ÖĞRETMEN VE TERS KELEPÇE
Mustafa Sönmez

ÖĞRETMEN VE TERS KELEPÇE

Bu içerik 275 kez okundu.

Sayın okurlar bir düşününüz, kendi kendinizi sorgulayınız? Ülkemizde öğretmenlerimizin çektikleri ya da yaşadıkları durumu açıklayabilir misiniz? Bu köşenin bir yazarı ve emekli bir öğretmen olan ben; büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün barış zamanında en önemli ve güçlü ordum dediği “Eğitim Ordusu”nun yaşadıklarını anlamakta çok güçlük çekiyorum.   

Tüm dünya biliyor ki, bir ülkenin kültürel ve düşünsel yönden gelişmesinin önemli kaynağı kuşkusuz eğitimdir. Bu nedenle Atatürk de bir ülkenin çağdaşlaşmasını ve gelişmesini kültüre dolaysıyla eğitime bağlar. Rönesanstan itibaren batı gelişmesinin kaynağı düşün insanlarıdır. Papalığın “Engizisyon Mahkemeleri”nde yargılanmışlar, giyotinde idam edilmişler, yakılmışlar ama, arkadan gelenler bu duruma boyun eğmemişlerdir. Batı, bugün gelişmişliğini bu insanlara borçludur.

Ülkemizde en çok ezilen, horlanan, kafasına yular takılan ya da geçirilen, oradan oraya sürülen bu ülkenin cefakar, fedakar öğretmenleri olmuştur. Bu hiçbir zaman unutulmamalıdır!..

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlere büyük görevler düştüğünü şu sözleriyle açıkça ortaya koyar: “Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş alanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır. Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenlerin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.

Öğretmenler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.”

Büyük önder Atatürk, her vesileyle çağdaş uygarlığı yakalamanın yolunu kültürel yönden ulusal gelişmeye ve önemine bağlar. Der ki; “Az zamanda çok büyük işler yapan ulusumuzun, ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarması, hayal değil, hedef sayılmalıdır. Fakat yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak zorunda ve kararındayız. Yurdumuzu en bayındır ve en uygar ülkelerin düzeyine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız.” 

Bugün ülkemizde haklarını arayan, bunun için direnen, açlık grevlerine yatan öğretmenlerimize yapılan baskıları, eziyetleri, aşağılanmaları kabul etmek olanaksızdır. Milli Eğitim Bakanlığı ne yaptığını bilmek durumundadır. Bu zulm öğretmenlere uygulanamaz. Öğretmenlerin sesine kulak tıkamakla sorunlar çözümlenemez.

Biz öğretmenler darbe döneminde eziyetler çektik ama yılmadık. Bu nedenle yaşadığım ve unutamadığım bir müfettiş denetimini kısaca özetliyerek anlatmak istiyorum: Edirne’de edebiyat öğretmeni olarak görev yapıyorum. 1983 Kasım ayın son günleri ve lisemize müfettişler geldiler. Derslerimize girmeye başladılar. Beni üç gün denetleyen müfettiş son ders çıkışı koridorda bana parmak sallayarak, “Hocam, ne yaptığınızı biliyor musunuz” diye yüksek sesle sordu? Ben de “Birşey mi oldu” dedim. Yine yüksek sesle, “Gel benimle müdür odasına” dedi.

Müdürün odasına girdik. Ona da parmak sallayarak, “Bu öğretmenine dikkat et” dedi. Müdür şaşırdı ama, birşey söylemedi. Bana dönerek, “Sırf bana inat olsun diye mi, Türkçe kelimeler kullanıyorsun” dedi. Bu kez şaşırma sırası bana geldi. “Beyefendi” dedim. “Ne kullanacaktım. Ben Türküm ve dilim Türkçe” dedim. “Olmaz efendim, şu şu kelimeleri kullanamazsınız?” Dolaysıyla aramızda dil ve Türkçe sözcükler üzerine bir tartışma başladı. İşin içinden çıkamayan müfettiş bana, “Ben buraya bakanlığının tüm yetkisiyle geldim. Seni Kars’a sürerim” dedi. Ben de, “Sürebilirsiniz, orası da vatan toprağı, bayrağımız dalgalanıyor ve öğrencilerimiz orada da var, bir bavul kitapla geldim. Oraya gider ve orada da burada kullandığım sözcükleri kullanırım” dedim. Müfettiş küplere bindi ve bağırarak beni müdür odasından attı. Bu bağırtıyı hâlâ unutamıyorum.

Netice de beni sürmedi ama, on gün sonra kendimi İsveç’in Malmö kentindeki Yüksek Öğretmen Okulu’nda Türkçe Anadil Öğretmenlerine ders verirken buldum.  İsveç’te 40 yıllık öğretmenliğim sırasında gerek amirlerimizden gerekse öğretmen arkadaşlar ve öğrencilerimden gördüğüm sevgi ve saygıyı da anmaktan geçemiyorum.

Hakları için mücadele eden çağdaş öğretmenlerimize ters kelpçe takılmasına sessiz kalan, polislere ters kelepçe vurmaları için emir veren emniyet amirlerini şiddetle kınıyorum.

Ters kelepçe öğretmenlerimizi utandırmaz ama, vurduranların utanması gerekir, eğer vicdanları varsa...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN