Yetmişli yıllarda “somut şartların somut tahlili” tümcesi sıklıkla yinelenirdi. Seksenlerden sonra pek anılmadı; anıldığındaysa biraz alaysı bir tonda anıldı. Burada Türkçeleştirdik. Bu kalıp söz çok önemli bir gerçeği imler. Zamanın yeryüzü koşullarını, yayılmacılığın, anamalcı düzeneklerin, giderek tuzakların işleyişini, insanlığı nasıl dönüştürdüğünü, dönüştürerek nasıl bir insan ve kitle yapısı oluşturduğunu (toplum mühendisliği) bilimsel, ussal bakışla çözümlemeden hiçbir siyasal başarı sağlanamaz. Evet, gerçek bu değin kesindir.
İşte “zurnanın zırt dediği an” tam da bu andır. Yeni Dünya Düzeni tüm insanlık üzerinde, ayrıntıyla düzenlediği tasarısını onyıllarca uyguladı. Yeryüzünün bilinci aşındırıldı; “birinciliği beyaza verdiler.” Direnci güçsüz olduğundan Üçüncü Dünya ülkeleri aşınmadan en yakıcı payı aldı. Küreselleşme, hele de postmodernizm tasarımın süslü yanlarıydı. Vahşi sömürüyü gizlemeye olduğu kadar başına “yeni” sözcüğü eklendiğinde “entelektüel” görünmeye de yarıyordu. Kibire bulanmış dillerden yıllarca şu tümce duyuldu: “Hâlâ orada, o yıllarda mısın?” Başlıca dayanakları insan hakları, demokrasi, kimlik, etnisite, din, cemaat, özelleştirme, tarikat, sivil toplum kuruluşu… gibi dayanaklardır. Yalnızca bu sözcükleri bir arada görmek bile nasıl bir dünya oluşturulduğunu göstermiyor mu? Tasarının başat amacı, hiç kuşkusuz yetmişli yıllar boyunca ivmesi artan sınıf bilincini yok etmekti, dağıtmaktı. “Demokratik kitle örgütü” “sivil toplum kuruluşu”na dönüştürülmeden, işçiye, emekçiye sınıfsal kimliği unutturularak, tüm kimliği Kürtlüğünden, Zazalığından, Çerkezliğinden, Lazlığından, Araplığından, Ermeniliğinden, Nakşiliğinden, Aleviliğinden… oluşur duruma getirilmeden sınıf dayanışması dağıtılamazdı, paramparça edilemezdi.
Somut koşullar bu duruma getirilmişken geleneği, tarihi toplumculuk, erdem, dayanışma, eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış olan sol ne yapacaktır, hangi yöntemleri izleyecektir.
Yasal düzlemde kurulmuş partilerin sandıkta en yüksek oyu alarak yönetime gelmekten başka yöntemleri olamayacağına göre benimsenecek, geliştirilecek yaklaşımlar açısından bir yere değin esneklik alanı oluşturulması gerekli sayılabilir. Ne ki sözkonusu esneklik alanı temel aydınlanma ilkelerini, ülküsünü aşındıracak, yok edecek orana çıkarılmamalıdır. Denge sağlanması zorunludur.
Günümüz Türk sol siyasası etkinlik bağlamında iki ana kanat ve o oranda da iki ana yanlış biçiminde varlık bulmaktadır. Biri yukarıda değinilen esneklik payını, tarihinde denenmiş ve başarılmış Türk Devriminin özgürlük ve bağımsızlık kaynaklı ilkeleri zararına alabildiğine genişletmiş olmanın devasa yanlışı içindedir. (Sözkonusu değerlere içtenlikle bağlılar mı sorusu niyet okumak çabası olacağından konunun bu yanına girmiyoruz).
Ulusçuluğu önde tutuğunu bildiğimiz diğer sol siyasa ise bir tuzakçı gerici güce karşı diğer tuzakçı gerici güçle, en azından “sessiz kalmak ya da en az ses çıkarmak” taktiği üzerinden bir güç birliğine girmek devasa yanlışı içindedir. Bunu yaparken de hiç bırakmadığı tavır “Her olay ve konu için en doğru bilgi ve uygulama bendedir, ben yanlış yapmam” tavrıdır. Ne değin yadsımaya çalışsalar da yönetimi elinde tutan gericilikle, rakip gördükleri sol partiyle savaştıkları kadar savaşmıyorlar. “Ayinesi iştir kişinin” deniyor ya gerçekten de sözlere değil yapılana bakıyoruz.
Her iki eğilimin iyi işlerine gönül borcumuz vardır, saklıdır. O ayrı…
Temel sorun olarak yakıcılığını koruyan Kürtçülük sorununda ödünler verile verile gelinen nokra aşırı şişirilmiş Kürtçü özgüvendir. Bilgisiz bırakılmış Kürt halkıyla oyuncak gibi oynayan bir Kürtçü siyasetçi kadro (İmralı’daki de içinde olmak üzere) hiçbir duyunç hesabına girmeden ayrılma siyasasını ABD-AB yönetiminde uyguluyor. Anımsayalım, Eski Milletvekili Mahmut Alınak HDP’ye seslendiği açık mektubunu açıkladı. Mektubunda yönelttiği yoğun eleştirilerin başında HDP siyasetçilerinin Kürt halkını çıkarlarına alet edercesine, acımasızca namluların önüne, ateşe sürdüğü eleştirisi vardı. Tarihten örnekler verdi. Ertuğrul Kürkçü ne yanıt verdi? Mahmut Alınak’ın görüşleri için “akıldışı” sözcüğünü kullanmakla yetindi.
Mektubu yazanın Kürk siyasa hareketinin geçmişinden gelen bir kişi olması önemlidir. Sıklıkla söyleriz, demek ki anlayışımız doğruymuş. Bize illa aynı görüşte olan değil namuslu aydın gerek! Belli ki Alınak böyle bir kişi. HDP öylesine demokrat ve eleştirel ki zehir zembelek mektubu geçiştirmeyi yeğledi. Kürt seçmenin oyunu alma düşleri kuran sosyal demokrat partinin de hiç olmazsa Alınak değin eleştirel olması her şeyden önce Kürt yurttaşlarımızın yararınadır.
Ne ki ulaşmak istediğim bir nokta daha var. Dilemeyiz ama süreç eski Yugoslavya örneği benzeri Balkanlaştırma durumuna getirilirse Sırplaşmaktan kaçınmak gerekir!
Artık bir biçimde Kürtçü siyasa bölgede kendiliğinden / önceden yönetimini kurdu. Bir adını koymadıkları kaldı. Bu gerçekken bölgeyi uçaklarla bombalayacak mısınız? Bu kez bilerek Uludereler mi yaratacaksınız?
Ne mi yapılabilir? Aslında çok basit: İskoçya’da yapılan Büyük Britanya’dan ayrılıp ayrılmama oylaması gibi bir demokratik süreci savunmak ve Kürtçü siyasetçiyi buna zorlamak. Son derece savunulabilecek bu dayanağa Kürtçü siyasetçilerin de karşı çıkması oldukça güçtür.
Sorunların bir bölümüne değinebildik.
Çoğu zaman Türkiye dışındaki yurttaşlar Türkiye’dekilerden daha sağlıklı çalışmalar yapabiliyorlar.
Bu bağlamda CHP İsveç örgütü yönetim kurulunu Başkan Hakan Güner’in kişiliğinde yürekten kutlarım, başarılar dilerim.
Bilge Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, terk edildiğinde dünyanın başına neler gelebildiğini gördüğümüz Türk Devrimi ilkelerini korumak, geliştirmek, gelecek kuşaklara aktarmak yönünde CHP İsveç örgütünün güzel çalışmalar yapacağına inancım tamdır.
