Hiçbir başarısızlık kimlik siyasacılarına geri adım attırmıyor. İnsanlığa, Türkiye’nin bağımsızlığına onulmaz zararlar vermeleri onlar için hiç sorun değil. Artık şu sonuca kesin gözüyle bakabiliriz: İyi niyetle, güzellik, doğruluk için siyasa diye bir nen yok. Bir yerlere çalışılıyor; bu yolda pasta yeniyor. İktidar ne yöntemle oluşa olsun başat amaç. İktidar da öyle bir zamanlar olduğu gibi halk, ezilenler, tutsak düşürülenler, yoksullar için değil. Kirli kimlik siyasası kıyımlar üzerinden de aymazca sürdürülüyor. Bunca kırılgan bir konu olmasına karşın kıyımlar etnik, mezhepsel savlara dayanak olarak kullanılmaktadır.
Yoğun örneğini, yıldönümü gerekçesiyle Maraş Kıyımı konusunda görüyoruz. Giderek yakın geçmişteki kıyımları da eklemektedirler. Sosyalist, komünist görünümü altındaki bu kesime göre, cumhuriyet, Atatürk Devrimi devrim değil bir askeri darbedir. Yazılanlar “resmi tarih”tir. Yönlendirmedir, çarpıtmadır, Türkleştirme uygulamalarıdır. Yasal düzenlemeler bat5ıdan kopyalanmıştır. Halkın durumunda cumhuriyetle hiçbir iyileşme, değişiklik olmamıştır. Cumhuriyet budunsal (etnik) ve mezhepsel, dinsel yapıların, kimliklerin üzerini “beton”lamıştır. Yönetim diktatörlük, Atatürk ise diktatördür. Tekkeler ve zaviyeler kapatılmış, Alevi cem törenlerine katılanlara cezalar uygulanmıştır. Planlı kıyımlar, toplu öldürümler yapılmıştır. Asimile edilmişlerdir.
Şeriatçı kesimin cehaletini, kinini, vahşiliğini biliyoruz da söz konusu kesimin bu saçmalıkları nasıl savunabildiklerine şaşarak izliyoruz. Dinci güçler kendi yönlerinden daha tutarlılar. Doğru hedefe vuruyorlar. Sosyalist-komünist tarafların aynı hedefe vurmasına ne demeli? Ancak ahmaklık, kötü niyet. İnsan aydın olma savındayken, Alevilerin, giderek Kürtlerin can güvenliğine cumhuriyetle kavuştuğunu, daha düne kadar parasız eğitim, parasız sağlık olanaklarını, laik yaşam koşullarını elde ettiğini, anadilini yazın, sanat ortamında varsılca kullanabildiğini (burada hemen mal bulmuşçasına Kürtçeyi öne sürerler), birbirinden değerli kültür kurumlarının, üniversitelerin kurulduğunu, Osmanlının başlıca gelir kanaklarından aşarın kaldırıldığını, okuma yazma ve eğitim alanında millet mekteplerinin, eğitmen kurslarının, köy enstitülerinin kurulduğunu, altı yılda yüzün üzerinde yazar yetiştirildiğini, her köyde köy enstitülü öğretmenin kitaplık kurduğunu, sarayın şatafatı için savaşların son bulduğunu, bölge dayanaklı barış güvencesi örgütlerin, paktların kurulduğunu, sanati-tarım destekleme kuruluşlarının, uçak fabrikasının kurulduğunu, kadın, seçme seçilme haklarının kazanıldığını… nasıl bilmez?.. Bütün yapılanların bir ulus için ne denli yaşamsal önemde olduğunu nasıl bilmez?.. Gerçekten cumhuriyete, Atatürk’e bu kin nereden kaynaklanıyor? Bitmeyen, tükenmeyen kin! Türk Devrimine Bolşevikler bile böyle bakmadılar. Lenin de yoldaşları da cephelerde pişmişlerdi. Neyin ne olduğunu bilirlerdi…
“Türkiyeli” (yoksa Anadolu mu yazmalıydım?) komünistler neredeyse “Keşke düşman kazansaydı, Aleviliğimiz, Kürtlüğümüz kalırdı” diyecekler. Nasıl da aynı yerden su içiyorlar, değil mi? Cumhuriyetle barışık olmak, olmamak sorunudur. Barışık olmazsanız böyle sürekli öküz altında buzağı arar, gülünç olursunuz. İyimser yaklaşımla siyaset halka gerçekleri, doğruları anlatmak, yaşatmaktır. Bu da ancak gönenç kurumlarıyla, eleştirel, bilimsel eğitimle, kültürle olur. Cumhuriyet bunları yapmak için on beş yıl bulabildi. Ne ki geri kalad yıllardaki kazıma uygulamalarına karşın kökleşti, hiçbir güç gönüllerden sökemedi.
Maraş kahraman değil, kanlı Maraş’mış! Hadi oradan. Bu ikisini bir araya getirmek ancak kötülük ve salaklıkla açıklanabilir. Bu lafı bir yazısında Can Dündar da etmişt… Şimdi de edenler var… Maraş Kıyımı kimlikleri birbirine kırdırarak, ulus devleti çökertmeyi amaçlayan ABD’nin gizli kıyım örgütü kontgerillanın kıyımıdır. Çorum da Taksim de diğerleri de öyledir. Doğan Öz, Bedri Karafakioğlu, Bedrettin Cömert, Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Abdi İpekçi, Akın Özdemir, Çetin Emeç… ödürümleri de 1980 sonrası kıyımlar da… ABD 34 komando kampını ne diye kurdu sanıyorsunuz. Sorarlar insana, bu adların hangisinin cumhuriyetle, Türkle, Atatürk’le bir sorunu vardı? Tersi değil mi?..
Maraş’ta. Çorum’da, Taksim’de… bir addan söz edilir: Alexander Peck. Bu adın CIA’nın kirli adamı olduğu biliniyor. Her kıyımdan önce, bugün “ak” kaşık rolü yapan MHP’nin il başkanlıklarında toplantı yapan adam. Peki bugün aynı ABD ile Kürdistan kurma emelleri peşinde ortak olmak, ABD’nin ordusu olmak görevini benimsemek ne demek oluyor? PKK masum kıyımcı, öyle mi?.. Siyasilerinin bu soruya yanıtları şöyle: “Kürdistan için şeytanla bile birlikte oluruz.” Kardeşlikleri, düşün namusları budur.
Bu yaklaşımlar her nenden önce kıyımlarda öldürülen insanların anısına saygısızlıktır.
Ali’siz, Atatürk’süz Alevilik derken şimdi de Luvici Alevilik.
Öz be öz Oğuz Türklüğü Alevilik için bir de milli Alevilik (tuzağı) demezler mi?
Ört ki ölem!..
