Türk Şiirinin en güçlü ozanlarından Refik Durbaş’ı da yitirdik. Büyük acı içindeyiz. (Sıradanlaşmamsı gereken bir tümce varsa bu tümcedir…) Bir bir yitirdiğimiz ozanlarımız öyle bir topluluktur ki yaşamları, ölümleri şiirdir. Tepeden tırnağa “insan”dırlar. Her işleri dürüstlükledir. Hayınlık göremezsiniz. Bir bir gidiyorlar…
Refik Durbaş insanlığın, insanımızın acılarını, dinmeyen kederini, özlemlerini, savruluşlarını kuyumcu özeniyle işler. “Çırak Aranıyor” şiiri adeta türküleşir.
ÇIRAK ARANIYOR
Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?
Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?
Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?
(Refik Durbaş)
Evet, “Ölüm hep bana / Bana mı düşer usta?” Hemen her gün kaza denilip geçilen kıyımlarda yitirdiğimiz canları nasıl da çağrıştırır değil mi?
Tezgâhtar kızın hüznü de çocukların çaresizliği de savaşların kıyımı da Refik Durbaş’ın şiirindedir.
Yanlış anımsamıyorsam, TEKEL direnişi günlerinden birinde tanışıp söyleştim Refik Durbaş Ustayla. Tanrım, on asıl içtenlikti, dostça karşılayıştı… Hiç unutamam. Bu yanını Ozan Akif Kurtuluş da anlatır…
Öylesine candan şiirleri de Refik Durbaş gibi bir içtenlik anıtı insan, bir gönül insanı yazabilirdi.
Refik Durbaş şiirinin başat izleklerindendir hasret, sıla, yalnızlık. Ne ki bu izlekleri umutsuzluğa vardırmaz; bir direnç alanına ulaştırmayı bilir.
Usta Ozan Refik Durbaş’ı kederle, saygıyla, sevgiyle uğurluyoruz.
Işıklar içinde uyu Refik Durbaş Ustam.
