Türk dilbilimcileri içinde en büyüklerinden biri şüphesiz ki Atatürk’tür. Milli varlığının devamının dilin korunmasından geçtiğini kavramış ve Türk dili üzerine araştırmalar yapmıştır. Tüm Türk lehçelerinin sözlüklerini okumuş, lehçelerini incelemiş ve bütün devlet işlerinin yanında Türkçe üzerinde de çalışmalar yürütmüştür. Dilimizin öz kaynakları ve temelleri üzerinden, ortak bir Türkçe kurmayı hedeflemiştir. Türkçe konusunda çok hâkim olan Atatürk’ün Türkçe üzerindeki bütün tespitleri çok önemlidir. Bazılarını anımsayalım,
"Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe’dir."
Atatürk, bir başka sefer Türkçe hakkındaki görüşlerini şu şekilde belirtmiştir:
"Türk Dili zengin, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir. Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği, güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar. "
Bu sözlerden şu sonuçlar çıkmaktadır;
1 Türkçe, zengin ve kavramları çok güzel anlatma yeteneğine sahip bir dildir.
2 Türkçe’ye, hâk ettiği şekilde özen gösterilmeli ve üzerinde durulmalıdır.
Nedir Türkçe’nin zenginliği diye soracak olursanız ? Çoktur ama birini ele alırsak, Türkçe’nin zenginliklerinden biri de sondan eklemeli bir dil olmasıdır. Böylece, sözcüklerin sonuna gelen eklerle yeni sözcükler üretebilme özelliğine sahiptir. Bu özellik, bir dili daha kullanışlı ve akıcı yapmaktadır. Ve yine özellik sâyesinde yeni sözcükler üretmek de kolaylaşmaktadır. Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu, bu özelliği "Türkçe en matematiksel dildir" diye tanımlamaktadır. Türkçe’nin bütün bilimlerin temeli olan matematikle sağlamış olduğu uyum, şüphesiz ki onu çok değerli kılmaktadır. Anadili Türkçe olan çocukların matematikte, anadili Türkçe olmayan yaşıtlarına göre daha üstün olması da acaba bu özelliğin bir eseri midir? Araştırmak gerekli. Bu matematiksel yapı, Türkçe’nin bilim dili olarak en uygun dil olabileceğinin göstergesidir. Atatürk’ün dediği gibi ‘yeter ki işlensin’.
Bir dilin gelişmişliğini gösteren özelliklerden biri de yardımcı fiil kullanmayı en aza indirgemesi veya yardımcı fiile gerek duymamasıdır. Batı dilleri bu açıdan çok zayıftır. İngilizce’deki " make, do, have " gibi Türkçe’de " yapmak, etmek" anlamı taşıyan sözcüklerin kullanım oranı Batı dillerinde oldukça fazladır. Yani önden eklemeli batı dilleri, bir duygu ya da nesnenin, eylem içinde ifade edilmesi noktasında yardımcı bir fiile gereksinim duyar. Bu durum, Türkçe’de yapım ekleri kullanılarak ortadan kaldırılmaktadır.
Ne yazık ki, Türkçe’yi yeni öğrenen Avrupalı gezmen gibi Türkçe konuşan kimseler, izlencelerde boy göstermektedir. Bu kişilerin yanlış kullanımına, gençler özenmekte ve bu tarz kullanımlara olan rağbet artmaktadır. Doğan özentinin sonucu olarak yanlış kullanımlar gittikçe yaygınlaşmaktadır.Belli bir süre sonra ise bu ifadeler dile yerleşmekte ve bunlardan kurtulmak zorlaşmaktadır.
Örnek verecek olursak.
Türkçe’de heyâcan duygusu şöyle ifâde edilir;
"Onu karşımda görünce çok heyâcanlandım". Bu güzel ifâde yerine giderek,
"Onu karşımda görünce heyâcan yaptım" ifâdesi kullanılmaya başlanmaktadır.
Yine benzer bir şekilde, "Okula yetişirsin telaşlanma " anlatımı yerine,
"Okula yetişirsin telaş yapma" ya da "Okula yetişirsin panik yapma" kullanımına dizilerde rastlamaya başladık.
Daha başka örnekler verecek olursak;
"şaşırdık" yerine "şok olduk" ,
"yıkanmak" yerine "banyo yapmak" ,
"inatlaşmak" yerine "inat yapmak" ,
"dövüştüler" yerine "kavga yaptılar" ,
"tartıştılar" yerine "münâkaşa ettiler" şeklinde kullanımlar gösterilebilir.
Görüldüğü üzere bir sözcükle ifâde edilebilen tümceler, yanlış kullanım sonucu iki sözcükle ifâde edilmektedir. Bu durum, hem anlatımı zorlaştırmakta hem de yardımcı fiiler sebebi ile o sözcüklerin kullanımından verim sağlanması kısıtlanmaktadır.
Genelde bu tür kullanımlar, yabancı sözcüklerin dilimize girmesi ya da yabancı dillerin etkisinde kalan kişilerin o dilden anlamları olduğu gibi çevirip Türkçe’ye sokması yoluyla yaygınlaşmaktadır. Bunun ana nedeni başka kültürlere özenmek ve yabancı dille eğitimdir.
Akıllara şu sorular gelmelidir, "banyo ya da şok" sözcüğü dilimize girmeden önce atamız-dedemiz hangi sözleri kullanıyordu ? Buna verilecek yanıt bizi doğruya götürecektir.
Dikkât edilirse son dönemde dilimize giren bu yanlış ifâdeler, genellikle doğrudan İngilizce’den Türkçe’ye çeviri yapmanın bir sonucudur.
"Telaşlanmak" yerine kullanılan "telaş yapmak", "to make panic" ve "heyâcanlanmak" yerine kullanılan "heyâcan yapmak", " to become excited" ifâdelerinin doğrudan İngilizce’den Türkçe’ye çevirisidir. Demek ki yabancı dille eğitim, insanın düşünce dünyasını da değiştirmektedir. Bu sebepledir ki; dizi ve filim öyküleri yazanlara, haber metni hazırlayanlara, Türkçe kullanımı üzerine eğitim alma koşulu getirilmelidir. Bu eğitimi lâyıkıyla geçenlerin metinlerinin haberlerde, öykülerinin ise dizi ve filimlerde kullanımına izin verilmelidir. Ayrıca Türk Dil Kurumu’nun yetkileri arttırılmalı ve izlencelerdeki kullanımlara müdâhele etme hâkkı tanınmalıdır.
Neden mi bu konuya, bu kadar itinâ etmekteyim. Çünkü Atatürk’ün deyimiyle "Türk Dili, Türk Milleti’nin kalbidir, zihnidir". Kimsenin zihnimizi bulandırmaya hakkı yoktur.
