İslam’da ruh göçünün yani tenasüh inancının var olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Ruh göçü ölen bir insanın başka bir bedende yeniden Dünya’ya gelmesidir. Bu, İslam’da yeni ortaya çıkmış bir tartışma değildir, İslam’ın ilk yıllarından beri süregelen bir tartışmadır. Bugün tasavvuf akımları içinde kimi zaman açık, kimi zaman da kapalı olarak bu inancın savunulduğu bir gerçektir.
Ruh göçünün İslam’da en yoğun görüldüğü akımlardan biri Aleviliktir. Arap Alevileri diye adlandırılan Nusayriler bu inançlarını saklamazlar ve birçok Nusayri ruh göçüne inanır. Horasan bölgesindeki Ehlibeyt torunlarının Türkmenleri irşâdı ile oluşmuş; Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlar’da yaygın olarak rastlanan Türk Aleviliği içinde de bu inanç yaşamakta olup, Nusayriler kadar yaygın değildir. Sünniliğin ya da Şiiliğin etkisi ile dışa vurumu azalmış ya da o yorumların etkisi altında kalarak red edilmeye başlanmıştır.
Ruh göçünün dinin zâhiri yorumları tarafindan kabul görmemesi ve dinin zâhiri yönüne inananların çoğunlukta olmasından dolayı, İslam’a ruh göçünün başka inançların etkisi ile girdiğini düşünenler de olmuştur. Bu olgudan dolayı, ruh göçünün, eski Türk inancının, Budizm’in ya da eski Ortadoğu dinlerinin etkisiyle İslam’a girdiğini iddia edenler olmuştur. Ne var ki bu görüşlerin doğruyu yansıtmadığı görüşündeyim. Ruh göçüne İslami yazılı kaynaklarda ilk defa İhvan-ı Safa risalelerinde rastlanmaktadır.
İhvan-ı Safa, İslam’ın ilk döneminde Basra’da ortaya çıkmış Ehlibeytçi felsefe okuludur. Türkçe anlamı Kaygısız Kardeşler demektir. Din, bilim, felsefe içerikli 52 risale yazmışlardır ya da günümüze sadece bu risaleler ulaşmıştır. İhvan-ı Safa, üyeleri ya da yazarları hakkında bilgi çok azdır ama imamların paklığına inanmaları ve Ehlibeytçi olmaları, yazarları arasında Ehlibeyt imamlarının da bulunduğu kanaâti taşınmasına yol açmıştır. Risalelerin birinde 9. İmam olan İmam Taki’nin adının geçtiğini de belirtmek gerekir. İhvan-ı Safa’da, sadece Türk Aleviliğinde görülen musâhipliğe değinilmesi de oldukça ilginçtir.
İhvan-ı Safa’nın birinci ciltinde Nisa suresi 56. âyeti ruh göçüne kanıt olarak sunulmuştur.
Âyet şöyledir:
“Âyetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe yaslayacağız. Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye, derilerini öncekinden başka derilerle değiştireceğiz. Allah Azîz ve Hakîm'dir.”
Bu âyette derilerin yeni derilerle değişmesi , olgunluğunu tamamlayamamış ruhların yeniden başka bedende Dünya’ya geldiğini anlattığı öne sürülmüştür. Olgunluğunu tamamlayan ruhların, bu olgunlaşma sonunda Tanrı’ya kavuşacağını inancına değinilmiştir. Yani elimizde şu an bulunan verilere göre İhvan-ı Safa risaleleri, ruh göçü inancının İslam’daki ilk somut kanıtıdır diyebiliriz. Bu inancın Doğu Asya inançlarından farkı, insanın yeniden insan olarak Dünya’ya gelmesidir. Doğu Asya inançlarında insan, hayvan ya da bitki olarak da Dünya’ya gelebilir. Tabii ki Doğu Anadolu’da bazı yörelerde insanın yeniden hayvan olarak da Dünya’ya geleceğine inanılsa da, bu görüş azınlıktadır.
Aldous Huxle’in dediğini gibi belli mi olur :
‘Bu dünya, belki de bir başka gezegenin cehennemidir.’
