Millet olmak ve devletin bekası
Hakan Güner

Millet olmak ve devletin bekası

Bu içerik 784 kez okundu.

Millet olmak, ulus olmak, kendi rızası ile, içtenlikle, kader ortaklığı yapan, beraber yaşamak isteyen insanların, bu amaçla oluşturdukları ve korudukları değerler bütünüyle olanaklıdır. Bu ahlaki ve siyasi değerler bütünü, bir ülkede bulunan siyasi partilerin görüş ve düşüncelerinden daha yüce bir noktada tutulmak zorundadır. Aksi takdirde, siyasetin seviyesi düşer, milletin bütünlüğünün ve hakimiyetinin koruyucu bir aracı olmak durumunda olan demokratik, laik hukuk devleti çalışamaz olur. Bu durumda devlet mekanizması, hükümeti oluşturan bireylerin ya da grupların çıkarını koruyan bir araca dönüşür. Bugünlerde sıklıkla dillendirilen ‘devletin ve milletin bekası (kalıcılığı) tehdit altına girer.

İktidarı ve muhalefetiyle bir ülke siyasetinin seviyesini belirleyen aslında bir bütün olarak milletin ödün vermediği temel ortak çıkarları ve istemleridir. Hukukun üstünlüğü, adalet, eğitim hakkı, azami geçim şartlarının herkes için garanti altına alınması, iş garantisi, sağlık sigortası, fikir ve ifade özgürlüğü bu ortak istemlerden belli başlı olanlarıdır. Bu ortak istemlerin dışında farklı beklentiler ve görüş ayrılıkları elbette olacaktır.

Bir milleti oluşturan bireylerin birbirlerinin temel haklarını ve özgürlüklerini kayıtsız şartsız savunması, birbirinin derdiyle üzülmesi, sevinciyle sevinmesi, kader birliği etmesi, devlet üzerindeki millet hakimiyetinin de korunması anlamına gelir. Bu da dolayısıyla devletin bekasını temelden korumaktır. Başka bir deyişle millet bir bütün olarak millet olma hasletini, ahlakını koruyamaz ise millet olma özelliğini yitirir ve devletinin bekasını da koruyamaz. Çünkü demokratik bir devlet millet hakimiyeti olduğu için vardır, millet hakimiyeti olmayan demokratik bir devlet olmaz. Milletin bir bölümünü temsil edip diğer bölümünü karşısına alan devlet ise yine devlettir, ancak demokratik bir hukuk devleti değildir. Bu durumda, bir süre sonra kendi taraftarlarını da baskılamak durumunda kalacak bir devlet yapısı ortaya çıkacaktır. Milletin kendi topyekün iradesini koruyamamasının bedeli, yani ‘beka’ sorunu bence budur.

Bu bağlamda Türk halkı ulusal varlığının kaynağı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ana ilkelerinden kopmamak durumundadır. Hangi siyasi ve bireysel görüşten, inançtan, etnik yapıdan gelirsegelsin birbirinin ortak çıkarlarını, mutluluğunu, özgürlüğünü, huzurunu, temel haklarını ahlaksal olarak bütün siyasi partilerin programlarından daha yüce bir noktada tutmalıdır; Bir millet olabilmenin, çağdaş bir ülkede, güvenli şartlarda yaşayabilmenin, çocuklarımızın güvenli bir geleceği olabilmesinin temel şartı budur. Milletin ve milletin koruyucusu ve kollayıcısı olmak görevindeki demokratik, laik hukuk devletinin bekası tam da buna bağlıdır.

Bu nedenle ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ibaresini ilk anayasamızın 1. Maddesi olmasını sağlayan, başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930 da yayımlanan, orta okulve liselerde bir dönem okutulan ‘Vatandaş için medeni bilgiler’ kitabından bazı bölümlerini tekrar okumak gereğini hissettim (aşağıda paylaşıyorum). Sizlerin de okunması dileği ile bütün yurttaşlarımı, siyasi görüşü, inancı, yaşam biçimi ne olursa olsun en içten dileklerimle kucaklıyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

CHP İsveç Birliği Başkanı
Hakan Güner

Milli his (Ulusal duyum)

Bir işin ahlâki bir kıymeti olması, ayrı ayrı insanlardan daha ulvî (yüce) bir membadan sadır olmasıdır (kaynaktan ortaya çıkmasıdır). O memba cemiyettir (toplumdur); millettir.

....

Ahlâk mukaddestir; çünkü, en büyük ahlâki şeniyet (gerçek ahlak) sahibi bir faile (uygulayıcıya) racidir (dayanır). O fail, yalnız ve ancak cemiyettir (toplumdur). Ondan başka bir fail yoktur.

....

Çünkü, vicdanlarımız üzerinde müessir olan (vicdanlarımıza dokunan) ruhî hayat, cemiyetinefradı (bireyleri) arasındaki amel (davranış/etki) ve aksülâmellerden (tepkilerden) teşekkül eder. Filhakika (doğrusu) cemiyet (toplum), kesif (yoğun) bir fikrî (düşünsel) ve ahlâki faaliyet mihrakıdır (odağıdır).

....

Türk milleti, millî hissi; insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında millî hissin yanında insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir (övünç duyar). Çünkü Türk milleti bilir ki; bugün medeniyetin şehrahında (yolunda) müstakil (bağımsız) ve fakat kendileriyle muvazi (koşut/yan yana) yürüdüğü umum medenî milletlerle mütekabil (karşılıklı) insanî ve medenî münasebet, elbette inkişafımıza (gelişmemize) devam için lâzımdır ve yine malûmdur ki; Türk milleti, her medenî millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle (bulgularıyla), ihtiralarıyla (buluşlarıyla/yenilikleriyle) medeniyet alemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hâtıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti insaniyet âleminin samimî bir ailesidir.

....

Bundan sonra müşterek milli fikrin, ahlakın, hissin, heyecanın hatıra ve ananalerinin millet efradında meydana gelmesini ve kökleşmesini temin eden müşterek mazinin, birlikte yapılmış tarihin, vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren müşterek dilin, milletlerin teşekkülünde en mühim âmiller olduğunu bir defa daha kaydettikten sonra millet hakkında, ikinci derece unsurları kale almayarak mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek bir tarifi biz de alalım:

A. Zengin bir hâtıra mirasına sahip bulunan;

B. Beraber yaşamak hususunda müşterek (ortak) arzu ve muvafakatte (rızalıkta) samimi olan;

C. Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete millet namı verilir.

.....

Bir millet teşekkül ettikten sonra, efradının (bireylerinin) devlet hayatında, iktisadi ve fikri hayatta müştereken (birlikte) çalışmak sayesinde vücuda gelen milli harsta (kültür) şüphesiz milletin her ferdinin çalışma hissesi (çalışma payı), iştiraki (paydaşlığı), hakkı vardır. Buna nazaran (bu bağlamda) bir harstan (ulusal kültürden) olan insanlardan mürekkep (oluşan) cemiyete millet denir, dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluruz. Bundan evvel tespit ettiğimiz târiften (tanımdan) mülhem olarak (esinlenerek) diyebiliriz ki milliyet meselesi ferdî (bireysel) ve müşterek (ortak) hürriyet (özgürlük) meselesidir.

O halde meseleyi prensip halinde ifade edelim.

Milliyet Prensibi

Bir milletin, diğer milletlere nispetle (oranla) tabiî (doğal) veya müktesep (çalışmayla sonradan kazanılmış) hususî karakterler sahibi olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet (bütünsellik) teşkil etmesi, ekseriya (çoğu kez) onlardan ayrı olarak onlara muvazi (aynı seviyede/koşut) inkişafa sai (gelişime yetkin) bulunması keyfiyetine (niteliğini taşımaya) milliyet prensibi denilir. Bu prensibe göre her fert ve her millet kendi hakkında hüsnüniyet (iyi niyet), topraklarına bizzat kayıtsız tesahüp (toprak bütünlüğüne saygı) talep etmek hakkına ve hürriyetine maliktir. Bu düstur, bize hangi milletlerin hür, hangilerinin hürriyetinden şu veya bu şekilde mahrum olduklarını, yani millet namını taşımağa lâyık olmadıklarını kolaylıkla gösterir.

........

Devlet

Şimdi, devlet ne demektir, bunu izah ve ifade edelim. Devlet dediğimiz zaman, her şeyden evvelbir insan cemiyeti, bir millet mevcudiyeti anlaşılır.

Milliyet meselesinin ferdî (bireysel) ve müşterek (ortak) hürriyet (özgürlük) meselesi olduğunu biliyoruz. Yani : Bir milleti teşkil eden fertlerin o millet içinde, her nevi hürriyeti; yaşamak hürriyeti, çalışmak hürriyeti, fikir ve vicdan hürriyeti emniyet altında bulunmak lâzımdır.

Kezalik (böylelikle) bir milletin heyeti umumiyesinin her nevi hürriyeti, yani kendi topraklarında, haricin hiçbir müdahale ve tahdidi olmaksızın hür (özgür) ve müstakil (bağımsız) yaşaması ve çalışması lâzımdır. İşte, devlet, gerek fertlerin hürriyetini temin için millet üzerinde bir nüfuza ve gerek millet ve memleketin istiklâlini muhafaza edebilmek için kendine has bir nüfuz (etki alanı) ve kuvvete (güce) malik (sahip) olmalıdır. O halde devlet : "Muayyen mıntıkada yerleşmiş ve kendine has bir kuvvete sahip olan efradın (bireylerin) mecmu (toplam) heyetinden (kurulundan) ibaret (oluşan) bir mevcudiyettir (varlıktır)".

......

Şunu söylemek lâzımdır ki; devlet, bir hukukî mefhumdur. Hakikatte idare edenler hâkimiyeti istimal ederler (kullanırlar/uygularlar) . O halde, devlette idare edenler kimler olmalıdır? Siyasî kuvvetin meşru olabilmesi için, devletin, mücerret hâkimiyeti, fiilen kime tevdi olunmalıdır? İşte bu suallere cevap veren, demokrasi prensibidir.

Demokrasi prensibi

Hâkimiyeti istimal eden (kullanan) vasıta ne olursa olsun, esas olarak, milletin hâkimiyete sahip olmasını ve sahip kalmasını icap ettirir: Bu noktayı, birkaç kelime ile izah edelim :

a) Demokrasi esas itibariyle siyasî mahiyettedir. Demokrasi, bir içtimai (toplumsal) muavenet (yardım) veya bir iktisadî teşkilât sistemi değildir. Demokrasi maddî refah meselesi de değildir. Böyle bir nazariye vatandaşların, siyasî hürriyet ihtiyacını uyutmayı istihdaf eder (hedef almak). Bizim bildiğimiz demokrasi, bilhassa siyasîdir; onun hedefi, milletin idare edenler üzerindekimurakabesi (denetlemesi) sayesinde, siyasî hürriyeti temin etmektir:

b) Demokrasinin birinci hassasiyle müşterek ikinci bir hassası daha vardır. O da şudur: Demokrasi, fikrîdir; bir kafa meselesidir. Her halde, bir mide meselesi değildir. Hükümet prensibi de, bir adalet muhabbetini ve ahlâk fikrini icap ettirir. Demokrasi, memleket aşkıdır, aynı zamanda babalık ve analıktır.

c) Demokrasi, esasında ferdîdir (bireyseldir); bu vasıf vatandaşın hâkimiyete,insan sıfatiyle (insan olma özelliği ile), iştirak etmesiyledir.

d) En nihayet, demokrasi, müsavatperverdir (eşitlikçidir); bu vasıf, demokrasinin, ferdi olması vasfının zarurî bir neticesidir. Şüphesiz bütün fertler aynı siyasî hakları haiz olmaktadırlar. "Demokrasinin bu ferdî ve müsavatperver (eşitlikçi) vasıflarından, umumî (genel) ve müsavi (eşit) rey prensibi çıkar."

Cumhuriyet

"Demokrasinin, bütün manasiyle, ideali, milletin heyeti umumiyesinin, aynı zamanda, idare eden vaziyette bulunabilmesini, hiç olmazsa, devletin son iradesini, yalnız milletin ifade ve izhar etmesini (göstermesini) ister." Maatteessüf (ne yazık ki), milletlerin, kesreti nüfusu (çoğunluğu), fikrî terbiye (düşünsel eğitim) dereceleri, idealin tatbikinde (ülkünün uygulamasında); büsbütün idealden mahrumiyeti mucip (ülküden uzaklaşmaya neden) olabilecek ihtiyatsızlıklardan içtinabı muciptir (kaçınmayı gerektirir). Binaenaleyh (bu nedenle), demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıkî tatbikini (mantıklı uygulamasını) temin eden (sağlayan) hükümet şekli, cumhuriyettir.

.......

Cumhuriyette, Meclis, Reisicumhur ve hükümet, halkın hürriyetini, emniyetini ve rahatını düşünmek ve temine çalışmaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar, bilirler ki, kendilerini iktidar ve salâhiyet mevkiine, muayyen bir zaman için, getiren irade ve hâkimiyetin sahibi olan millettir; ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine, saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Millete karşı vaziyet ve vazifelerini suiistimal eyledikleri takdirde, şu veya bu tarzda, millî iradenin, kendi haklarında dahi tecellisine maruz kalabilirler. Millet tarafından, millet namına, devleti idareye mezun kılınanlar için, icabında millete hesap vermek mecburiyeti, lâubalilik ve keyfî hareketle telif (yan yana getirilmesi) kabul edemez.

Mustafa Kemal Atatürk

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
ATATÜRK STOCKHOLM VE MALMÖ’DE ANILDI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI
İSVEÇ ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ CUMHURİYETİ’N 95’İNCİ YILINI COŞKUYLA KUTLADI