ABDULLAH YÜCEL KİTABI VE FOTOĞRAFIN ARKASINI GÖREBİLMEK
2010 yılı bitmek üzereydi. İsveç Türk Üniversiteliler ve Akademisyenler Derneği (TSAF)’ın yönetimine yeni girmiştim. Kendi lokali olmadığından, ilk toplantılarımızı Gençlik Federasyonu lokalinde yapıyorduk. Türklerin kümelendiği bölgelerin aksine kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, Stockholm şehrinin merkezinde fakat ayrı bir bölge olan Kungsholmen’de olan lokale ilk gidişim olmasından dolayı lokale girmek için öncelikle dış kapıda bir hapishanenin girişini andıran şekilde demir parmaklıklarla çevrili sarı binadan, Gençlik Federasyonu’nun olduğu binaya kodlu bir giriş kapısının olması ilgimi çekiyordu. Tıpkı, demir parmakliklarla çevrili postanenin girişi gibiydi. Tek eksik giriş kimlik kartımdı. Giriş kapısının kodunu yazdıktan sonra Gençlik Federasyonu’nun lokali olduğu binaya varmak için belirli bir mesafe kat etmek gerekiyordu. Bahçede kapı kapı gezdikten, akla karayı seçtikten sonra gireceğimiz binayı bulduk. Merdivenlerden bitap; lokalin hemen girişinin sol tarafında bir oda dolusu kitap, gençlere hitap etmiyordu. Hemen oda çıkışında çalışma bürosunun girişine bakan, Gençlik Federasyonu’nun değişik etkinliklerini yansıtan ve gençlerin fotoğraflarıyla dolu anılarının olduğu bir camekan çerçevelenmişti. O kadar fotoğraf vardı ki, karınca duası okur gibi camekanda bir göz gezdirdim. Fotoğrafların birisinde – 1990’lı yılların ikinci yarısında - Visättra Sportcenter’de Gençlik Federasyonu’nun düzenlediği sadece futbol turnuvasının kapsadığı 19 Mayıs Etkinliğinde Flemingsberg takımının hatıra fotoğrafında futbolcular arasında bende vardım. Gençlik Federasyonu’ndaki görevli, “Bizde böyle herkesin fotoğrafı var” vurgusunu yaptı ve artık toplantı vakti gelince herkes çalışma bürosunun olduğu yerden, sol taraftaki toplantı odasının yolunu buldu. Toplantı çıkışında, gözüm, yine sol tarafta olan, duvardaki asılı EuroTurk dergilerine takıldı. Teker teker bütün dergilerinin yıl ve sayılarını taradıktan sonra derginin bazı sayılarına oradan ulaşamayacağım kanaati oluştu. Eksik olanları nereden tamamlayabilirdim?
Derken, tıpkı o Gençlik Federasyonu’nun binasına girmek için demir parmaklıklar arkasında beklediğim gibi, bende 1993 yılında, henüz 8 yaşındayken, Flemingsberg semtinde İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu’nun düzenlediği 19 Mayıs Etkinliğinde bizim Flemingsberg semtinin takımının turnuvada futbol oynamasını ve tellerle çevrili futbol sahasının ardında kupayı kazanmamızı seyretmiştim. Yani, Gençlik Federasyonu’nun bir evveliyatı vardı. İTİDF’nin yayın organı Yeni Birlik çıktığında devamlı posta kutumuzdan evimize atılırdı. O eski Yeni Birlik’lere nasıl ve nerden ulaşabilirdim?
25 yaşındaydım. 5 yıl sonra göçün 50.yılı olacaktı. Yani, göçün yarısı kadardım. Şimdiden çalışmalarıma başlamıştım. Yine şehir merkezinde olan fakat ayrı bir bölgede yer alan Östermalm’de yine sarı bina olan Kraliyet Kütüphanesi’ne ziyaretim gittikçe sıklaşıyordu. Bütün Yeni Birlik’leri tarıyordum. Hatta Yeni Birlik öncesi dergileri de. Yeni Birlik dergisini baştan sona taramak ve bütün fotoğraflara bakmak, sanki İsveç’teki Türkleri sessiz sinemada seyredercesineydi. Yeni Birlik’teki fotoğrafları taramak, bir sahilde kum tanelerinden kıyıya ulaşmak ve sahilden deniz manzarasını seyretmek gibidiydi. Araştırmacılık da aynı böyleydi.
Arşivden sadece yazıları değil, binlerce fotoğrafı analiz ediyordum. Hepsini bir dosyada arşivlememin yanı sıra digital olarak da bir hafıza diskinde tasnif ediyordum. Örgütlenme konusuyla uğraşırken içerisinden ikinci bir konu çıkmıştı. Aralarından Abdullah Yücel’in tek tük yazıları, anıları, şiirleri ve fotoğrafları göze çarpıyordu. İTİDF’nin kurucuları arasında olan ve üye sayısı olarak geçmişten gelen önemli bir yere sahip olan Fittja’daki Botkyrka Türk İşçi ve Kültür Derneği de 1973 - 1986 yıllarını kapsayan kendi albümünü gelecek nesillere aktarmak üzere kalıcılaştırmıştı. Albümün hazırlayıcılarından ve hazırlandığı dönemden sorumlusu olan bir büyüğümüzün vesilesiyle albüm bana ulaştı. Albüm kapağındaki fotoğraf hemen dikkatimi çekti. Bir kongreden Abdullah Yücel’in profili ve dernek aktivisti portresi çıkıyordu. Keza yine, albümün içinde dernek etkinliklerinde Abdullah Yücel, Fittja’da camii cemaatiyle birlikteyken, sahneden konuşma yapıyorken, Botkyrka futbol takımıyla hatıra fotoğrafı çektirirken, folklor oynarken, İTİDF’nin düzenlediği futbol turnuvasında elinde bir değnek ile düzeni sağlamaya çalışıyorken, turnuvada kazanırken gençlerle sevinç gösterisinde bulunurken vs. hepsi federasyondan (İTİDF)’den değerli bir fotoğrafçı abimizin objektifindendi.
Abdullah Yücel araştırması vesilesiyle kartopu tekniği yöntemiyle 30 söyleşi yapmıştım. O dönem 2013 yılında başladığım araştırmama Ocak ayında hemen o değerli fotoğrafçı abimizle Solna’da ikamet ettiğinden, bende Solna’da çalıştığımdan dolayı, Solna Centrum’da bir yemek arası görüşüp bir söyleşi gerçekleştirmiştim. İlk söyleşi federasyonlaşma, dergi ve kendi deneyimleri ağırlıklıydı. İkinci görüşme ise 2013 yılının Eylül ayında doğrudan fotoğrafları ve Abdullah Yücel konuluydu. Bu kez daveti üzerine evinde buluştuk. Neredeyse bütün fotoğraflarını kendi açısı ve anlatımı üzerinden dinleme şansını yakalamıştım. Bu süreci onun kendi gözlemi ve objektifi açısından görmek istiyordum. Özellikle Botkyrka Türk İşçi ve Kültür Derneği’nin 1973-1986 albümü neredeyse tamamen onun çekmiş olduğu fotoğrafları kapsıyordu. Fotoğraflarında o dönemin atmosferini yakalamıştı. Eşi ve kendisi tam bir örgütlenme emekçileriydi. Epey uzun bir görüşme olup, akşam yemeğine kalıp, oldukça misafirperver ve cana yakın eşi de üstelik üzeri ceviz ile serpili kabak tatlısı ikramında bulunmuştu.
Sohbet tekrar fotoğraflara dönmüştü. 1980 yılından Yeni Birlik’te Abdullah Yücel ile ilgili “İsveç’te bizler” diye bir söyleşisi vardı, “Botkyrka Türk İşçi ve Kültür Derneği’nin 1973-1986 albümündeki senin çektiğin fotoğraflar arasında Abdullah Yücel’in başka fotoğrafları var mı?” diye sordum. Hatta kendi dosyasında olduğu kadar negatifleri bile elime alıp havada ışıkların arasında bakmaya çalışıyordum, bir şey bulur muyum diye. Baktıklarımın dışında daha negatifler olduğunu söyledi. “Onlara da bakmak isterdim...” diye yanıtladım. Zaman yetmedi. Fırsat olmadı. Akşam olup hava kararmaya başladı. Gitmeden federasyonlaşma sürecinde, imalathanesi olan kendi evlerinde kırk kanaat basılı hale getirdikleri, 1977-1979 yıllarında ikinci bir federasyon olan İsveç Türkiye İşçi Dernekleri Federasyonu (İŞDEF)’in yayın organı olan Sıla dergisinin orijinal halindeki sayılarını araştırma süreci için bana vermişlerdi. O dergiler hala evimde saklı duruyor.
Aradan bir yıl geçmişti. Abdullah Yücel tezim üniversitede kabul edilip yayınlanmıştı. İlgi duyanlara paylaşmak bakımından Facebook sayfamda kitap çalışması ve araştırmam için, Abdullah Yücel’in büyük oğlu Fuat Yücel’in kişisel albümünden, babasının aynı kıyafetlerini yansıtan birkaç fotoğraf göndermişti, onlardan bir tanesini paylaşmıştım. Tez sonrası da Aydınlık gazetesinin İsveç temsilciliğinin internet gazetesinde yapılan bir söyleşide aynı fotoğraf ikinci kez paylaşılmıştı. Fotoğrafta, Abdullah Yücel, sırtı Fittja tren istasyonuna dönüktü ve yüzü ise Türk derneğine dönüktü. Sembolik açıdan heykel gibi durmasından dolayı jenerik bir fotoğraftı. Birkaç ay sonra kitap çalışmam basılmaya hazır hale gelince bu fotoğrafı kapak fotosu olarak tercih etmiştim. Kitap çalışmamda yararlandığım bütün fotoğrafların kaynağını belirtmiştim. Fotoğraf kaynakçasında özenle fotoğraflara nereden ulaştığıma işaret ediyordum; fotoğrafları kimin çektiğine ve başlangıç olarak kime ait olduğuna dair değil. Kitapta kapak fotosunu Fuat Yücel’den elde ettiğim için kaynak olarak onu belirttim. Kitap basıldı ve yayınlandı.

İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyon'a yıllarca emek vermiş iki cefakar insan Güliz ve Behçet Holago (foto: Kürşat Demirkazık)
Kitap basıldıktan ve yayınlandıktan hemen sonra 12 Şubat 2015 tarihinde 50.yıl Anma Etkinlikleri’nin açılış gecesinde kendi arşivinden fotoğraf sunumu yapacak olan değerli fotoğrafçı abimiz, negatifleri anca yetiştirebilmişti. Koşuşturma arasında kitap basıldıktan ve yayınlandıktan sonra Abdullah Yücel ile ilgili “yeni” fotoğraflar çıkıverdi. Çıkanlar arasında o malum kapak fotosu da çıktı. Araştırmacılık hep böyledir. Bir sınırlandırması vardır; hep eksik kalır, yeni bir açı verir ve sonsuzdur. Dolayısıyla göçün 50.yılı aşamasında, mesele, BEHÇET HOLAGO’yu anlamak ve fotoğrafın arkasını görebilmektir. Araştırmam sırasında Abdullah Yücel’in arşivinde 100’lerce fotoğrafı tararken hep fotoğraf arkası yazısını merak etmiş ve önemsemişimdir. Yeni yayınlanan, “Abdullah Yücel: İsveç’te Bir Türk Öncüsünün Hayatı” adlı kitap çalışmam vesilesiyle de BEHÇET HOLAGO’nun fotoğraf arkası yazılarını yazmak icap etmekte ve bunu bir görev bilmekteyim.
BEHÇET HOLAGO’ya kitabıma renklilik katan, zenginleştiren ve çalışmamdaki anlatımlarla örtüşen kendisina ait olan fotoğraflarından dolayı sonsuz teşekkürlerimi iletirken, emeği her zaman yücelteceğimi ve fotoğraflarını kaynak belirtilmesi koşuluyla bir miras olarak kabul ettiğimi bildiririm.
Emrah SÖNMEZ
Flemingsberg
2015.02.22.
