Tüm genç kızlar gibi onunda hayalleri ve kurguladığı bir geleceği vardır. Ta ki, el terlemesinden yakınana kadar. Bunda ne var diyebilirsiniz, evet ne var el terlemesinde... Yeşim’de aynı bizler gibi düşünüp İstanbul’da bir hastaneye başvuruyor. İşte ondan sonrası hüzünlerin, hayal kırıklıklarının, acıların yumak yumak öyküsü olup karşımıza çıkar...
Yeşim elindeki aşırı terlemeden, sınav kağıtlarının ıslanmasından ve çevresindekilerle el sıkışmaktan tedirgin olmaya başlar. Bunun basit bir çaresi olması gerekir diye düşünür. Van’dan İstanbul’a gelince yakınmalarından dolayı babasıyla birlikte Zeytinburnu’ndaki İstanbul Yedikule Göğüs Hastanesine başvurur. Uzman doktorla görüşen Yeşim’e çok kolay bir ameliyatla koltuk altındaki ter bezlerinin alınması önerilir. Ameliyat riskinin yaşlı insanlarda % 10 civarında olduğu söylenir. Yeşim genç ve 21 yaşında bu riski almaya değer diye düşünür. Babasıyla birlikte bir durum değerlendirmesi yaparak 2011 yılın Şubat ayında ameliyat olmayı kabul eder.
Yeşim olacağı basit ve çok kolay denilen bu ameliyatla yaşamının cehenneme döneceğinin bilincinde değildir. Ameliyat esnasında akciğerlerine “diren tedavisi” adı altında hava vermek için kullanılan ve soluk borusuna yerleştirilen hortumlardan birindeki küçük bir metal parçası işlem esnasında Yeşim’in soluk borusunun delinmesine neden olur.
Ameliyat sonrası eve gelen Yeşim, bu seferde soluk almakta güçlükler çekmeye başlar. Öksürükler fazlasıyla rahatsız eder. Tekrar hastaneye giderek yakınmalarını anlatır. Yapılan araştırmalar sonucunda ameliyat esnasında soluk borusunun delindiği anlaşılıyor. Bu seferde Yeşim’i zorlu bir ameliyatlar zincirine mahkum eden talihsizlikler başlar.
Soluk borusunda delinen yere yama yapmak için Yeşim’den parça alınır. Yapılan tedaviye vücudu yanıt vermez. Bunun üzerine stent takılmasına karar verilir. Fakat bu da sorunu çözmez, rahatsızlıkları devam eder. İstanbul’daki çeşitli hastanelerden konunun uzmanı doktorlar ve ilk ameliyatı yapan doktorla biraraya gelerek, bir durum değerlendirmesini de onlar yaparlar. Vücuttan kıkırdak dokudan parça alınarak yama yapma önerileri kabul edilir. Yirmi iki saat süren ameliyattan sonra yine bir sonuç alınamaz.
İki ay kadar Çapa Tıp Fakültesi Hastaneinde kalan Yeşim’e, Türkiye’de bu nakli yapacak olanakların ve doktorların bulunmadığı söylenerek taburcu edilir. Durumun çok özel olmasına karşın hasteneden ayrılmak durumunda kalır. Evde tedavi süreci başlar. 6 ay hastane yolları aşındırılır ama, hiç bir sonuç yoktur. Yeşim ağrılarından, acılarından zaman zaman duramamaktadır. Kendilerine bu tedavinin ancak yurtdışında olanaklı olduğu söylenir.
Baba Hayrullah Bey’in bu seferde büroksiyle zorlu savaşımı başlar. Sağlık Bakanlığına 500’ün üzerinde başvuru yapar. 2010 yılında çıkarılan bir yasadan yararlanmak istemektedir. Bu yasa özelliği Türkiye’de tedavisi olanaklı olmayan hastaların yurtdışında tedavi olma olanakları getirmesidir.
Bu konuda Avrupa’da iki yer vardır: İtalya ve İsveç. İtalyan uzman doktor Paola Macchiarini’yle uzun uğraşılardan sonra ilişki kurulur. Yeşimi inceleyen Macchiarini İtalya’daki hastanenin dolu olması nedeniyle, İsveç Karolinska Hastanesi’ne yönlendirir. 22 Temmuz’da Karoliska Hastanesine getirilir. O günden beri hastanede yatan Yeşim’in, burada da ikinci bir kaza başına gelir. Nefes borusundaki deliğinin kapatılması esnasında bu seferde yemek borusu delinir. Uzun bir ameliyat sonrası yapılan yama tutmaz ve aletlere bağlı bir yaşam sürmeye devam eder. Bu seferde ABD’de sunni nefes borusu üretilmesi aşaması kabul edilir. Yeşim Haziran sonlarına doğru Amerika’dan gelecek sunni nefes borusu ameliyatını beklemektedir.
Yeşim hastalığı bir müddet sonra Stockholm’da yaşan vatandaşlarımız arasında duyulur. Stockholm Türkiye Büyükelçiliği devreye girer. Böylece yapılan ziyaretler Yeşim ve ailesine güç vermeye biraz olsun sorunlarını hafifletmeye yardımcı olur. Özellikle gençlerin Yeşim’i ziyaret etmeleri, şakalaşmaları onun neşe kaynağı olur. Bu ziyaretler büyük bir yaşama umudu aşılar, moralinde düzelmeler başlar. Ameliyat öncesi İsveç’e gelen Ablası ve ağabeyi bu durumu gözlemlemekte geç kalmazlar. Onlar da Yeşim’deki moral yüksekliğini fark ederler. Kardeşler bu durumdan son derece mutludurlar. Tek istekleri Yeşim’in sağlığına kavuşmasıdır.
Baba, Yeşim’in en yakınında olan aileden tek kişidir. Her anını onunla geçirmektedir. Yeşim’le, “Bilgisayardan filmler, eğlence proğramları gibi konuları izliyoruz. Bu da zaman geçirmemize katkı oluyor” diyerek, dar alandaki yaşamlarından kesitler anlatıyor. Baba Hayrullah Bey, bunu bir takdir-i İlahi olarak yorumluyor. Buna kendisini inandırmış durumda. “Bizler” diyor, “İnançlı insanlarız, alnımıza ne yazılmışsa, yaşanacak demektir. Biz bunu yaşayacağız. Önemli olan umudu yitirmemektir. Kızımın iyileşmesi için Allah’a her an dua ediyorum. Bizi tanıyan veya tanımayan insanlardan bir tek şey istiyorum. O da: Bizlere dualarıyla yardımcı olmaları... Tek isteğim: DUA ve bizden esirgemesinler...”
Yeşim ve ailesi Amerika’dan bugünlerde gelecek olan sunni nefes borusunu ve sonrası ameliyatını düşünüyorlar. Onların biricik istekleri kızlarının eski sağlığına kavuşması. Onun dışında bir istekleri yok. Yeşim’i tanıyan veya duyanlardan istekleri de bu yönde... Sağlığına kavuşması ve geleceğini yeniden biçimlendirmesi...
Bugünden itibaren hepimiz nefeslerimizi tutalım, Yeşim’in başarılı bir ameliyat geçirmesini dileyelim... Baba da bizler de bilime ve bilimsel mucizelere inanıyoruz. O bizim sosyal yanımız. Bizler manevi duygularımızla, dinsel inançlarımızla her ikisini de birarada yürütebilen bir toplumuz. Bu nedenle Yeşim’den iyi niyet dileklerimizin yanısıra dualarımız da eksik etmeyelim. Yeşim’e Tanrı’dan acil şifalar dileyerek, bir an önce sağlığına kavuşmasını arzu ve umut edelim.
Babanın dediği gibi, “Ne olur ondan dualarımızı esirgemiyelim...”
Mustafa Sönmez / İsveç Postası
