MİLLİ MÜCADELE Mİ, KURTULUŞ SAVAŞ MI?
Mustafa Sönmez

MİLLİ MÜCADELE Mİ, KURTULUŞ SAVAŞ MI?

Bu içerik 404 kez okundu.

Sevgili okurlar, biraz fikir jimnastiği yapalım. Kavramlarla uğraşmak zorlama tanımlamalar yaparak kaos yaratmak her halde biz Türklere özgü olsa gerek. Mücadele ve savaş aynı anlamda mıdır? Ya reform ile devrim arasındaki fark nedir? Tartışma ve polemik aynı anlamları mı içerir?

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Hürriyet gazetesinden Ebru Karatosun’a konuşmuş. Tarih kitaplarından ”Kurtuluş Savaşı” ifadesini çıkararak yerine ”Milli Mücadele” ibrasini kullanacaklarını söyleyerek: “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” demiş. Osmanlı ve daha önceki devletlerimizi yok sayan ya da inkar eden bir tutum içerisinde miyiz? Hayır, çağının koşullarına göre kendini geliştiremeyen ve yok olmayla karşı karşıya kalan bir imparatorluğun küllerinden kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile kavganız nedir? Neyi değiştirmeye çalışıyorsunuz? Ne yazık ki Türk toplumu özellikle de son 25 yılldır masal dinlemeye alıştırıldı.

5 Haziran’da İsveç’i ziyaret eden TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, oradaki 50 – 60 kişinin katıldığı Türk toplumuna 20 -25 dakikada ülkemizin her yönüyle kalkınmış, refah düzeyi yüksek ve gelişmiş ülkeler arasında çok iyi bir konumda olduğu masalını anlatmıştı. Ne hikmetse, AKP’li yetkililer masal anlatmaya pek merak sardılar. Dinleyiciler bol olsun…

Kendi tarihinden ve ülkesinin gerçeklerinden habersiz bir de adı üstünde Milli Eğitim Bakanı olur mu? Bu badem bıyıklı medrese özentili bakana Atatürk’ün ”Nutuk ”adlı yapıtını satır satır üzerinde düşünerek okumasını ve ondan sonra konuşmasını öneririm.

Büyük Önder Mustafa Kemal Paşa ne diyor Nutuk’ta:

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı toprakları tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele, bunun da paylaşımını sağlamaya çalışmaktan ibaretti…” 

Atatürk, Samsun’a çıktığı zaman ki manzarayı ise şöyle tanımlıyordu:

1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir: Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.

Damat Ferit Paşa 'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı. Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul' da. Adana iIi Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette.

Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâl Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusuda İzmir'e çıkartılıyor.”

Mustafa Kemal Paşa daha Samsun’a ayak basmadan ülkenin kurtuluşunun Anadolu’da olduğu görmüş ve arkadaşlarıyla İstanbul’daki 6 ayını bu yönde toplantılar yaparak geçirmişti. Anadolu’ya geçişin yollarını arıyordu. O fırsatı da yakaladı ve iyi bir biçimde değerlendirdi. Samsun’a ayak bastı.

Böylece kurtuluşu sağlayacak yolun temel taşlarını yavaş yavaş döşemeye başlıyordu. Önce Havza ve arkasından Amasya. Henüz orduları dağıtılmamış, silahlarını teslim etmemiş komutanlara birer birer telgraflar çekerek, askerlerini terhis etmemelerini bildirdi.

22 Haziran 1919 tarihinde Amasya Genelgesi’ni hazırlayarak yanında bulunan kuvvet komutanlarıyla birlikte imzaladı. Genelge de ne diyordu: ”Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Ulusal direnişin simgesi bu genelgenin sloganı ”Ya İstiklâl, Ya Ölüm” bunun anlamı nedir? Ya kurtulacağız ya da bu yolda öleceğiz… Bu söz ulusal egemenliğimizin ve Cumhuriyetimizin temel taşı olarak da tarihe geçmiştir.

Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Tom Barrack efendi buyurmuşlar ve ”Osmanlı’daki millet sistemine dönün” demiş. Amaç; Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak ve federe devletlere dönüştürmek. Aynı zamanda Suriye ve Orta Doğu temsilcisi de olan bu büyükelçi kendisini sömürge valisi sanıyor. Emir üstüne Türkiye’ye öğütler yağdırıyor. Bizimkiler ise zevkten dört köşe… Osmanlı sistemi de, Osmanlı sistemi?..

İktidarın amacı kendi geleceğini korumak ve garanti altına almak istiyor. Bu nedenle de eğitim sistemini kendi felsefesine göre biçimlendirerek değiştirmek ve okulları kendinin arka bahçesi yapmak peşindedir. Osmanlı üzerinden Atatürk’le bir hesaplaşma içerisindedirler. Okullara Arapça ders saatleri koyarak, harf ve dil devrimini eleştirmeleri bundandır.

Türk Cumhuriyeti’ne ve değerlerine inanların bir tek görevi vardır. Bu iktidardan ya da ”tek adam” sisteminden kurtulmak için sandık başında bir kurtuluş savaşı vermesidir. Bunu başardımız an Türkiye’nin çehresi de değişecektir.

Yazımı Atatürk'ün Nutuk'taki şu sözleriyle bitiriyorum: ”Milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleneklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır. (1923)”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN