün gelip buraları fotoğraflayacağım. Altı ya da yedi yıl sonra gittim. Bir günü verdim. Åkersberga Slott (saray) ve çevresindeki doğyı fotoğrafladım.2014 ve sonrasında her sonbaharda orasını ziyeret etmeye başladım. Elimde 7-8 yıllık birikmiş bir resim serisi var.Sigtuna Belediyesiyle geçenlerde iletişime geçtim ve aklımdaki projemi anlattım. Fotoğraflarımla bir sunum yaptım ve yanıt bekliyorum.

Kanarya Adaları Fotoğraf Sergisi’ni tamalayarak açmak istiyorum. En büyük hayalinde bir kitap hazırlayıp yayınlamak. Bir de yapay zeka sorunu var. Çünkü yapay zeka sanatsal üertimi ortadan kaldırabilecek bir pozisyona sahiptir.

                                         Yarışmaya gönderilen bir başka fotoğraf

Türkler 60 yıldır İsveç’te varlar ama sanatla uğraşan insanlarımız, özelliklede gençlerimiz yok denebilecek kadar az. Sizce, bunun nedenleri nedenleri nedir?

Bence pek çok gencimiz var ama ortalıkta görünmüyorlar. Bir nevi kendilerini saklıyorlar. Ben elime makinemi alıp da fotoğraflar çekmeye başladığım zaman bizim Kululular, bana foto Şükrü, foto Şükrü  (Tanrı rahmet eylesin. Böylece anmış oldum) demeye başladılar. Utanılacak birşeymiş gibi ciddiye almadılar. Düğünlerde çok fotoğraf çektim. Çoğu zaman para pul almadım. Fakat çok deneyim kazandım.

Serkan Güneş arkadaşımız var. Fuji adına çalışıyor. 5-6 yıl önce kuzeye taşındı.Doğa fotoğrafçılığında çok başarılı bir konumu ve yeri var. Örneğin ben 43 yaşındayım. Benim kuşağımın gençleri babalarının restoranlarında, pizzalarında, temizlik firmalarında çalışmaya başladılar. Hamza Küçükgöl spor fotoğrafçılığını bıraktı, çok başarılı olabirdi ama düğün fotoğrafçılığına başladı. Ben tanıdığım Yaraşlılı bir arkadaş çok güzel estetik resimler çiziyordu. Estetik bölümüne gitmek istedi ama, anne baba izin vermedi. Teknik bölüme gitti. Fakat yapamadı. Restoran köşelerinde pinekliyor. Fakat gelecek kuşaklarda çıkacaklar diye düşünüyorum.

Renkli doğa fotoğrafçılığı dalında  2021 yılında ikincilik ödülü aldığı "Teneriffa'da bulutlar" fotoğrafı 

Burada yetişen gençlere birşeyler söylemek ister misiniz?

Ne söyleyebilirim. Çok tuhaf bir dönemde yaşıyoruz. Z Kuşağı çok zeki ama, ayrıca da çok aptallar. Aptal şeylerle uğraşıyorlar. Bir söz var, “ekrandan kafayı kaldırdığın zaman dünyanın kapıları açılır diye” bunu keşfetmeleri gerekiyor. Ekrandan biraz kafaalrını kaldırmaları lazım. Dünyayı ve dünyada olanalrı keşfetmeleri lazım. Herşey selfi çekmekle olmuyor. Kendi gözlerinle anı yakalamak, bunu yapmaları önemlidir. Benim önerim budur, zaten bunu yaparlarsa, çok şeyi değiştirebilirler. Benim 9 yaşında bir oğlum var. Onlara Alfa Kuşağı demek gerekir. Onlar daha da zeki olacaklar ama, bu ekrana kilitlenmeleri olayı yani cep teelfonları, tabletler bunlara başımıza beladır. Kendi içlerindeki gizli yeteneği keşfetmek istiyorlarsa, teklefon, tablet, bilgisayardan biraz kafaalrını kaldırmaları lazım.

Senin kuşağın çocuklarını nasıl sanatsal olaylara yönlendirbilirler?

Ben oğluma mezuniyet hediyesi olarak teşvik anlamında ikinci el bir fotoğraf makinesi verdim. Birkaç kez eline aldı, oynadı ve bir kenara bıraktı. Bakalım, o orada duruyor. Fakat bir başka yeteneği var çok güzel resim çiziyor. Bir sorunu var, elden telefon düşmüyor. Onun için ekrandan kafalarını kaldırmaları gereklidir. Önlerindeki dünyayı görmeleri için. Bizim neslin anne babaları da biraz ilgisiz. Çocuk sussunda ben kendi işimle uğraşayım ya da dizimi izleyeyim sevdasındalar. Çocuğun eline dijital çocuk bakıcılığı rolü veriyorlar. Anne babaların bilinçli olarak çocuklarıyla ilgilenmeleri ve yarış atı konumuna sokmamaları da gerekiyor. Aile kendi hayallerini değil, çocuğun hayallerini gerçekleştirmeleri önemlidir.

Teşekkür ederim. Başarılar diliyorum. Asıl ben teşekkür ederim, bana bu fırsatı verdiğiniz için; sağ olun...

Sende Yorumla...

Osman Görgülü

Söyleşinizi sonuna kadar okudum. Telefon,tablet bağımlılığı çocuklarımızı,gençlerimizi nasıl bağımlı hale getirdiğini görüyor ve geleceğimiz için çok üzülüyorum. Bu sorun bizim gibi toplumlarda çok üst düzeyde;iki üç yaşındaki çocukların elide tablet,telefon ebeveynler bizi rahatsız etmesinler diye teşvik bile ediyorlar. Türkiyede ilköğretim, lise çağındaki çocuklarda aynı durumda.Eğitim dışında başka işlerle uğraşan M.E.B nın bu sorunla ilgilenecegini sanmıyorum. Gencimizi kutluyor başarılar diliyorum 3 ay önce
DİĞER HABERLER