Yeryüzü kıyımlardan tarihi boyunca kurtulamadı. Ne ki özellikle son kırk yılda yaşananları tarihtekiyle yan yana getirirken, günümüzün bilişim, uygulayımbilim, uzaybilim gelişmeleriyle kıyımları birlikte düşünmek gerekir. Dememiz o ki böyle bakıldığında çelişkinin yakıcılığı daha açık ortaya çıkar. Bir yanda bu değin gelişmiş bir dünya bir diğer yanda tarihtekinden hiç de hafif olmayan, belki de daha ağır kıyım koşulları… Bu çelişki çok belirleyicidir.
Yeni Dünya Düzeni postmodernizm ideolojisi kılışı içinde yeryüzünü biçimlendirirken tüm gerilikleri besledi, geliştirdi, destekledi. Bu anlayışa göre yaşam ilişkileri, biçimleri arasında ilerleme düşüncesine göre bir aşama, düzey ayrımı olmamalıdır. Her yaşam biçimi, her değerler toplamı “saygın”dır; dolayısıyla özgür olmalıdır. Bu anlayışa göre ulus devletler (uniter yapılar) budunsal (etnik) ve dinsel yapıları baskılar. Özgürlüklerini ellerinden alır. Ekinlerini “asimile” eder. İnsan haklarından topluluk (cemaat) haklarını anlamak gerekir. Ulus devletler bu bakışla sınıflandırılarak karşı öbeğe konacak devletler askeri olanlarda içinde tüm etkili yöntemlerle değiştirilmelidir.
İlginçtir, Amerika Birleşik Devletleri yaklaşık 3.000 yurttaşının yaşamını yitirdiği 11 Eylül kıyımının ardından bile köktenci İslamcı yönetimleri, örgütleri, kıyım örgütlerini destekledi. Yalnızca ABD değil Avrupa Birliği devletleri de aynı yaklaşımı benimsediler.
Bu uygulamaların en yakıcı sonucu sözkonusu hedefe konan ulusların ilerici unsurlarının baskı ve kıyımla yüz yüze kalmalarıydı. Seçim hileleriyle, sınırsız parasal desteklemelerle, “vesayet”i ortadan kaldırmak yaygaralarıyla, Arap baharı aldatmacalarıyla sürdürülen çabalar en büyük kötülükleri hedef ulusların aydınlanmacı kesimleri üzerinde yarattı. Onlar soluk alamaz duruma geldiler.
ABD’siyle, AB’siyle batının çelişki gibi görünen bu siyasası yayılmacıların çıkarlarına uygundu. Özünde çelişki yoktu. Batı hiçbir zaman üçüncü dünya ülkelerinde aydınlanmacı yönetimler, akılcı kitleler istemez. Böylesi bir aydınlanmacı durumda sömürüsünün işlemeyeceğini, tıkanacağını bilir.
Diğer deyimle batının kıyım karşıtlığı, uygarlıkseverliği gerçekdışıdır.
İşte Charlie Hebdo kıyımı batının her zaman kendi sınırları dışında kalacağını tasarlayarak sürekli beslediği İslamcı ve her tür kıyımın bumerang örneği kendisine dönüşüdür.
Kuşkusuz bu gerçek bir başka gerçeği görmemeyi gerektirmiyor: İslam kendi iç yapısında ve güncel dünyasında sürekli biçimde kıyım üreten ilişkiler dayatmaktadır. Bu durumun batıyla, batının sözkonusu siyasasıyla ilgisi yoktur. Bu ikisi birbirinden ayrı olgulardır.
Afganistan’daki okul baskınını, 200 çocuğun öldürüldüğü kıyımı, IŞİD kıyımlarını, Boko Haram’ın 2000 kişiyi öldürdüğü kıyımı, çok sayıda Türkmenin öldürüldüğü kıyımları, daha sayılamayacak kıyımları batının siyasasıyla açıklama olanağı yoktur.
Charlie Hebdo kıyımını kınamaktan kaçınan Türkiye İslamcı gericiliği turnusol kâğıdı gibi bir kez daha kıyımcı yüzüyle ortaya çıkmıştır. Kıyımı kınamamanın gerekçesi olamaz.
Madımak kıyımı ile Charlie Hebdo kıyımı aynı düzlemdedir.
Kararlılıkla kınanmalıdır. İnsanlık da aydınlanmacı olmak da bunu gerektirir.
Batı toplumları, ulusları da Libya, Suriye, Irak… yayılmacı güçlerin orduları, ABD, Fransa, İngiltere… uçaklarının bombaları altında kıyıma uğrarken sessiz kalmaması, karşı durması gerektiğini anlamalıdır!
Umarız gelecekte böyle davranmaya başlarlar.
