ABD hâlâ tek kutuplu dünya peşinde. Neyin peşinde değil ki? Amerika hukuk devleti olmaktan daha da çıktı. Donald Trump her gücü ele geçirmek amacıyla hamle üstüne hamle içinde. Adamlar atıyor. Acayip kocaman imzasını kameralara, gözlere sokuyor. İnsan, göçmen, siyah, halk düşmanı.
Trump geçmişi, bugünü rezillik dolu biri. Pornocudan bilmem neye kadar ne düşünürseniz var herifte. Daha dün 60.000 sivili öldürdükleri Gazze’de oteller yapmaktan söz edebilen bir vicdansız. Ardından enerji yataklarına el koymak için Kanada’ya, Grönland’a sulanıyor.
Ey Amerikalı, yüzde elliniz sandığa gitmezse olacağı budur. Nasılsa pasta büyük size. Pasta göçmenlere küçük...
Daha çok olay sayabiliriz. Peki dünya böyleyken dünya yazını (edebiyatı) ne yapıyor? Havanda su dövüyor.
Nobel’de Barış Ödülünü Venezuela haini kadına veriyorlarsa, Edebiyat Ödülünü de benzer anlayışla veriyorlar. Suya sabuna dokunan yapıtlara değil pasaklı, kirli tomarlara ödüller!
Oysa geçmişte Asturias, Show, Russell, Sartre, Camus, Neruda...gibi yazarlar vardı. Yapıtları hâlâ okunur.
Dünyada, Ortadoğu’da hiç mi usta toplumcu gerçekçi yazar yok? Evet, bir yere kadar da yok. Tek tük... Özellikle gençlere toplumculuğun iyi bir nen olmadığı işleniyor. Piyasacı kafa yazın yayında da geçer akçe. Tutamlar halinde etnisite, mistik, din, huşu, cinsellik bir araya itinaynan getirilir; çok lezzetl olur! Yakışır.
Postmodernizmi çıkardılar, suyu çıktı. Post trute, post Kemalizm... Bir post belasıdır gidiyor.
Oysa toplumcu gerçekçi yazın hiç yok olmadı, olmaz. O yaşamın özüdür. Kahrıdır. Kıyımdır. Bunları yazmayacaksan, filmini çekmeyeceksen, resmini yapmayacaksan...zaman alma; yoluna.
