Kazananlar Yitirenler
Günay Güner

Kazananlar Yitirenler

Bu içerik 1256 kez okundu.

Yaklaşıyor, geliyor derken seçim yapıldı. Sonuçlar belli oldu.

Bana bugünlerde en anlamsız gelen yaklaşımlardan biri “Seçmen falan ‘mesaj’ı verdi”, “Seçmen filan ‘mesaj’ı verdi” biçimindeki konuşmalar, yazılar. Sanırsınız ki seçmen değil “master”li, “doktora”lı siyasetbilim uzmanlar topluluğu. Böyle yaklaşılınca toplumsal çürüme baştan ıskalanmış oluyor. Önce de yazdım, siyasetçi olmadığımdan, halk dalkavukluğu yapmama gerek yok.

Seçim bittiğine göre bazı eleştirilerimizi daha rahat yazabiliriz. Önce halktan başlayalım. CHP’nin en yakıcı ekonomik sorunları önlemeye ivedi merhem, sargı, destek, kan kaybını kesecek tampon anlamına gelen ve hesaplamalar sonucunda tasarlanan “vaat”lerinin oy olarak bir karşılığı oluşmadığına göre, demek ki emeklinin, işsizin, kredi kartı borçlusunun, çiftçinin, işçinin, öğrencinin sorunu yokmuş! İşleri, ekonomileri tıkırındaymış. Sorun sanılanlar, meğer emekçileri, yoksulları düşünmekten uykuları kaçan aydınların, “elit”lerin kuruntusundan başka bir şey değilmiş. Ne köylünün 1,5 liradan mazot almaya, ne emeklinin ikramiye almaya, ne de taşeron işçisinin iş güvencesine gereksinimi varmış.

Bir de AKP’ye % 40 oy verebilenler var. Eline kanı bulaşmamış soy sop kalmamış AKP’ye hâlâ % 40 oy verebilenlere ilişkin nasıl düşünmek gerekir. 13 yıldır tek ağır sanayi yatırımı yapmamış, diğer deyimle fabrika kuran fabrika yapmamış (çünkü onlara omurgalı emekçi değil, yardıma bağlı köle gerek), ekonomiyi dışarıdan gelen, kaynağı belirsiz sıcak paraya tutsak etmiş, dış borcu tarihimizde görülmemiş tutara yükseltmiş (iç ve dış borç stoku toplamı yaklaşık 600 milyar USD), kışkırtıcı, bilgi yoksulu uygulamalarıyla kadınlara karşı kıyımı % 1400 artırmış, kafa kesmekle ünlü IŞİD’e, el kaideye, el nusraya binlerce tır dolusu silah göndermiş, Sivas Kıyımından sanık içerde kimseyi bırakmamış, Gezi Direnişi döneminde, gençleri, sokak ortasında hedef gözeterek öldürtmüş, yüzlercesini sakat bırakmış, bir parti başkanının mezhebini ondan fazla yerde yuhalatmış, tutarı belirsiz hırsızlıkları, onlarca belgeyle kanıtlanmış, Reyhanlı Kıyımının, Uludere Kıyımının sorumlusu… bir yönetime (ağızları besmeleli diyerek) hâlâ % 40 oy verebilmek toplumsal çürüme, yozlaşma, tuzun kokması değilse nedir; başka bir yargıda bulunmak olanaksızdır. Anlıyoruz, 624 yıl uyumuş, uyutulmuş bir halkı uyandırmak çok güç iş ama günümüzün iletişim ortamında bu kadar da olmamalı.

Ya CHP? Siz, dünya tarihinde, başka bir partinin de barajı geçmesi için oy verilmesine en azından sessiz kalan (ki kendi seçmeninin duyarlılığını biliyorlardı) bir parti yönetimi duydunuz mu? Son günlere doğru “Tek başımıza iktidar olacağız” dendi ama çok sonra ve gönülsüz dendi. Oysa CHP yönetimi, “yeni” siyaseti uğruna 90 yıllık, sınanış, başarısı kanıtlanmış, günümüzde de tüm saldırılara karşın aşınmamış, saygınlığını ve geçerliliğini korumuş Atatürkçü geleneğine örtülü de olsa sırt çevirdi. Peki değdi mi? Sonuç ne? Onca ödüne karşın elde edilen bu mu olmalıydı? Yine CHP’yi de HDP’yi de kurtaran (ki HDP seçmeni bu duyarlığı göstermezdi, oyunu kaydırıp CHP’ye vermezdi), olağanüstü duyarlı, Atatürkçü, geleneksel CHP seçmeni oldu. Çünkü ne diğer partilerden beklenen seçmen geldi ne de oy kullanmayanlardan, vaatlerin hedef kitlelerinden oy geldi. Ya sözkonusu Atatrkçü seçmen de CHP’ye küsüp sandığa gitmeseydi ne olacaktı? Bol bol endam gösteren babayiğitlerden biri yanıtlayabilir mi? “Çantada keklikler” CHP’nin onurunu kurtardı. Şimdi sormanın tam sırasıdır: Ulusçular CHP’nin atılması gereken yükleri miymiş?

Gelelim HDP’ye. Bugüne değin seçime “bağımsız” girerek Kamutayda grup kuran Kürtçü siyasetçiler (HDP) bu kez nedense parti olarak seçime girmekte ısrarcı oldular. Nedense dedik ama nedeni açık. Kırk yılda bir başarı olanağı bulmuş özellikle CHP özekli laik, aydınlanmacı, Atatürkçü güçleri (CHP’deki sağ sapma başka bir tartışma konusudur, sözkonusu niteliklerle birlikte anmamızı engellemez) önlemek, dağıtmak, çözmek! Bir an düşünelim bir kumar olan, % 10 barajını aşma amacına ulaşılamasaydı ne olacaktı? HDP’ye verilen tüm oylar, Güneydoğuda ikinci güçlü parti olan AKP’ye kayıtlanacaktı. Bu durumda AKP’nin nasıl bir güçle, Kamutay çoğunluğuyla yönetime gelme olasılığını varın siz düşünün. Bu kötünün kötüsü olasılığın önünü alan HDP seçmeni değil, CHP seçmeni olmuştur. Bu gerçeği Selahattin Demirtaş ilk konuşmasında açıkladı; saygılı olacaklarını söyledi. HDP kurmayları bilsinler ki oy vermiş aynı CHP seçmeni, bir ellerinde kaleşnikof olmasından da rahatsızdır; bilinsin.

Gündem koalisyon olasılıkları üzerinden belirlenmekte. CHP-AKP koalisyonuna değin birçok olasılıktan söz ediliyor. Hemen belirtelim ki bu kesinlikle olmaması gereken bir durumdur. AKP sıradan bir parti değildir. Bunca suçun sorumlusu bir parti cumhuriyet tarihimizde yoktur. AKP yüzme bilmeyen birinin deniz ortasındaki durumundadır; yanında olanı da çekip boğar. Şu da bilinmeli, yeniden güç kazandığı anda yeniden diktatörlüğünü kurar, zulmünü ağırlaştırarak sürdürür, rejimi değiştirir. Bu gerçek bugüne kadar anlaşılmadıysa çok yazık.

Devlet Bahçeli parti kurullarını ne zaman topladı, danıştı da tüm partilere koalisyon kapısını kapattı, anlaşılamadı. Bu ne hız…

Yine de yapılması gereken en ussal iş CHP-MHP-HDP koalisyonudur. Armudun sapı, üzümün çöpü, kafası bırakılıp diktatörlük karşıtlığında birleşilmelidir. HDP, tüm eleştirilerimize karşın % 13 oy almış (yaklaşık MHP kadar milletvekili çıkarmış), yasal partidir. Önüne Türkiye partisi olmak gibi olumlu bir amaç koyduğunu da açıklamış, bir ölçüde de bu nedenle oy almıştır. Bu bağlamda MHP de çekincelerini en azından bir süre rafa kaldırmalıdır. (Türkmenlerin kafalarını kesen IŞİD’i de HDP beslemedi herhalde; kaldı ki beğenelim beğenmeyelim Ayn el Arab-Kobane- ve diğer yerlerde Kürt savaşçılar IŞİD’e karşı savaştılar, binlerce kişi yitirdiler). Bu saatten sonra “ne isterlerse” vermeyeceksiniz ama istenenlerden bir bölümünü vereceksiniz. Siyaset güçle yapılır, güçlüler. Bu değin açık.

Gelelim Vatan Partisi’ne. E, şimdi şu sorunun da sırasıdır: “Baraj sorunu var mıymış, yok muymuş?” Siyaset “dilek”lerle, hayallerle de yapılmıyor. Tavla kurallarıyla da satranç oynanmıyor. Sandıkla ilgili manevra geliştirecekseniz, seçim yasalarıyla, diğer yasa ve koşullarla bağlısınız demektir. Ayrıca yetmişli yıllardan gelen birçok toplumcu, sol anlayışlarda, oluşumlarda bin bir kusur (yerli yersiz, o ayrı konu) bulacak, eleştireceksiniz, Ümit Kaftancıoğlu’ndan Doğan Öz’e, Abdi İpekçi’den Bedrettin Cömert’e, Bahçelievler Kıyımına, 16 Mart Kıyımına, Maraş Kıyımına… onlarca aydının, insanın öldürülmesinde ağır suçlu oldukları kanıtlı olan siyasetten geldikleri bilinen insanları değerli sayacak, eskinin üzerine sünger çekecek (sünger de ne süngermiş), birlikte vatan kurtaracaksınız. Bunu anlamamı bu satırların yazarından kimse beklemesin. Vatan Partisi’nin sözde Ermeni soykırım savlarına karşı çalışmalarına, Türk Devrimini anlatan, açıklayan, büyük birikim oluşturan yayın çalışmalarına, Ergenekon-balyoz dava sürecindeki kararlı duruşuna büyük saygı duyuyorum. Bunlar övülesi çabalardır. Ne ki benimseyemediğimiz yanlarını eleştirmemize de engel değildir bu çabalar. Tek doğrucu anlayışla yapılan siyaset önünde sonunda birilerince eleştirilir; bu kaçınılmazdır.     

Bir an gerçekten de çok oy aldığını, buna karşın Vatan Partisi’nin % 10 barajını yine geçemediğini varsayalım. Peki alındığı varsayılan oylar ne olacaktı, yine AKP’ye kayıtlanmayacak mıydı? Üstelik bu oylar da CHP’den gidecekti ve şu anda aksak da olsa ortada bir CHP varlığı da kalmayacaktı. Aşırı özgüven ve düş dünyasında yaşamak böylesi bir durum olmalı. Devrimcide büyük ölçüde olmaması gereken bir özelliktir bu. Vatan Partisi seçim öncesi dönemde AKP’ye, R. Tayyip Erdoğan’a cepheden karşı siyaset izlemediği gibi, tüm gücünü, sanki seçime cemaat giriyormuşçasına, Fethullah Gülen cemaatine karşı kullandı. CHP’ye karşı genellikle “cımbız”, “meleklerin cinsiyeti nedir” siyasetini de anımsamadan geçmemeli.

Yine özellikle yetmişli yıllarda gericiliğin bir yanını daha halkı olarak eleştirirdik; “vatan, millet, sakarya” diye bir tümce kurar eleştirirdik. Neydi anlamı? Kitleleri uyutmak ve bu yolla sömürmek amaçlı, Bağımsızlık Savaşındaki gerçek özünden bilerek koparılmış, dayanaksızlaştırılmış; halkın duyarlılığını genellikle de “gladyo-kontrgerilla” örgütü güdümlü yöntemlerle kullanmak, yönlendirmek anlatılmak istenirdi. Aynı olmasa da benzermiş izlenimi yaratacak yöntemlerle yapılan iş doğru iş değildir.

Yanıtını alamadığım sorumu yeniden sorayım, Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919’a kadar İstanbul’da neyi oluşturmaya çalıştı? Hangi arayışlar içindeydi?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN