TÜRKİYE GÜNEY AZERBAYCAN (İRAN) SINIRI 534 KM

TÜRKİYE GÜNEY AZERBAYCAN (İRAN) SINIRI 534 KM

Türkiye Güney Azerbaycan( İran) 534 kilometre uzanan hatt Sınır Değil Koridor: Hoy’dan Nahçıvan’a Türk Dünyasının Doğu Kapısı Bir haritaya baktığımızda önce sınırları görürüz. Türkiye ile İran arasında uzanan sınır, iki ülkeyi birbirinden ayıran bir çizgi gibi görünür. Oysa tarih, bize sınırların ötesine bakmayı öğretir. Çünkü devletler değişir, sınırlar değişir; fakat yollar, şehirler ve ticaret güzergâhları çoğu zaman yaşamaya devam eder.

KÜLTÜR - SANAT - 2026-09-29 11:18:09 Bu içerik 464 kez okundu.

İSVEÇ POSTASI / Efsane Afşar Sayınqala

Türkiye Güney Azerbaycan( İran) 534 kilometre uzanan hatt Sınır Değil Koridor:

Hoy’dan Nahçıvan’a Türk Dünyasının Doğu Kapısı

Bir haritaya baktığımızda önce sınırları görürüz.

Türkiye ile İran arasında uzanan sınır, iki ülkeyi birbirinden ayıran bir çizgi gibi görünür. Oysa tarih, bize sınırların ötesine bakmayı öğretir. Çünkü devletler değişir, sınırlar değişir; fakat yollar, şehirler ve ticaret güzergâhları çoğu zaman yaşamaya devam eder.

Türkiye’nin doğusunda böyle bir tarihî hat vardır:

Van–Hoy–Urmiye–Tebriz–Culfa–Nahçıvan–Iğdır.

Bugün bu şehirlerin bir bölümü farklı devletlerin sınırları içinde bulunuyor. Fakat onları birbirine bağlayan tarihî ve coğrafi gerçek ortadan kalkmış değil.

Bu nedenle Türkiye’nin İran sınırına yalnızca bir “hudut” olarak bakmak eksik kalır. Burası aynı zamanda Anadolu’nun İran’a, Güney Azerbaycan coğrafyasına, Nahçıvan’a, Kafkasya’ya ve daha geniş Asya dünyasına açılan kapılarından biridir.

Yolun hafızası

Van’ın doğusundan İran’a geçtiğimizde Hoy’a ulaşırız. Bugün Kapıköy–Razi sınır geçişinin devamında bulunan Hoy, tarih boyunca Anadolu ile Azerbaycan coğrafyası arasındaki yollar üzerinde yer aldı.

Kapıköy’ün bugün karayolunun yanında demiryolu bağlantısına da sahip olması bu tarihî güzergâhın modern dünyadaki karşılığını gösteriyor.

Ancak yol Hoy’da bitmiyor.

Hoy’dan Urmiye’ye, oradan Tebriz’e uzanan coğrafya, yüzyıllar boyunca ticaretin ve kültürel etkileşimin önemli alanlarından biri oldu.

Bunun en güçlü kanıtlarından biri Tebriz’dir.

UNESCO, Tebriz Tarihî Çarşı Kompleksi’ni İpek Yolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri olarak tanımlıyor ve şehrin yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasındaki ticaret ve kültür alışverişinde oynadığı role dikkat çekiyor. (UNESCO World Heritage Centre⁠)

Demek ki Tebriz’i yalnızca bugünkü İran haritası içerisinde değerlendirmek yeterli değildir.

Tebriz, Anadolu ile Asya arasında uzanan büyük tarihî ticaret sisteminin önemli merkezlerinden biridir.

İpek Yolu da zaten tek bir yoldan ibaret değildi. Birbirine bağlanan çok sayıda güzergâhtan oluşan büyük bir ticaret, ulaşım ve kültür ağıydı. İran coğrafyası bu ağın önemli geçiş alanlarından biriydi; UNESCO da İran’daki tarihî İpek Yolu güzergâhlarının batıya doğru Türkiye’ye ve İstanbul’a uzanan kollarından söz ediyor. (UNESCO World Heritage Centre⁠)

Dünün tüccarı için bugünkü anlamda devlet sınırlarının bir önemi yoktu. Onun için önemli olan yolun nereye ulaştığıydı.

İşte bugünkü “koridor” fikrinin tarihî kökü burada yatıyor.

Van, Hoy ve Tebriz arasında

Bu coğrafyanın stratejik önemini Osmanlı–Safevi mücadelelerinde de görmek mümkündür.

Osmanlılar ile Safeviler arasındaki rekabet yalnızca siyasi hâkimiyet mücadelesi değildi. Doğu Anadolu, Azerbaycan ve İran’ın kuzeybatısındaki şehirler ve yollar, aynı zamanda ticaret ve ulaşım bakımından büyük önem taşıyordu.

Van, Hoy ve Tebriz gibi merkezlerin bulunduğu coğrafya bu nedenle yüzyıllar boyunca devletlerin dikkatini çekti.

Devletler değişti.

Hâkimiyetler değişti.

Ama coğrafyanın değeri değişmedi.

Çünkü yol oradaydı.

Tebriz’den Culfa’ya, Culfa’dan Nahçıvan’a

Tebriz’den kuzeye ve doğuya doğru ilerlediğimizde Culfa’ya ulaşırız.

Burada coğrafi bir ayrıntıyı doğru koymak gerekir: Culfa, Türkiye–İran sınırında değildir. İran’ın Nahçıvan’la sınırında bulunan önemli bir geçiş merkezidir.

Ancak tam da bu nedenle koridor fikrinin önemli bir halkasıdır.

Çünkü haritaya geniş baktığımızda Van’dan başlayan yolun İran üzerinden Tebriz’e, oradan Culfa’ya ve Nahçıvan’a uzandığını görürüz.

Nahçıvan ise Türkiye açısından bambaşka bir anlam taşır.

Türkiye ile Nahçıvan arasındaki yaklaşık 17 kilometrelik sınır, Türkiye’ye Azerbaycan ile doğrudan kara bağlantısı sağlayan özel bir konum kazandırmaktadır.

Bu bağlantının tarihî ve hukuki arka planında 1921 yılı önemli bir dönüm noktasıdır.

16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması, Türkiye’nin doğu sınırlarının şekillenmesinde önemli sonuçlar doğurdu. Aynı yıl 13 Ekim’de imzalanan Kars Antlaşması’nın 5. maddesinde ise Nahçıvan’ın, belirtilen sınırlar içerisinde Azerbaycan’ın himayesi altında özerk bir bölge olması konusunda anlaşmaya varıldı.

Dolayısıyla Nahçıvan’ın bugünkü konumunu anlamak için yalnızca bugünün haritasına değil, 1921’in siyasi düzenlemelerine de bakmak gerekir.

Bu küçük coğrafi bağlantı, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki doğrudan kara ilişkisinin en önemli halkalarından biridir.

Iğdır’ın sessiz stratejik önemi

Nahçıvan’ın hemen batısında Iğdır bulunuyor.

Haritada küçük görünen bu bağlantının anlamı büyüktür.

Çünkü Iğdır, Anadolu ile Nahçıvan arasındaki doğrudan kara bağlantısının Türkiye tarafındaki merkezidir.

Bu nedenle Iğdır’ı sadece bir sınır ili olarak görmek doğru değildir. Iğdır, Türkiye’nin Kafkasya’ya açılan kapılarından biridir.

Burada Van ile Iğdır’ın rolleri birbirini tamamlar.

Van, İran üzerinden doğuya açılan kapılardan biridir.

Iğdır ise Nahçıvan üzerinden Azerbaycan ve Kafkasya’ya açılan kapıdır.

Aralarında İran ve Nahçıvan üzerinden uzanan daha geniş bir coğrafya vardır.

Bugünün meselesi: Ekonomik koridor

Bugün dünyanın ekonomik düzeninde ulaştırma koridorları her zamankinden daha önemli.

Bir ülkenin gücü sadece ne ürettiğiyle değil, ürettiğini hangi pazarlara ne kadar hızlı ve güvenli ulaştırabildiğiyle de ilgilidir.

Türkiye açısından İran sınırı bu nedenle yalnızca güvenlik meselesi değildir.

Aynı zamanda ticaret, ulaştırma, enerji ve lojistik meselesidir.

Kapıköy–Razi hattının karayolu kadar demiryolu açısından da geliştirilmesi bu nedenle önem taşımaktadır. Çünkü modern bir ekonomik koridor yalnızca sınır kapısından oluşmaz.

Demiryolu gerekir.

Lojistik merkez gerekir.

Modern gümrük altyapısı gerekir.

Depolama ve aktarma imkânları gerekir.

Ve bütün bunların birbirine bağlanması gerekir.

Türkiye’nin İran üzerinden doğuya uzanan ticaret yollarını güçlendirmesi, Asya pazarlarına ulaşım seçeneklerini çeşitlendirebilir. Aynı şekilde Nahçıvan üzerinden Azerbaycan ve Kafkasya bağlantısının güçlendirilmesi de Türkiye’nin doğu yönündeki ekonomik hareketliliğini artırabilecek unsurlardan biridir.

Burada mesele tek bir sınır kapısını büyütmek değildir.

Mesele, şehirleri ve yolları birbirine bağlayan bir sistem kurmaktır.

Güney Azerbaycan gerçeği

Bu noktada Güney Azerbaycan meselesine de değinmek gerekir.

İran’ın kuzeybatısında Hoy, Urmiye, Tebriz, Erdebil ve çevresinde Azerbaycan Türklerinin yaşadığı geniş bir coğrafya bulunuyor.

Bu coğrafyanın Türkiye açısından önemi yalnızca siyasi tartışmalardan ibaret değildir. Ortak tarih, dil, kültür, edebiyat, ticaret ve insan ilişkileri bakımından da dikkate değer bir yakınlık söz konusudur.

Ancak kültürel yakınlık ile siyasi sınırlar aynı şey değildir.

Türkiye’nin bu coğrafyayla ilişkisini değerlendirirken tarihî ve kültürel bağları görmek kadar, mevcut devlet sınırlarını ve bölgesel gerçekleri de dikkate almak gerekir.

Asıl önemli olan, kültürel yakınlığın çatışma değil ekonomik ve insani bağlantıların güçlenmesi için değerlendirilmesidir.

Tarihin bize bıraktığı fırsat

Bugün kervanlar yok.

Onların yerini TIR’lar, trenler ve modern lojistik sistemleri aldı.

Kervansarayların yerini lojistik merkezler, eski gümrüklerin yerini elektronik sistemler aldı.

Fakat temel ihtiyaç değişmedi:

İnsanları, şehirleri ve ekonomileri birbirine bağlamak.

Tebriz’in tarihî çarşısı bunun geçmişteki büyük örneklerinden biridir. Bugün aynı coğrafyada modern ulaşım ağları kurulabilir. Tarihin yolları yeniden aynı biçimde kullanılmayabilir; fakat tarihî bağlantıların üzerine çağdaş ekonomik koridorlar inşa edilebilir.

İşte Türkiye’nin doğusunda asıl düşünmemiz gereken mesele budur.

Van’dan Hoy’a…

Hoy’dan Urmiye’ye…

Urmiye’den Tebriz’e…

Tebriz’den Culfa’ya…

Culfa’dan Nahçıvan’a…

Nahçıvan’dan Iğdır’a…

Ve Iğdır’dan Anadolu’ya…

Bu hat, bugünün siyasi sınırlarını aşan bir tarihî coğrafyanın izlerini taşıyor.

Sınır değil, koridor

Türkiye’nin İran sınırı yalnızca Türkiye ile İran arasındaki bir çizgi değildir.

Daha geniş açıdan bakıldığında bu sınır, Anadolu’nun doğuya açılan kapılarından biridir.

Ötesinde Hoy vardır.

Urmiye vardır.

Tebriz vardır.

Culfa vardır.

Nahçıvan vardır.

Iğdır vardır.

Ve daha doğuda Kafkasya, Hazar ve Orta Asya’ya uzanan büyük Asya coğrafyası vardır.

Bu şehirlerin hepsini tek bir siyasi yapı içinde düşünmek elbette doğru değildir.

Fakat onları birbirine bağlayan tarihî yolları, ticari ilişkileri ve coğrafi bağlantıları görmek mümkündür.

Belki de Türkiye’nin doğusuna bakarken sormamız gereken soru artık sadece:

“Sınırımız nerede bitiyor?”

olmamalıdır.

Daha önemli soru şudur:

“Yolumuz nerelere kadar uzanıyor?”

Çünkü tarih bize şunu gösteriyor:

Sınırlar devletleri ayırabilir; yollar ise coğrafyaları birbirine bağlar.

Hoy’dan Van’a, Tebriz’den Nahçıvan’a, Culfa’dan Iğdır’a uzanan hat da geçmişin hafızasıyla geleceğin ekonomisinin buluşabileceği böyle bir koridordur.

Türkiye’nin doğuya açılan kapılarından biri hâlâ oradadır.

Yeter ki biz haritadaki çizgiye değil, o çizginin ötesine uzanan yola bakalım.

Kaynaklar

* UNESCO World Heritage Centre, Tabriz Historic Bazaar Complex. (UNESCO World Heritage Centre⁠)

* UNESCO World Heritage Centre, Silk Roads / Silk Route. (UNESCO World Heritage Centre⁠)

* T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1921 Moskova Antlaşması.

* T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1921 Kars Antlaşması, Nahçıvan’a ilişkin 5. madde.

* T.C. Ticaret Bakanlığı, Kapıköy–Razi ve Türkiye–İran sınır ticareti ve ulaştırma bağlantıları.

Sende Yorumla...
DİĞER HABERLER