Dinler ilk ortaya çıktığı dönemlerde türdeş özellik gösterir yani Allah’ın gönderdiği din saftır. Bunun sebebi peygamberlerin yaşıyor olması ve o dine inanların sayısının oldukça az olmasıdır. Peygamberlerin ölümünden sonra dinlerde sapmalar ortaya çıkar.Dinler yayılmaya başladıktan sonra değişik kültürle kaynaşmış ve dinin değişik dinin değişik yorumları ortaya çıkmıştır. Örneğin Maturidilik, Bektaşilik ve Yesevilik gibi İslami yorumlar, Türklerin İslam’ı benimseyiş tarzı olarak doğmuştur.
Yayılan dinler güçlendikçe devlet bünyesinde kurumlaşmaya başlar. Böylece din-devlet ilişkisi güçlenir ve din-devlet-sermaye ilişkisi ile evrilir. İslam, bu kavramların varlığını red etmez ama bu bu sınıfların kötüye kullanmasını lanetler.Din-devlet-sermaye ilişkisinin kötüye kullanımı Kuran’da haman, firavun ve karun şeklinde anlatılmıştır. Firavun siyasi güce, haman dini sınıfa ve karun sermaye sahiplerine işaret eder.
Metin Aydoğdu dinin saflıktan kopup, egemen güçlerin yönetimine geçmesini Hıristiyanlık temelinde şöyle açıklamıştır:
Avrupa’da iki bin yıl içinde, mezhep ve tarikatlarıyla üç tür “Hıristiyanlık” ortaya çıktı. Köleci dönemde “barışçılığa ve eşitliğe”, feodal dönemde “kilise despotizmine”, kapitalist aşamada ise “sermaye ve ticaretin kutsallığına”’ dönüşen bir “Hıristiyanlık” yaşandı.
İslam’da da benzer bir durum ortaya çıkmıştır. İslam’da ilk ortaya çıktığı dönemde peygamberimizin en büyük destekçileri çoğunlukla köleler ve yoksul kimselerdi. İnsanlık tarihinin en değerli insanı Hz. Muhammed’in ölümünden sonra İslam’ın genişlemesi sonunda İslam’da egemen sınıfların ilgi alanına girmiştir. Kulun kula esaretini red eden, sadece Tanrı’ya boyun eğmeyi buyuran bu din; köpek ve kertenkele düşmanı bir dine evrilmişse, ortada bir sorun var demektir. Bu bozulmanın temelinde Kuran’dan uzaklaşmış olmak ve Peygamber adına uydurulan hadislerin dine yön vermesi olduğunu düşünenlerdenim.
Ne yazık ki, kölelik karşıtı barış ve eşitlik dini olan İslam, Emeviler döneminde canilerin denetimine geçmiş, köleci ve baskıcı bir din halini almıştır. Bu noktada “kara köpek hadisi” çok ilginçtir. Peygamberimizin bir dönem, Medine’deki köpeklerin öldürülme emrini verdiğini iddia eden rivayetler vardır. Böyle bir iddia, peygamberimizden yüzyıllar sonra ortaya çıkan hadislerde geçer. Dini aklı ile düşünen bir kimse, bu hadisi doğru olarak kabul etse bile, bu olayın kuduz salgınını önlemeye yönelik alınmış bir önlem olduğunu düşünmelidir. Bunun dışında, Hz. Ali veya Hz. Muhammed’in söylediği iddia edilen “kara köpek giren eve melek girmez” hadisi vardır. Şeyh Bedrettin, bu hadisi düzgün bir İslami anlayış çervesinde açıklamıştır, ne yazık ki dikkate alan pek azdır. Şeyh Bedrettin, “kara köpek” tanımlanmasının zenci köleler için o dönem Arap coğrafyasında kullanılan bir lakap olduğundan bahseder. Bedrettin; bu bilgiden yola çıkarak evinde kölesi olanların aslında şeytana uyduğunun bu hadis ile anlatılmak istendiğini belirtmektedir. Gerçekten de Hz Muhammed, İslam’a girenleri eğer köleleri varsa, onları azad etmeye yönlendirmiştir. Soruyorum, bu hadisin yanlış yorumlanması acaba kimlerin çıkarına olmuştur?
Sanayi devriminden sonra da yayılmacı siyaset güden devletlerin etkisi ile dinler, tümüyle sermaye - emperyalist devletler ortaklığının denetimine sokulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla farklı farklı dinler, mezhepler ve tarikatlar desteklenmiştir. Önceleri misyonerlik çalışmaları ile ülkelerde emperyalist devletlere direnmeyecek topluluklar oluşturulmuştur. Son yüzyılda ise misyonerliğin de ötesine giden adımlar atılmıştır. Oluşturulan cemaatler, tarikatlar üzerinden ülkeler feth edilmeye çalışılmaktadır. Bu sebeple ABD ve Batı , bolca tarikat ve cemaat üretmekte ya da var olan tarikatları güçlendirmektedir. Bunu, sadece Müslüman topluluklara yönelik değil Hıristiyan ve Budist toplumlara yönelik de yapmaktadır. Böylece kitleler, dini bir önder tarafından kolayca yönetilmek istenmektedir.
Yeni dönem cemaatleri, masonluk gibi sadece seçkinlerden oluşmayıp daha kitlesel olduğu için bir milletin tüm kılcal damarlarına kadar işleyebilir. ABD’de Mormonlar, Yehova Şahitleri, Bağımsız Kiliseler, Güney Kore’de dini bir düzen kurmak isteyen Sun Myung Moon tarafından kurulmuş Moon tarikatı, Güney Afrika’da Anglikan Kilisesi'nin başpiskoposu Desmond Tutu tarafından yönetilen hareket, Tibet’in budist rahibi Dalay Lama’nın hareketi , Pakistan’da Ahmedilik ve Türkiye’de Nurculuk bu kapsamda düşünülmelidir. Var olan dini hareketler istihbarat örgütleri tarafından belirlenir ve kendi amaçları doğrultusunda şekillendirilir. Bu tarikatlar, sermaye ve Dünya’nın egemenleri tarafından beslendiği için hızla büyüyebilirler ve devletleri ele geçirme noktasına kadar ilerlemeleri olasıdır. Unutmamalıyız ki Budist olan Güney Kore son 50 yılda, Hıristiyan Moon tarikatının etkisine girebilmiştir. Büyük bir sermayeye ve beyni yıkanmış tarikat mensuplarına sahiptirler.15 Temmuz’da da Türkiye benzer bir tehlikeyi atlatmıştır, o gece yapılan halk direnişi birçok oyunu bozmuştur.
Sun Myung Moon ilginç bir kişiliktir, 15 yaşında ilen Hz.İsa’nın kendisine göründüğünü ve onu yarıda kalan işini tamamlaması için mesih seçtiğini iddia etmiş ve sermayenin desteği ile kısa zamanda milyonları arkasından sürükleyebilmiştir. Böyle bir iddiada bulunan kişiyi tımarhanede tedavi etmek dururken o kişiyi küresel güçler cemaat önderi yapmıştır. Dini bir kişilik olan ve FETÖ ile yakın bağlar kurmuş olan Sun Myung Moon’un sadece kullandığı özel uçağı 50 milyon dolar değerinde olması yoksulların dostu Hz İsa’nın dini yönüne uygun mudur? Moon 2012 yılında ölüp gitmiştir ve böylece mesihliğinin yalan olduğu ispat olmuştur ama hareket, mesihiyet diye bir kavram uydurarak cemaati ayakta tutabilmiş ve süreklilik arz etmesi sağlanmıştır. Bugün bu cemaat, Moon’un eşinin önderliğinde devam ettirilmektedir. Unification Church de denen hareket, inanç olarak Evangelizm’e yakın ve siyasal olarak da komünizm karşıtıdır. KCIA kısaltmasına sahip olan Kore Milli İstihbaratı ve malum büyük ülkelerin istihbaratı ile yakın ilişkiler içine girdiği basına yansımıştır. Gülen’in şakirtlerinin, Gülen ile Hz.Muhammed’in rüyalar aracılığı ile görüştüğüne inanıyor olması da iddianamelere yansımıştır. Bu tür iddialara inanan hakim ve savcıların olması Türkiye için acı-gülünç bir durum değil midir?
İslam Dünyası’nda dini cemaatler, örgütler ve tarikatların kendilerine taraftar bulmak için kullandığı bir rivayet şöyle der: “Ümmetim yetmiş iki fırkaya ayrılır, onlardan sadece biri kurtuluş ehlidir.” Hemen hemen tüm tarikatlar, paygemberimizden yüzyıllar sonra aktarılmış bu hadise dayanarak kendinin o topluluk olduğunu iddia etmektedir. Gerçek şudur ki, bu hadis çok güvenilir bir hadis değildir ve bu hadisin birçok değişik çeşiti bulunmaktadır. Benim bu konuda görüşüm rahmetli Yaşar Nuri Öztürk gibidir.Öztürk, bu kurtuluş vadeden cemaatlerin görüşleri için“kimse toptan bir kurtuluş beklemesin” demiştir. Ben de bu tespite, “her koyun kendi bacağından asılacaktır ” diyerek destek veriyorum ve şunu ekliyorum: Dine ve millete yapılacak en büyük hayır , emperyalizmin uşağı olmuş cemaatleri, toplumun bağrından söküp atmakla sağlanacaktır.
