17 Nisan 1940’ta, 3803 sayılı yasayla kurulan köy enstitülerinin 80. yılındayız. Yasanın tarihine göre 80. yıl ama köy enstitülerinin düşüncesi, ön dönemi daha eski yıllara dayanır. Devrimin önderi Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1922’deki Büyük Millet Meclisi açış konuşmasında adeta köy enstitülerinin düşününü açıklar gibidir. Bu konuşmasında köylüye temel bilgileri vermekten söz ederken, insanımızın bağımsızlık bilinciyle yetiştirilmesi gereğini, bağımsızlık bilincinin verilmediği toplumların yaşam hakkının olmayacağını vurgular.
Yine 1 Kasım 1928’de yapılan Yazaç (Harf) Devriminin ardından millet mektepleri kuruldu. Bu okullarda halka hızla okuma yazma öğretildi.
1930’lu yıllarda Atatürk’ün isteğiyle açılan köy eğitmen kursları askerde belirlenen zeki gençlere öğretmenlik eğitimi verilerek köylerde görevlendirme mantığına dayanıyordu; 1948 yılına kadar eğitmen yetiştirmiştir.
Köy enstitülerinin başlıca öncüleri Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Saffet Arıkan, Rauf İnan’dır. Kuşkusuz daha birçok özünü bu amaca adamış öğretmenin emeği vardır.
Köy enstitüleri insan nasıl insan olur sorusunun yanıtıdır. Halka, ulusa güvenildiği, halk sevgisiyle iş yapıldığında nasıl görkemli sonuçlara ulaşıldığının somut kanıtıdır.
Köy enstitülerinde günümüz kültürünü, inceyazınını da besleyen yüzün üzerinde yazar, bilimci, ressam, sanatçı, siyasetçi yetişti. Kimi adları anmak somutlaştırmaya yardım edecektir: Talip Apaydın, Adnan Binyazar, Emin Özdemir, Mahmut Makal, Osman Şahin, Dursun Akçam, Osman Bolulu, Osman Nuri Poyrazoğlu, Ayşe Baysal…
Köy enstitülerinin bu tansıksı başarısının altında eleştirel, demokratik, bilimsel eğitim yaklaşımı ve Türkiye’nin gereksinimlerine uygun belirlenmiş ders-eğitim izlencesi be uygulamasıdır. Tümüyle özgündür. Derslerin yarısı kültür dersleri, diğer kalanı ise yarı yarıya tarım ve teknik uygulamaları derslerinden oluşmaktaydı.
Her enstitünün dersler belirlemekte karar özgürlüğü vardı. Ayrıca her enstitünün tarım ders uygulamaları yörenin, bölgenin yapısına göre değişirdi; örneğin Beşikdüzü Karadeniz’deydi ve balıkçılık öğretilirdi.
Eleştirellik ve demokratlık sözde değildi, gerçekten eğitim yaşamının tam ortasındaydı. Kimse eleştiriden gocunmaz, ayrı tutulmaz, yanıtlanırdı. Böylelikle doğru eleştirinin nasıl yapıldığı da öğrenilmiş olurdu.
Köy enstitülerinin gerçek süresi 1940-1946 arası 6 yıldır. 1946 yılından sonra karşı hareket başlatılmış, aşındırılmış, özünden koparılmış, sonunda 1954’te Demokrat Parti tarafından kapatılmıştır. Kapatan güç derebey, tefeci, vurguncu, din bezirganı, emperyalist işbirliğidir. Bu açık gerçektir ve nedeni de gayet anlaşılırdır. Anlaşılırdır ama kabul edilemezdir.
Köy enstitülerinin kapatılması Türk ulusunun geleceğini karartmış, demokrasisinin kurulmasını engellemiştir. Demokrasi bilinçli halk ister!
Köy enstitüleri 80. yılında hâlâ günceldir. Artarak süren bu önem, günümüzde bilimsel eğitime her dönemdekinden çok gereksinim olmasındandır. Bu gereksinim yakıcı düzeydedir.
O dönemde nüfusun %80’ni kırsaldaki insanımızın eğitime gereksinimi vardı. Bugün ise aynı %80 orandaki nüfus kentlerde ve belki de 1940’lı yıllardakinden daha derin bilgisizlik içindedir. Demem o ki bu kez sözde kentlerimizde köy enstitülerinin uygulamalarına gereksinim büyüktür.
Köy enstitüleri aynı zamanda eşzamanlı işleyen bir bütünün çok değerli parçasıdır. Bütünün diğer bölümleri kültür kurumları, fakülteler, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, neşriyat kongresi, tercüme bürosu, doğu-batı klasiklerinin çevrilmesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, sanayi kuruluşları, tarım kuruluşları…
Müthiş bir eğitim anlayışının devasa yapıtı köy enstitüleri aydınlanmamızın eşsiz yanarcasıdır.
Aydın insan halkının, ulusunun eğitim kazanmasından, bilinç kazanmasından mutlu olur, kıvanç duyar.
Köy Enstitüleri Bayramımız kutlu olsun!
