İSVEÇ POSTASI / Efsane Afşar Sayınqala
Güney Azerbaycan Sugurluk (Taht-ı Süleyman)'tan İsveç’in Uppsala şehrine giden yol; bazen insanın doğduğu yerden başlayan bir yol, hiç beklemediği bir ülkede devam eder.
Benim için o yol Sayınqala’dan başlayıp Sugurluk (Taht-ı Süleyman)'a oradan da İsveç’in Uppsala şehrine kadar uzanıyor.
Çocukluğumda Taht-ı Süleyman’a defalarca gittim. O zamanlar oraya bir tarih kitabının sayfalarına bakar gibi bakmıyordum. Dağları, yolu, taşları ve o tuhaf sessizliği görüyordum. Sayınqala’dan oraya gitmek benim için olağan bir şeydi. Bir çocuğun gözünde yakın bir yerde duran eski bir yapıydı.
Sungurluk (Taht-ı Süleyman)'ta yapılan kazılar
Yıllar sonra, başka bir ülkede, başka bir hayatın içinde, Sugurluk (Taht-ı Süleyman)'un peşinden yeniden gitmeye başladım.
Bu kez yol beni Uppsala’ya çıkardı.
Taht-ı Süleyman’ın İsveç’teki izi
Taht-ı Süleyman yalnızca İran’da bulunan bir arkeolojik alan değildir. Onun kazılarından çıkan bazı malzemeler bugün İsveç’te, Uppsala Üniversitesi’nin Gustavianum koleksiyonlarında da bulunmaktadır.
1950’lerin sonlarında Taht-ı Süleyman’da İsveçli, Alman ve İranlı araştırmacıların katıldığı büyük bir arkeolojik çalışma başladı. Uppsala Üniversitesi’nden arkeolog Bertil Almgren de bu araştırmaların içinde yer aldı. İsveçli arkeologlar 1958–1960 yılları arasında Süleyman’ın zindanı (Zendan-e Soleyman’da ) çalıştılar; 1959’dan itibaren Taht-ı Süleyman kazılarına da katıldılar.
Bugün bu çalışmaların izlerini Uppsala’da görmek mümkündür.
Bu bilgiyle karşılaştığımda benim için Taht-ı Süleyman’ın anlamı değişti.
Çünkü yıllarca gözümün önünde duran o coğrafyanın bir parçası, şimdi yaşadığım ülkenin arşivlerinde ve müze koleksiyonlarında karşıma çıkıyordu.
Sayınqala’dan Taht-ı Süleyman’a giden yolun bir ucu Uppsala’ya kadar uzanmıştı.
Bir arkeolojik alanın ikinci hayatı
Taht-ı Süleyman’ın kendisi zaten olağanüstü bir tarihî katmanlaşmaya sahiptir.
Burası antik kaynaklarda Şiz adıyla bilinen önemli bir merkezdir. Sasani, part, Saka/ iskit döneminde burada büyük bir kutsal alan ve daha sonralar ateş tapınağı gelişmiş, daha sonra farklı dönemlerin izlerini taşıyan bir yerleşim ortaya çıkmıştır.
Fakat benim özellikle ilgimi çeken dönem İlhanlı dönemidir.
Moğolların İran’a gelişinden sonra Taht-ı Süleyman terk edilmiş bir geçmişin üzerine kurulmuş yeni bir merkez haline gelmedi. Aksine, çok daha eski bir kutsal ve siyasal peyzaj yeniden kullanıldı.
İlhanlılar burada büyük bir saray inşa ettiler.
Bu dönemde alan Sugurluk veya benzeri biçimlerde adlandırılıyordu. Sarayın kuzeyinde sivil bir yerleşim gelişmiş, burada küçük bir pazar bulunmuştu. Eski kuzey kapısı ve kutsal alana doğru çıkan eski yol da bu yerleşim düzeninin parçalarıydı.
Böylece Taht-ı Süleyman’ın tarihinde yeni bir katman oluştu:
Sugurluk → İlhanlı saray ve yerleşimi → sonraki Taht-ı Süleyman hafızası.
Bu tarih yalnızca bir sarayın tarihi değildir. Aynı zamanda bir yerin farklı çağlarda tekrar tekrar anlam kazanmasının tarihidir.
Peki Uppsala bunun neresinde?
Tam da burada.
Bir arkeolojik kazı yalnızca kazıldığı yerde kalmaz.
Kazılan taşlar, seramikler, mimari parçalar, fotoğraflar, çizimler ve belgeler araştırmacıların ülkelerine ve kurumlarına gider. Böylece bir coğrafyanın hafızası başka coğrafyalara da taşınır.
Taht-ı Süleyman’ın bir bölümü bugün İran’ın dağlarında, bir bölümü ise arşivlerde, müzelerde ve bilimsel yayınlarda yaşamaktadır.
Uppsala’daki Gustavianum koleksiyonları bu nedenle benim için sıradan bir müze koleksiyonu değildir.
Çünkü ben o yerin kendisini çocukluğumdan biliyorum.
Şimdi onun kazı tarihine, fotoğraflarına ve arkeolojik malzemelerine başka bir ülkede karşı karşıyayım.
Bu oldukça tuhaf bir duygu.
Bir yolun iki ucu
Bazen tarih araştırması insanı beklenmedik yerlere götürür.
Sayınqala’dan Taht-ı Süleyman’a giden yol benim çocukluğumun yoluydu.
Taht-ı Süleyman’dan Uppsala’ya uzanan yol ise benim araştırma yolum oldu.
Bu iki yol aslında birbirinden ayrı değil.
Biri coğrafyanın yolu.
Diğeri bilginin yolu.
Birinde çocukken geçtiğim dağlar, vadiler ve taşlar var.
Diğerinde arkeologların yıllar önce o taşlardan çıkardığı bilgiler, fotoğraflar ve belgeler.
Şimdi yapmak istediğim şey bu iki yolu yeniden birleştirmek.
Çünkü belki de insan bazen doğduğu toprağın tarihini anlamak için önce ondan çok uzaklara gitmek zorunda kalıyor.
Ve benim için şimdilik o yol Uppsala.
O zaman şu soruyu yeniden soracağım:
Taht-ı Süleyman’dan Uppsala’ya kadar gelen bu hikâyenin içinde Sayınqala’nın yeri neresidir?
Benim doğduğum toprakların bir taşı, bir toprağı, kazıdan çıkan bir seramik parçası benden çok önce İsveç’e ulaşmış. İnsan dokunmak ister. Koklamak ister. Ama görmesi bile çok ayrı bir duygu.
* Sayınqala Güney Azerbaycan’ın batısında çok eski bir Türk yerleşim yeridir. Sugurluk şimdiki adı Tahti- Süleyman Sayınqala ile Tikan Tepe arasında olan çok tarihi bir yerdir. İlhanlı döneminde Saray olmuş ve önemli ticaret merkezine dönüşmüş.
