İSVEÇ POSTASI

KAMUOYUNA VE BASINA
31 Mayıs 2026 tarihinde Stuttgarter Nachrichten gazetesinde yayımlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün Tartışmalı Mirası” başlıklı yazıda yer alan birçok değerlendirme ve sonuca katılmadığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.
Söz konusu yazı, ilk bakışta dengeli bir tarihsel değerlendirme görüntüsü verse de, içeriği incelendiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel rolünü küçülten, tartışmalı iddiaları kesinleşmiş gerçekler gibi sunan ve okuyucuyu belirli bir siyasi sonuca yönlendiren tek taraflı bir yaklaşım sergilemektedir.
Mustafa Kemal Atatürk yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değildir. O, işgal altındaki bir ülkenin bağımsızlık mücadelesine önderlik etmiş, emperyal paylaşım planlarını boşa çıkarmış, ulusal egemenliğe dayalı modern bir devlet kurmuş ve gerçekleştirdiği reformlarla çağdaş Türkiye’nin temellerini atmıştır.
Yazıda Atatürk’e yönelik toplumsal saygı ve bağlılık “kişi kültü” olarak tanımlanmaktadır. Oysa bağımsızlığını kazanmış birçok ülkede kurucu liderlerin toplum hafızasında özel bir yere sahip olması olağan bir durumdur. Bu olgunun peşinen “kişi kültü” olarak nitelendirilmesi tarafsız bir tarihsel değerlendirme değil, siyasi bir yorumdur.
Aynı şekilde, Atatürk’ün mirasının sorgulanmasını engellediği iddia edilen 5816 sayılı yasa üzerinden yapılan değerlendirmeler de eksiktir. Söz konusu yasa tarihsel araştırmaları veya bilimsel eleştirileri değil, hakaret ve nefret içerikli saldırıları cezalandırmaktadır. Kanunun uygulanış biçimi elbette tartışılabilir; ancak bunun “insanların Atatürk nedeniyle hapse girmesi” şeklinde sunulması objektif bir yaklaşım değildir.
Yazıda Atatürk, “dini ve etnik azınlıkları baskı altına alan bir otokrat” olarak tanımlanmakta, ardından da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile benzer özellikler taşıdığı ileri sürülmektedir. Bu yaklaşım tarihsel gerçekleri göz ardı etmektedir. Bir yanda saltanatı kaldıran, ulusal egemenliği esas alan, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan, laik hukuk sistemini kuran ve eğitimi çağdaşlaştıran bir kurucu lider; diğer yanda farklı bir yüzyılın, farklı koşulların ve farklı siyasal yapının aktörü bulunmaktadır. Tarihsel bağlamdan koparılan bu tür karşılaştırmalar bilimsel analiz değil, siyasi değerlendirmelerdir.
Dersim olaylarına ilişkin bölüm ise ciddi eksiklikler ve tek taraflı yorumlar içermektedir. Olaylar yalnızca devletin eylemleri üzerinden anlatılırken, genç Cumhuriyet’in karşı karşıya kaldığı silahlı ayaklanmalar, bölgedeki otorite sorunları ve dönemin güvenlik koşulları tamamen göz ardı edilmektedir. Ayrıca tarihçiler arasında hâlen tartışmalı olan birçok konu kesinleşmiş gerçekler gibi sunulmaktadır. Tarihsel olayları bütün boyutlarıyla ele almak yerine tek bir anlatıyı mutlak gerçek olarak aktarmak, akademik tarafsızlıkla bağdaşmamaktadır.
Daha da dikkat çekici olan husus, henüz içeriği kamuoyuna açıklanmamış bir opera eseri üzerinden şimdiden suçlayıcı bir tartışma zemini oluşturulmasıdır. Sanatın görevi tarihsel kişilikleri peşin hükümlerle mahkûm etmek değil, farklı yönleriyle anlamaya ve tartışmaya açmaktır.
Atatürk’ün mirası elbette tartışılabilir, incelenebilir ve eleştirilebilir. Ancak bu tartışmaların tarihsel bağlamdan koparılmadan, doğrulanabilir veriler ışığında ve ideolojik önyargılardan uzak biçimde yürütülmesi gerekir.
Bizler, tarihsel şahsiyetlerin karalanmasına da kutsallaştırılmasına da karşıyız. Ancak modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya tarihindeki yerinin, tek taraflı siyasi yorumlarla gölgelenmesine de sessiz kalmayacağız.
Saygılarımızla,
Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu (ADDP)
