Türkiye’de en kaypak kesimin “aydınlar” olduğu yönündeki kanım daha güçlendi. Üç can yitirmiş, şehit vermiş, 63 ağır olmak üzere 5000 yaralının olduğu, destek için tüm Türkiye’nin ayağa kalktığı direnişçi gençler için “Cem Yılmaz çocukları”, “mizahla büyümüşler”,” Ekşi Sözlük, Zaytung çocukları”, “bohem”… deniyor da direnişçilerin Türk bayrağı ve Mustafa Kemal Atatürk birikiminde kararlı oldukları nedense es geçiliyor. Kitleyi nesnel olarak gözlemek ve tanımlamak yerine hâlâ bir yerlere çekmek çabası mı var?
Hani Cumhuriyet, Türk Devrimi değerleri gönüllü değil, dayatmayla benimsetilmişti. Gerçek dayatılanın ne olduğu, dayatanlarınsa hangi güçler ve ülküler (ideolojiler) olduğu anlaşıldı mı? Daha düne değin kimi “sol” kesimlerin dilinden bile AKP’nin örgütçü “dehası”, “bilişimdeki ustalığı”, “demokratlığı”, “özgürlükçülüğü” düşmüyordu.
Şimdi sırası mıdır bunları yazmamın, bilmiyorum ama en hafifinden benmerkezcilikleri, önyargıları yüzünden Reyhanlı'sından, Uludere'sine, Suriye'de elikanlılarca öldürülen binlerce insana, son direnişte yitirdiğimiz üç yiğidimize, devrim şehidine (birileri bu sözcüğe bile hala uzak olabilir), daha bir dolu olumsuzluğu barındıran sonuçlara neden olan çevrelerin bir nen yapmamış gibi yurtseveri, ilericiyi oynamasına da gönlüm hiç razı değil.
Bu sonuçta “yetmez ama evet”çilerin, gömlek pantolon gördüğünde "sivil toplum" diye esrikleşenlerin, kendinden geçenlerin, "vesayet" diye yeri göğü inletenlerin, Kürtçü siyasetçilerin, ikinci cumhuriyetçilerin... hiç mi suçu yok. AKP sonunda, o çok özlemini duydukları demokrasiyi getirdi! “Hayırlara vesile olsun”. Bu saydığım kesimler de uygun yerlerine kına yaksın. (Bulamazlarsa bildirsinler.)
İnsan Hakları Derneği, Avrupa’daki örgütlere, kurumlara şikâyet edilmesini öneriyormuş. Yabancıyla iş görmeye alışmışlar ya! İyi de bu İHD, bu Avrupa değil miydi daha düne değin, (belki de hâlâ) AKP'nin "vesayet"i kaldırdığını, demokrasi getirdiğini, 12 Eylülü yargılayacağını, anayasa yapacağını... söyleyen, yazan, yazanaklaştıran! AKP yeni mi böyle oldu?
Bu değin tutarsızlığı, çirkin siyaseti ne bilincim ne midem kaldırıyor.
Not: Geçen yazımızın yayımlandığı günlerde basında ilk şehidimiz diye Ethem Büyüksülük adı yer almıştı. Oysa Sevgili Ethem Sarısülük’ü yeni yitirdik. (Adını düzeltir, özür dilerim.) Üç yiğidimiz, şehidimiz Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ethem Sarısülük’ü derin saygıyla anıyoruz. Işıklar içinde olsunlar. Unutmayacağız!
