Ne acı. Ortalık dangalaktan geçilmiyor. Birileri okçuluğa merak sarar. At üstünde dört nala ok atamaz, birbirini oklayabilirler. Kimileri gavur icadı arabasının, bilgisayarının, cep telefonunun üzerine Ottoman tuğrası yapıştırır. Oysa tasvir caiz değildir. Kimileri Osmanlı dediği mobilyayla döşer süslüman ortamını. Kimileri sarık, şalvar, cübbe, yelek, arada fes giyer; kimileri bezden görünmez olur kırk derecede. Kimileri devletlünün fotolarıyla doldurur her yerini...
Yeniden Osmanlılık şahlandı ama bilinmiyor mu öyle kolay değil o iş. Bakın size bir yer tarif edeyim. Eski namıyla Bizans, Constantinepol, Cumhuriyet adıyla İstanbul’un Eyüp semtinde İlim Yayma Cemiyeti vardır. Bundan böyle İYC diyeceğiz. İyc Türkiye’yi Osmanlı yapamadıysa da ülkenin son yirmi beş yılını belirledi gizlice. USA’nın dışilişkiler konseyi gibi. Neyse, konumuz o değil. İyc’nin hemen yanında bir çeşme vardır: Cellat Çeşmesi. Durun canım hemen ürkmeyin Osmanlı bebeleri. Öyle korkulacak bir iş yapılmıyor. Cellat kelleyi gövdeden itinaynan ayırdığı kllıcı mı palayı mı baltayı mı olur, artık orasını pek bilmiyorum, o çeşmede yıkıyor. Temizlik mühim tabii.
Ha, yerel mahkeme, dava, istinaf, yargı yüksek mahkemeleri, bozma falan... O da ne ki? Uğraştırmayın insanı. Her bir şey kısa yoldan. Bu arada cellatların mezar taşları yspılmaz; belli olmasın deyu ama yapılmayınca, yapılmadığından belli olmuş. Ne dersiniz? Masal gibi.
Zamanın birinde Baron Vratislav ve saz arkadaşları Osmanlıya elçi gelir. Bu gavur da yazmaya meraklı ne hikmetse. Şunu bunu yazmış, iyi hoş, bir de Ayasofya’nın bahçesinde minicik, boğdurulan bebe mezarının da bulunduğunu yazmasın mı? Bu satırların yazarının çok ilgisini çektiğinden, gitmiş ve gerçekliği görülmüştür.
Be adam, geldin, gördün, gittin niye yazarsın?.. Edepsizlik işte. Devamla. İmdi bu adam buralı ve hatta Türk olmadığından bir ceza verilememiş, cellat çalışamamıştır. Velev ki hem buralı, bir de idraksiz,cahil, kaba Türk olsaydı, infaz biçimleri çeşitlilik gösterebilirdi, ihtimal. Şöyle: Sarayburnu çok elverişlidir. Akıntılı makıntılı, kışın oldukça serin, buzlu boğaz suyu. Bir çuvalın içine konur, ağzı bir güzel bağlanır, yine oldukça ağır ağırlıkla birlikte bırakılır.
Osmanlı torunları tatmin olmamıştır. Kesmez onları.
Her şey bir yana da sanırım adı Cihan bir güzelim at vardı. Sezgisi çok güçlü. Daha ömrünün yarısına varmadan kim vurduya gitti yavrum. Hâlâ yanarım. Osmanlıcı aymazları bilmem de atları çok severim.
