TÜRKİYE CUMHURİYETİ FAŞİZME TESLİM OLMAYACAK

CHP İsveç Birliği 20 Kasım Pazar günü düzenlediği üye toplantısıyla, Türkiye’deki gelişmeleri ve güncel sorunları tartıştı.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ FAŞİZME TESLİM OLMAYACAK
TÜRKİYE CUMHURİYETİ FAŞİZME TESLİM OLMAYACAK
Bu içerik 1789 kez okundu.

İSVEÇ POSTASI


CHP İsveç Birliği üye toplantısında Türkiye’de yaşanan ve gelinen son noktalar ağırlıklı olarak tartışıldı. Üyeler söz alarak görüşlerini açıkladılar. Tüm üyelerin görüşlerinde ortaya çıkan temel sorun ülkenin son derece kötü bir yönetim içerisinde olması ve Başkanlık sistemi adı altında bir faşizme sürüklenmesi...

Cumhuriyet ve Evrensel demokrasinin temel değerlerinin hiçe sayılarak Anayasa’nın ayaklar altına alınması...

Toplantı sonrası üzerinde görüş birliğine varılan bir “Basın Açıklaması” hazırlandı. Bu açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.



Basın açıklaması şöyle:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ FAŞİZME TESLİM OLMAYACAK

Türkiye, çeşitli kültürleri içinde barındıran demokratik, laik, üniter bir anayasal cumhuriyettir. Bu cumhuriyeti yaptığı devrimlerle Mustafa Kemal Atatürk kurmuştur.

Türkiye aynı zamanda yüzünü batının çağdaş gelişimine dönmüş, aydınlanma çağının beraberinde getirdiği çağdaş ve bilimsel değerlerle Türkiye toplumunun buluşmasına olanak tanımıştır. Atatürk bununla da yetinmeyerek “Yurtta barış, dünyada barış!” anlayışıyla, kurulan ulus devletin işleyişinde ve bir bütün olarak insanlığın birbiriyle olan ilişkilerinde barışın egemen kılınması gerektiğini temel ilke olarak belirlemiştir.

Ne yazık ki bütün sorunlar kuruluş aşamasında çözülemedi ve temel önceliklerin belirlenmesi gerekliydi. Eksikliklerin giderilmesi ve devrimlerin sürekliliğinin sağlanabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği bu devrimler karşısında çıkarlarını kaybeden küçüklü büyüklü güç grupları tarafından, sürekli olarak engellemelerle karşı karşıya bırakılmıştır. Buna karşın ülkemiz parlementer demokrasiyi günümüze kadar getirmiş ve bununla birlikte Avrupa Birliği’ne üye olma yolunda istekliliğini sürdürmüştür.  

Gelinen noktada ülkeyi yöneten hükümet bugüne kadar getirilen kazanımları yıkmanın eşiğinde ve kararlılığında görünüyor. Erdoğan reisliğindeki AKP ne yazık ki “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini dışlayıp, hem yurt içinde hem de yurtdışı ilişkilerde kutuplaştırma siyasetini yöntem olarak belirliyor.

AKP seçimleri merkezi Pensilvanya’da olan Fethullah Gülen’in dinci hareketinin azımsanamayacak desteği ile kazandı. Erdoğan’ın ya da Gülen’in kendi “dindar karizmaları” ile tek başlarına proje liderliğine soyunduklarını düşünmek de saflık olur. Bir dönem Erdoğan’ın Amerika’nın Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu ve Diyarbakır’ın bu proje dahilinde bir yıldız olacağını defalarca dillendirmesi bu anlamda önemli bir ayrıntıdır.

Irak’ın işgali ve Tunus’la başlayıp Suriye, Irak’taki sonuçları ile devam eden Arap Baharı’nın bu ülkelerin kendi kaderleri olduğu da düşünülemez. Bu ülkelerin diktatör yönetimlere sahip olduğu gerçeği, batılı devletlerin ve IŞİD’in ön plana çıktığı terör örgütlerinin içinde rol aldığı yıkım savaşlarını ve felaket niteliğindeki sonuçlarını haklı göstermeye yetmez. Bu kirli savaşlar zinciri çocuk, kadın, genç ve yaşlı; sivil insanları ne savaş ortamında ne de savaştan kaçış yollarında gözetiyor. Kim bu ülkelerin eskiye göre daha iyi olduğunu veya daha iyi olacağını söyleyebilir? Bu ülkelerin “terörist” ülkeler olduğu ve “demokratikleştirmesi gerektiği” savları ya da gerçeğine dayanarak bu savaşların yürürlüğe koyulması kutuplaşmaları, parçalanmaları artırdığı gibi sahneye yeni terör örgütlerinin çıkmasıyla da sonuçlandı. Bu utancı “ılımlı İslam”ı “Arap Baharı” projesine reçete olarak öneren ve destekleyen bütün ülkelerin taşıması gerekir.

Şimdi parçalanma sırası Türkiye’de mi? Parçalamak kolayca yönetmenin yolu değil mi?  Parçalamak baskılarla, kanla, terörle yani faşizmle alabidiğine kutuplaştırmakla başlar. Parçalanmışlık başka savaşları da tetikler. Ve biliyoruz ki, eğer amaç bölerek yönetmek, insanların ve doğal kaynakların kanını emmek ise, parçalanmanın en kısa fitili etnik milliyetçilik ve dinbaz politikalardır. Parçalanmışlık dayanışmanın düşmanı, özgürlüğün düşmanı ve adaletin düşmanıdır. Parçalanmışlık yalnızlaşma ve kolay lokma haline gelmektir.


Tarih bizlere şu basit gerçeği öğretti ki savaş yalnızca uluslararası silah üreticilerinin kazancına hizmet eder. Öğrendik ki dünya’nın en gelişmiş ülkeleri aynı zamanda en büyük silah üreticileridir. Öğrendik ki rezerv para birimlerinin değeri uluslararası askeri güç dengelerine bağımlıdır. Öğrendik ki özgürlük savaşcısı da olsa IŞİD de olsa, kimse bu askeri güçlerin onayı ve/veya kontrolü olmadan eline silah geçiremez.

Kutuplaştırılan bir Türkiye ve dar alana itilen bir siyasi ortamda biz HDP’nin Türkiye’nin siyasi partilerinden biri olduğunu ve politik çizgisini PKK’nın dış etkisinden bağımsız olarak belirlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Yine düşünüyoruz ki büyüyen bir HDP doğal olarak küçülen bir PKK anlamına gelir ve böyle bir gelişim Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için önemli bir önkoşuldur. PKK’ya mesafe alabilmiş bağımsız bir HDP Türkiye’de sol bir blokun oluşmasının da önünü açabilir. Bu bağlamda, PKK’nın şiddete ve teröre dayalı yöntemlerinin desteklenmesinin Türkiye’deki demokratikleşme potansiyelinin önünü tıkayacağı açıktır.

Merkel’in sığınmacılar üzerinden AKP ile pazarlığı Avrupa Birliği’nin insan haklarına ilişkin ilkelerine gölge düşürmüştür. Aynı zamanda yine Merkel ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’de milletvekillerinin ve gazetecilerin tutuklanmaları konusunda AKP hükümetini kınadığını görüyoruz. Biz bunun tutarsız bir siyaset anlayışı olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de süren baskıların başkanlık rejimine taşınması durumunda Türkiye’den Avrupa’ya doğru başlaması olası bir sığınmacı akınının Avrupa siyasi gündemini de kalıcı bir şekilde zora sokacağı Avrupa devletleri tarafından dikkate alınmak zorundadır. Böyle bir sığınmacı akını karşısında Avrupa Birliği’nin Erdoğan’la tekrar pazarlığa oturması olasılığını düşünmek bile istemeyiz.

Ve Arap Baharının zehirli sarmaşıklarının AKP ve Fethullah Gülen aracılığıyla Türkiye’ye de uzanmış olduğunu görüyoruz. Unutulmamalıdır ki bu zehirli sarmaşıklara karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin bir mücadele ilacı vardır. Bu ilaç Avrupa’nın aydınlanma çağının ve demokratik sosyalizmin ana prensiplerinin dahice biraraya getirildiği ‘Atatürk İlkeleri’dir. Bu ilkeler ışığında Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti tanımını temel almıştır. Buna dayanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin çocukları bütün sorunlarını yurttaşlık temelinde barışcıl ve demokratik araçlarla çözebilir, yurtta barışa dayanan bir yapıyı eşitlik ve dayanışma içinde inşa edebilir. Bu sayede barış içinde yaşayacak bir dünya için de mücadele etme olanağını yakalayabilir. Bunu gerçekleştirebilmenin önkoşulu çocuklarımızın ortak geleceğinin etnik milliyetçilik ve/veya dinbaz siyasetler ile tahrip edilmesinin önüne geçilmesidir. Çünkü bu siyasetler ne yazık ki bizi kanlı bir şekilde parçalıyor.

Yukarıdaki görüşlerin ışığında;


Erdoğan’ın “benim milletim” diye adlandırdığı yüzde 49,5 luk bir oy oranını halkın bütünü üzerinde bir sopa olarak kullanan AKP’nin kutuplaştırıcı, hukuksuz, diktatoryal faşizan yönetimini kınıyoruz!

Basın üzerindeki baskıları, sayısı 140 ın üzerindeki gazetecilerin, köşe yazarlarının tutukluluğunu, Cumhuriyet gazetesine karşı gerçekleştirilen tutuklamaları kınıyoruz!

Milletvekillerinin ve belediye başkanlarının anayasaya aykırı olarak tutuklanmalarını, CHP milletvekillerine, belediye başkanlarına yöneltilen silahlı saldırıları ve tehditleri kınıyoruz!

Ve Türkiye’de ve güzel dünyamızda belirginleşen bu faşizmin gerisinde duran tüm büyük ve küçük güç odaklarını lanetliyoruz!

Yaşasın laik, tam demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve tüm dünya insanlarının çevre duyarlılığı, barış ve dayanışma içinde yaşayacağı, özgür ve eşitlikci bir dünya için mücadelemiz!











Fotoğraflar: Mustafa Başdağ
 

CHP İsveç Birliği Basın Açıklaması üye toplantısı
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN