Bu acıyı ne anlatabilir? Sözcükler nasıl yetsin? Özgecan kızımızı aramızdan vahşice koparıp alan yaratıklara öfkemiz, nefretimiz sonsuz.
Bu halkın yaygın bir bölümünün, acıyla alay edercesine korkunç duyarsızlık gösterenlerinin, aydınımsıların yakınımdan geçmesine bile katlanamıyorum. Ayak diremeleri soysuzluklarından. Bilmezlik, habersizlik, geçim derdi gerekçeleri inandırıcı değil. Kim ne yapıyorsa bilerek yapıyor. Bunca TV kanalının, bilgisunar ortamının, “sosyal medya” gibi bir saçma ad takılmış da olsa, bu tür iletişim olanaklarının bulunduğu günümüz koşullarında hiçbir kötülüğün gizli kalması, sıradan insanın da bilgisinden kaçırılması olanağı yoktur.
Açık söylemeli: Halkın önemli sayıdaki bölümü ve aydınlar büyük ölçüde de bile isteye soysuzlaştı. Gerçek ahlak değerlerinden uzaklaşmakta yarar umdu. Çıkar sağlamak, varsıllaşmak, servet edinmek, köşeyi kırk kez dönmek, ezilenlerin, güçsüzlerin sırtından inmemek varken, ne gerek var ahlaka, erdeme, insan olmaya!
Özgecan, pırıl pırıl, iyilikten başka bir şey düşünmesi olanaksız, dünyaya güzellikle bakan, kendine emek veren, o emekle insanlığa yararlı bir gelecek düşleyen, tasarlayan bir genç, bir gerçek insan.
Diğer yanda ne mi var? Yazarken bile insanın dayanma, katlanma gücünü daha o an tüketen bir kokuşmuşluk. Ancak birer “tiksinti” nesnesi olabilecek yaratıklar. Hiç kimse çokbilmişlik yapıp da “Bunlar geçmişte de vardı” demesin. Orada dursunlar. 2002 yılından bu yana kadına karşı şiddet % 1400 arttı. Her 5 çiftten biri boşandı. Cezaevine giren kişi sayısı 2 kat arttı. Hırsızlık, dolandırıcılık, yaralama suçlarında % 1,2’den % 3,6’ya artış gözlendi. Tutuklu ve hükümlü sayısı 59.429’dan 152.000’in üzerine çıktı. Çocuk “suçlu”ların sayısı da olağanüstü arttı. İntikam alma eğilimi güçlendi. Uyuşturucu madde suç oranı % 3,5’tan % 5,2’ye yükseldi. 25.000’den fazla kişi kendi yaşamına kıydı. Bu insanların dörtte biri 14-24 yaş aralığında; diğer deyimle gencecik. (CHP Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu-BYKP-Politika Notu, Kasım 2014, TÜİK verileri). Yetmemiş gibi, 1367 olan halk kitaplığı sayısı 1118’e indi. Bu sayının kaçının işlevsel olduğu ise ayrı sorun. (TÜİK Kültür İstatistikleri, 2013). Verileri çoğaltmak olanaklı ama gerek yok. Halkın, bile isteye yoksul, eğitimsiz, kültürsüz bırakıldığı yeterince açık değil mi? Okumayan halkın bağımlısı olduğu, yönetimin yandaşı, adeta “kapatılmış” durumundaki görsel basında (ki yönetimdeki partinin kısaltmasını bile doğru söylemekten korkan bir “basın”dır), onlarca kanalda, her gün en yetkili ağızlardan toplum dönüştürüldü; bilgisizlik, kin yüceltildi, yaygın söyleyişle toplumun genleriyle oynandı. Halkın yaklaşık yarısına okumuş insanlar, hekimler, öğretmenler, mühendisler, çevreciler, feministler, kadınlar, eşcinseller, ayrı mezhepten, karşı görüşten olanlar, laikler, “ulusçu”lar, diplomatlar, gençler… hedef gösterildi, zaman zaman yuhalatıldı. Yardım paketlerinde, yemek çadırı sıralarında geniş bir kitlenin onuru, gururu elinden alındı, yok edildi. Sözkonusu uygulamaların etkisi altında bir kuşak yetişti. (Buna bir de ad bulmuşlar “toplum mühendisliği”). Onursuz, gurursuz insanlar her kötülüğü yapabilme olasılığını barındırırlar. Çünkü erdem adına tüm değerleri tüketilmiştir. Sürüden erdem, duyarlık, incelik, acıma beklemek saçmadır. Buyurgan, anlatmakta zorlandığımız böylesi bir olayda bile dikkati tepki gösterisi yapan kadınların dans etmelerine çekmeye çabalıyor; “fatiha”, dua sözleriyle gene dinsel söylem kullanıyor, feministleri hedefe koyuyor. Ne denir: Ört ki ölem!
Bilgisiz bırakılmış toplumun üzerine dizi filmlerle çullandılar. Yıllardır süren dizi filmlerin nasıl bir insan tipine özendirdiğini anlamak için on dakika izlemek yeterli: Sürekli bağıran, kavga eden, saldıran, olmadık durumları yaşamın içine sokan, mafya, aşiret, cemaat, tarikat üyesi, “Ya benimsin ya toprağın” kafasında insanlar…
Siyasanın sorumlu kesimleri yönetimde olanlarla sınırlı değil. Hemen her yıl “kadın kurultay”ı düzenleyen buduncu siyasetçilerin gündeminde, kadına karşı kıyımlar, “töre”-“namus” kıyımları, kadın intiharları gibi konuların olduğunu duydunuz mu? Ne ki aynı kesimde “kadının asimile edilmesi” başlığı sıklıkla dillendirilir!
Umarız, kendilerini solda tanımlayıp da on yılı aşkın zamandır “vesayet kalkıyor”, “cumhuriyet diktatörlüktür”, “’Türkiyeliler’ şimdi özgürleşiyor” gibi aymazca savları ileri sürenler, aydınlanmanın, Kemalizmin boş söz yüceltisi (hamaset) olmadığını; Türk Devriminin kazanımlarının, yetiştirmek istediği insanın-bireyin, Bilge Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ulus-yurttaş tasarımının, kurduğu eğitim, kültür kurumlarının değerini biraz olsun kavramışlardır.
Türk ulusu Özgecan kızımızı bağrına bastı. Hiç unutulmayacak. Özgecan, gelecek kuşaklara dile gelmez acılarını, acılarımızı anlatacak.
*Yazar
