İSVEÇ POSTASI
Altı Ok’tan arınma
Naim Babüroğlu
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)...
9 Eylül 1923’te, Atatürk tarafından kuruldu.
Cumhuriyet’in ve ulus devletin mimarı...
Laik hukuk düzenini hayata geçiren parti...
Cumhuriyet’in sigortası...
★★★
Partinin pusulası belliydi:
Altı Ok...
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devrimcilik, Devletçilik...
Bu altı ilke, sadece bir parti programı değildi.
Yeni Türk Devleti’nin kuruluş felsefesiydi.
★★★
Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken yönünü Osmanlı’ya değil, çağdaş dünyaya çevirmişti.
Saltanat ve Halifelik kaldırıldı.
Şeri hukuk yerine, laik hukuk...
Ümmet anlayışının yerine, ulus devlet...
Kul yerine, yurttaş kavramı getirildi.
Atatürk, Cumhuriyet’in yönünü şöyle tarif ediyordu:
“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur.”
Cumhuriyet’in rotası açıktı.
Geçmişe değil...
Altı Ok doğrultusunda geleceğe...
★★★
Aradan yıllar geçti.
Atatürk...
İnönü...
Ecevit...
Baykal...
★★★
Ve 2010...
22 Mayıs 2010’da Kılıçdaroğlu genel başkan seçilir.
Ve “Yeni CHP” söylemini ortaya atar.
Oysa, CHP’nin “yenisi”, “eskisi” yoktu.
Partinin değişmeyen kimliği, Atatürk’ün belirlediği ilkelerdi.
Partinin programı değişebilir...
Kadroları değişebilir...
Ama Cumhuriyet’in temel sütunları değiştirilemezdi.
Ahmet Taner Kışlalı’nın, “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür” sözü, çok açık değil mi?
“Kemalizm, benim yerimde benden ileri olmaktır” demedi mi?
Devrimcilik ilkesi, Kılıçdaroğlu’na yetersiz mi geldi.
★★★
Kılıçdaroğlu...
2010-2023 yılları arasında, 13 yıl boyunca partinin genel başkanlığını yürüttü.
13 yılda, 13 seçim kaybetti.
13 yılda, 13 savaşta yenildi.
Fakat asıl sorun, seçim sonuçlarından ibaret değil...
CHP’nin, kuruluş felsefesinden yani Atatürk’ten uzaklaşmasıydı...
★★★
Geldik 2014’e...
Cumhurbaşkanı ilk kez halk tarafından seçilecekti.
CHP’nin önünde tarihî bir fırsat vardı.
Partinin kendi içinden, Cumhuriyet değerlerini temsil eden güçlü bir aday çıkarması bekleniyordu.
Varlığıyla onur duyduğumuz, Eskişehir’i Avrupa kentinin ilerisine taşıyan ve seçimi kazanması neredeyse kesin olan Yılmaz Büyükerşen vardı.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin çizgisinde bir aday yerine, MHP ile ortak bir aday belirledi.
Ekmeleddin İhsanoğlu...
Atatürk’ün ilkeleriyle ve Altı Ok’la ilgisi olmayan...
Ama Kılıçdaroğlu farklıydı, onun CHP’si de yeniydi...
Beklenen oldu, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetti.
★★★
2016...
Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına destek verdi.
Ve bugünün taşlarını döşedi...
★★★
2017...
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kritik halk oylamalarından birine gidiyordu.
16 Nisan 2017 anayasa referandumu, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçişi öngörüyordu.
Sandıklar kapandı.
Sayım sürerken...
Yüksek Seçim Kurulu, tarihte ilk kez mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına karar verdi.
Muhalefet partileri, bu kararı sert biçimde eleştirdi.
Kılıçdaroğlu tepki göstermedi, yasal süreci bile başlatmadı.
Oysa mühürsüz oylar olmasaydı, seçimi muhalefetin adayı kazanıyordu.
Kılıçdaroğlu farklıydı, yönettiği CHP de yeniydi...
Olan Atatürk’e ve Cumhuriyet’e olmuştu.
Makalenin devamını okumak için linki tıklayınız:
