ŞİDDET NORMAL DEĞİLDİR

Dünyada şiddete maruz kalan insan grubunun başında kadınlar geliyor. Ülkemiz Türkiye’de neredeyse günde bir kadın öldürülüyor ve kadınların çoğunluğu erkek şiddetine maruz kalıyor. Efsane Afşar Sayıngala’nin konuya ilişkin yazısını yayınlıyoruz.

ŞİDDET NORMAL DEĞİLDİR
ŞİDDET NORMAL DEĞİLDİR Admin
Bu içerik 348 kez okundu.

İSVEÇ POSTASI

Şiddet normal değildir Belki de en tehlikelisi, şiddetin artık bizi yeterince şaşırtmıyor oluşudur.

Bir kadın dövülüyor, “Aralarında bir mesele vardır” deniliyor.

Bir kadın tehdit ediliyor, “Kim bilir ne yaptı?” diye soruluyor. Bir kadın yıllarca aşağılanıyor, “Neden ayrılmadı?” deniliyor. Bir kadın öldürülüyor, ardından yine kadının hayatı didik didik ediliyor.

Şiddet uygulayanın ne yaptığı yerine, şiddet gören kadının ne yaptığı konuşuluyor.

İşte tam burada büyük bir yanlışlık başlıyor.

Şiddeti toplumun “normları” arasına yerleştirmek, onu görünmezleştirmek demektir. “Her evde olur”, “erkek sinirlenir”, “kadın da biraz alttan alsın”, “yuva yıkılmasın” gibi cümleler yalnızca söz değildir. Bunlar, şiddetin önüne çekilen toplumsal perdelerdir.

Ve zamanla öyle bir hale gelir ki, çevremizde bir kadın şiddet gördüğünde şaşırmayız.

Duymuş oluruz ama üzerinde durmayız. Görmüş oluruz ama müdahale etmeyiz. Bilmiş oluruz ama “aile meselesi” der geçeriz.

Şiddet sıradanlaştıkça vicdanlarımız da sessizleşir.

Oysa şiddetin hiçbir biçimi normal değildir.

Ne tokat normaldir. Ne tehdit.

Ne hakaret.

Ne ekonomik kontrol. Ne psikolojik baskı.

Ne de bir kadını korku içinde yaşamaya mecbur bırakmak…

Ve hayır, bunun sorumlusu kadının giydiği kıyafet, söylediği söz, yaptığı iş, arkadaşları, geçmişi ya da “yeterince sabırlı” olup olmadığı değildir.

Şiddetin sorumlusu, şiddeti uygulayandır.

Bunu söylemek neden bu kadar zor?

Neden bir kadın “Bana şiddet uyguluyor” dediğinde ilk sorumuz “Sen ne yaptın?” oluyor?

Neden “Neden gitmedi?” diye soruyoruz da “Neden ona şiddet uyguladı?” diye sormuyoruz?

Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’ni hatırlamak tam da bu nedenle önemlidir. Kadına yönelik şiddeti aile içi bir mesele olmaktan çıkarıp insan hakları, korunma ve devletin sorumluluğu çerçevesinde ele alan yaklaşımı unutmamalıyız.

Çünkü kadınların korunması yalnızca kadınların cesaretine bırakılamaz.

Bir kadın şikâyetçi olduğunda ona “Bunu ispatla” demek yetmez. Güvende olması gerekir. İnanılması gerekir. Korunması gerekir. Çocukları varsa onların da güvenliğinin sağlanması gerekir.

Ve toplum olarak bizim de üzerimize düşen bir şey var: Şiddeti normalleştirmemek.

Çünkü “normal” dediğimiz şey, zamanla toplumun sessizce kabul ettiği bir davranış biçimine dönüşür.

Ben şiddetin normalleştiği bir toplum istemiyorum.

Kadınların susmak zorunda kaldığı, çevresindekilerin görmezden geldiği, şiddet uygulayanın mazeretlerinin; şiddet gören kadının ise hatalarının arandığı bir düzeni kabul etmiyorum.

Bir kadın şiddet gördüğünde sorulması gereken ilk soru şu olmalı:

“Sana bunu yapan kim ve seni nasıl koruyabiliriz?”

“Sen ne yaptın?” değil.

Çünkü şiddetin bahanesi olabilir ama haklı gerekçesi yoktur.

Ve artık şiddeti konuşurken gözlerimizi mağdura değil, şiddet uygulayana çevirmemizin zamanı geldi. Bir kadının susması huzur değildir. Bazen sadece korkudur. Ve bir toplumun sessizliği de her zaman tarafsızlık değildir. Bazen sessizlik, şiddetin yanında durmaktır.

Efsane Afşar Sayınqala

#Kadın #Kadına şiddet #İstanbul Sözleşmesi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN