Şimdi bu başlıkta, “Soykırımcı Ermenilerin Türklere Soykırımının 100. Yılı” tümcesinde yanlış olan ne? Hiçbir yanlışlık yok!
Bir “yüzleşme” sözüdür gidiyor. (Dolaşıma habire sokulan, yayılmasına çalışılan bu tür “anahtar sözcükler” gerçekten katlanılır gibi değil; dayatma sözcükleri bunlar, gerçeğe ulaşma değil.) Haydi yüzleşelim öyleyse.
ı) Önce şu hastalıklı yaklaşım bırakacaksın, hep kafandakini söyleyip dayatmayacaksın, sözlerin karşıdakinin söyledikleriyle ilgili sözler olacak. Bu koşula uyulmadığında ortaya çıkan duruma tartışma, iletişim falan denmiyor.
ıı) Savlarının belgelerini ortaya koyacaksın. (Belgelemek hep aydınlanmacıların işi mi?) Öyle kanıt, belge, dayanak ortaya koyamadan, her sav kanıtlanmış da benimsemeyen karşı kesim suçluymuş edasıyla “Kabul et, kabul et” çığlıklarıyla yaygara koparmak kepazeliktir.
ııı) Asıl soykırım sabıkalısı bazı ülkeler başta olmak üzere, AB fonlarından yemlenerek yine kanıtsız, belgesiz savlarla, hakaret, aşağılama tümceleriyle dolu sözde kitaplarla Türk ulusuna; yeryüzünde insanlık onuru, özgürlük için yayılmacılara ilk kez tokat atmayı başarmış Türk ulusuna bok atmaya çalışmayacaksın. “Çanakkale’ye gelmeyin, Yerevan’a gidin” deme soysuzluğunu yapmayacaksın. Bu şarlatanlığı, o bol keseden para dağıtan, insan haklarını, demokrasiyi kimseye bırakmayan AB ülkelerinin hiçbirinde, o uluslar için yaptırmazlar.
Bu koşullarda anlaştıysak haydi yüzleşelim.
Kimse çarpıtmaya kalkmasın, tarihsel olaylarda zaman sırası (kronoloji) çok önemlidir. Hangi olayın hangi olayın ardından geldiği, öncesinde yaşananın ne olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Yaklaşık olarak 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması döneminden başlayarak Osmanlı güç yitirmeye yüz tutunca, özellikle Anadolu, Haçlıların kullandığı sözcükle Türkiye-Türkler yeniden açıkça hedefe kondu; planlar yapıldı. (Yayılmacıların, sömürgecilerin amaçları üzerinden çözümleme yapılmamalıymış! Neden? Yanıt yok. En güçlü etken, birilerinin isteği üzerine çözümlemeye katılmayacak ve bu çözümleme bilimsel olacak, gerçekleri ortaya koyacak! Emriniz olur demek geçiyor insanın içinden.) Önce Rusya, ardından İngiltere Türkiye’deki Hıristiyanlar üzerindeki güçlerini sürekli artırdılar.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Savaşı) ve sonuçları ortaya konup iyice anlaşılmadan, ardından gelen dönemlerle ilgili hiçbir söz söylenemez, yazı yazılamaz. Rus ordusunun İstanbul/Yeşilköy’e kadar gelmeleriyle sonuçlanan bu savaşın temel nedenlerinden biri Anadolu’daki azınlık isyanlarıdır. Savaşın yarattığı başlıca yıkım, Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan 1 milyonu aşkın Müslümanın Anadolu içlerine göç dalgaları oluşturmaları biçiminde belirmiştir. Bu insanların piknik yapmak için ya da “henüz yerleşikliğe geçmedikleri, göçebe oldukları” için göç ettikleri söylenemez herhalde. Diğer güçlerin saldırısına, kırımlara uğradılar. Neden yalnızca ve yalnızca Türk ve Müslüman olmalarıydı. (Soykırımın tanımını anımsayınız! Günümüz Türkleri kendi tarihine ve acılarına o değin duyarsız ki kuşkusuz kinini gütmesin ama anmıyor bile.) Dibe vurma da denebilecek Birinci Dünya Savaşı döneminde Ermeni örgütleri başta olmak üzere azınlıklar, önceki dönemlerden çok daha planlı, sistemli biçimde silahlandırıldı. Belgeleriyle kanıtlıdır ki yayılmacı güçlerce ülkeler vaat edilmiştir, bunun için ise Müslüman nüfusun “azaltılması”, kırılması, kaçırılması kararlaştırılmıştır. (Bu ve ilgili birçok gerçeğin belgeleri Sayın Dr. Mehmet Perinçek’in yapıtlarında yayımlanmıştır. Bilime, gerçeklerin gün ışığına çıkmasına verdiği büyük emek için Dr. Mehmet Perinçek’e gönül borcumuzu sunarız. Belgelerle konuşuyor, yazıyoruz ve karşılığında belge istiyoruz, bir ulusa hakaret etmek marifet değil.) Olayların zaman sırası demiştik, anımsadınız değil mi? Evet silahlandırılmış Ermeni kıyım örgütleri Türk köylerini, mahallelerini, bölgelerini basarak, en acımasız yöntemlerle kıyım yapmaya başladılar. Lütfen dikkat edilsin, yakın zaman öncesinde 1 milyonun üzerinde insan göç etmesine, saldırılarda öldürülmesine, hastalıklarla, açlıkla yaşamını yitirmesine karşın, tarih onların azınlıkları suçlayıp kıyım yaptıklarını kaydetmiyor. Demek ki Ermeni kıyımcılarının “gerekçe” yapacakları, uğradıkları bir ön saldırı yok. Bu satırların yazarı Erzincanlıdır ve o dönemi yaşamış dedesinin, hiç kinci olmayan kişiliğiyle anlattığı gerçekleri bilmektedir. Ermeni çeteciler o değin acımasıdır ki (baltayla başları gövdelerden ayırıp, kazdırılan kuyulara doldurmak, evlere toplayıp önce baltalı, yaylım ateşli saldırı, ardından ateşe vererek tümüyle yakmak… İnsanın kanının donması işten değil) artık Rus işgal ordusunun askerleri, subayları, kaçmaları için saldırıların yapılacağını Türklere önceden bildirmeye başlarlar. (Soykırım savını dayatanlar “sözlü tarih”e de önem veriyorlar ya işte size sözlü tarih tanıklığı.) Soykırım tanımını yeniden anımsamanın tam sırasıdır. Baltalı kıyımlara kurban giden insanlara bu dile gelmez saldırıların, kurbanların Türk ve Müslüman olmasından başka nedeni var mıydı? Yoktu. İşte size soykırım! (Ohanes Kaçaznuni’nin Bükreş raporu okunmalıdır.) Öyle yağma yok, zaman sıralamasını atlamayacaksınız, bu bilerek ve kötü niyetle yapılıyor. Peki Türkler sabır taşı mı doğuştan kurbanlık mı öldürülmelerinde kıyıma uğratılmalarında sakınca olmayan bir “tür” mü? Onların duygusu tepkisi, kendini koruma güdüsü, giderek bir yere kadar insanca sayılması gereken öç alma güdüsü yok mu? Bugün bile onca yalanla suçlanan Türkler karşı tepki bağlamında kusursuzlukla görevli ya da yükümlü mü? 1915’te İttihat ve Terakki yönetimi tehcir (zorunlu göç) kararını aldı ve uyguladı. 1915’te eşzamanlı olarak, dünyanın en güçlü yayılmacı birleşik savaş deniz ve kara gücü Çanakkale’den saldırıya geçti. Çanakkale’de yayılmacılara karşı, özgürlük için savaşmak üzere ülkenin erkekleri Çanakkale’de. Şehit düşüyorlar, gazi oluyorlar. Taşnak Ermenileri erkeksiz kalmış bu Türk köylerine giriyor, insan doğruyorlar. Neden? Vaat edilmiş devleti kuracaklar diye… (Kimi çokbilmişler diyorlar ki madem cephe gerisi arkadan vuruluyordu, suçlular bulunup ayıklansaydı, yalnız onlara yönelik önlem alınsaydı. Bunlar gerçekten de hiçbir şey bilmeyen “çokbilmişler.” Sanki savaş değil de normal işleyen bir güvenlik ve polis örgütü var. Her kesimde sivillerin birbirine düşmanlıklarının bilendiği, can güvenliklerinin kalmadığı hesaba katılmıyor. (Bu yanlışı yıllar sonra Kurtuluş Savaşı sonrası Yunan-Türk “mübadele”si içinde yapacak düşmanlığı kaşıyacaklardır bu aydın görünen aymazlar. “Artık bu topraklar da Yunanistan toprağı olacak” hayaliyle Yunana yataklık eden topluluğun utkudan sonra can güvenliği kalmış mıydı? Yenilgi acısı içindeki Yunanistan’da Türklerin can güvenliği olabilir miydi?) İyi niyet, gerçek arayışı, bilim soru sormayı gerektirir. Sorulardan biri de şudur: O koşullar içinde İttihat Terakki olsun, Türkler olsun ne yapacaktı? “Aman onyıllar sonra bize soykırımcı derler, öldürülmeye, doğranmaya kuzu kuzu boyun eğelim” mi diyeceklerdi? Türkün canını, öldürülmesini, kıyımlarla yok edilmesini önemsiz saymanın adını ne koymalı?
Bu nasıl soykırım ki günümüzde Lübnan’da, Amerika’da, Suriye’de, Fransa’da… soykırıma uğradıklarını savladıkları insanların torunları yaşıyor. Bu nasıl soykırım ki İstanbul’da hâlâ Ermeniler yaşıyor. Bu değin çok insan bir yerlere saklanarak mı kurtuldu? İyi ki de yaşıyorlar. Hadi Ermeniler kıyımdan kaçtılar, 1960’lı yıllardan başlayarak önce Almanya’ya, ardından diğer Avrupa ülkelerine göçüp, kaç kuşaktır kökleşip yaşayan Türkler de mi soykırımdan kaçtılar? Neden hiçbir çokbilmişin usuna Türkiye’deki ağır ekonomik sorunlar nedeniyle de azınlık oluşlarını gerekçe göstererek batılı ülkelere göçmüş, yerleşmiş olabilecekleri gelmiyor? Gelmez, çünkü niyet başka.
Öyle kaçmak yok; yüzleşeceğiz! Günümüzde yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen, soykırım sözü edildiğinde hemen anında “Yapılmıştır” deyip sarılan Kürtler, atalarınız göç yolundaki Ermenilere neler yaptı? Kesti, doğradı değil mi? Daha geçenlerde günümüz “kanaat önderlerinden” Ahmet Türk özür diler gibi yaptı ama pek bir şey anlaşılmadı. Neden özür diliyordu? Ne olmuştu? Kötü olan ne varsa Türklere fatura etmeli değil mi? Hamidiye Alayları aydınımsılara ne anımsatıyor? Tarihsel belgeler, Hamidiye Alaylarının tıpkı Alevilere yaptıkları gibi, göç yolundaki Ermenilere pek de iyi davranmadığını gösteriyor. Ne dersiniz? Şöyle tam yüzleşelim mi? Eksik bırakmamalı; günümüzde yeri göğü inleten Dersimseverler, o günlerde Dersimli eşkıyalar (ki üretim yaptıkları bilgisine tarihsel kaynaklarda rastlayamadık) Ermeni kafilelerine, Erzincan bölgesinde yaşayan Türk ve Ermenilere neler yaptılar dersiniz? Yok gerçekten yüzleşmek istiyorum ben de… Öyle kaçmak, kafalardaki dayanaksız, kaynaksız, belgesiz (demem o ki yalanları) uluorta savurmak yok! Yüzleşeceğiz.
Hem Ermeni diasporası Kürt siyasetçisiyle neden bu değin içlidışlıdır sanırsınız? Onlar tarihte ne oldu olmadığını bilmezler mi? Bilirler. Hesap başkadır. Kürt siyasetçisi önce devlet/ülke kuracak; Ermeniler de onlardan alıp büyük Ermenistan’ı kuracak.
Yüzleşilecekse, birileri de “Kan içici Türkler, bir sabah kapı komşularının celladı kesildi” “muhabbeti”ni bırakacaklar. Evet, “soykırımcı Ermenilerin Türklere karşı uyguladıkları soykırımın 100. yılındayız.” Bu gerçeği Ermenistan parlamentosu başta olmak üzere kabul etmeli, Türkiye Cumhuriyeti’nden, Türklerden özür dilemelidir.
Ermenistan, anayasasından nefret suçu işlediği bölümleri temizleyip çıkarmalıdır. Ermeni çetelerinin işlediği soykırım suçunun olmadığını savlamak suçtur. Bu suçu işleyenler hapisle cezalandırılmalıdır. Bu tür yayınların yayımlanması engellenmelidir. Bu tür savlar taşıyan konuşmalar yapan, yazılar, kitaplar yazan, yayımlayan bilim insanlarının işlerine son verilmelidir. Yineliyoruz, Ermeni Taşnak kıyım çetelerinin Türklere uyguladığı soykırımın tek nedeni saldırılanların Türk ve Müslüman olmasıdır. Bu da soykırım sayılması için yeterlidir. Hem kendilerini Taşnak çeteleriyle, kıyımcılarla bağlı duyuyorlar? Onlar başka Ermeniler, diaspora başka. Korkmasınlar Ermeniler, geçmişte çetelerinin yaptığı soykırımla şimdi suçlanmazlar. Onlara hiçbir şey olmaz! Karekin Pastırmacıyanlar, Sohomon Tehliryanlar, benzer diğerlerinin yönettiği, işlediği suçlar, cinayetler günümüzdeki Ermenilerle ilgili değildir.
Talat Paşayı Berlin’de öldüren katilin oğlu bile dayanamadı; “Babam bir katildi, Ermenistan’da nereden kahraman oluyormuş. Mahkemede Türklerin kız kardeşinin ırzına geçtiğini söylemiş; babamın kız kardeşi yoktu. Olmamıştı.” diyebildi.
Yine kimi çokbilmişler Ermenilere soykırım yapılmadı savını savunanlara, “Hiçbir şey yapılmadı, acı çekilmedi diyemezsiniz” demektedirler. Sanki Ermenilerin soykırıma uğradığını reddedenlerin böyle bir sözü, görüşü varmış gibi. (Bu yaklaşımı kimi çok tanınan ve aydınlanmacı, Atatürkçü bilinen “hoca”lar da dillendiriyor ki ört ki ölem demekten başka bir şey gelmiyor elden.) Diğer bakışla, “Böyle yazdın, söyledin” diyen de ardından yargılayan da kendileri. “Ermenilere soykırım yapılmadı” diyenler karşı kesimden çok daha duygudaşlık (empati) kuran, Ermeni halkının da kuşkusuz acılar yaşadığını, konu her dillendirildiğinde belirten bir kesimdir. Ne ki “Soykırım yapıldı” diyen kesimin tavrı hiç de öyle değil.
Başta da belirtildi, kanıtlarla, belgelerle konuşmak, yazmak gerek. İngiliz işgal yönetimi ve doğrudan İngiltere yayılmacı yönetimi Malta’ya hapsettiği Meclisi Mebusan üyelerini Ermeni olayı nedeniyle yargıladı. Suçlamanın bu olmadığını söyleyecek biri var mı? Sonuç ne oldu? İngiltere’deki başsavcı bile dava açılamayacağı kararına vardı. Diğer deyimle soruşturmaya yer olmadığına. Ne ki bu maaşlı “efendiler”in kanıtla, belgeyle işi yok. Tarihçiler kurulunun belirlenip araştırmasını bile istemiyorlar; reddediyorlar. Gerçeklerle işi olanlar bu yaklaşımı neden reddederler?
Onları ele veren güçlü bir kanıta daha gelelim. Gerek AB kararlarında, gerekse soykırım kararını parlamentolarından geçiren ülkelerin kararlarında tarih 1915 ve öncesiyle sınırlı değildir. Buraya dikkat! Türk Devrimi, onun önderi Bilge İnsan Mustafa Kemal Atatürk soykırımcılıkla suçlanmakta; insanlığın, ezilen ulusların yayılmacılığa, sömürgeciliğe karşı başkaldırısına kaynaklık eden Atatürk Devrimi ve kurduğu cumhuriyet “soykırım suçlusu” sayılarak karalanmaya, önemsizleştirilmeye, giderek sanık yapılmaya çalışılmaktadır. İnsanlığın en kansız gerçekleştirilmiş devrimlerinden olan Türk Devrimi o değin ilerici, eşitlikçi, gerçek barışı kurmayı amaçlayan büyük bir devrimdir ki bu yaklaşımlar hiçbir zaman etkili olamaz. Tüm gerici odaklardan onyıllardır, bunca saldırıya karşın, V. I. Lenin’in yontularına kadar yerle bir edilmedik lider ve kuramı kalmamasına karşın, Mustafa Kemal Atatürk’e, Türk Devrimine sevgi, saygı, bağlılık bilgiden ve insancılıktan beslenerek sürmektedir. Sürecektir de. Çünkü Fidel Castro gibi erdemli devrimcilerden, Lord Curzon gibi, Winston Churchill gibi düşmanlarına değin değeri, anlamı belirlenmiştir. Ha unutmadan, bu belirlenmeye gereksinimi de yoktur; söyleyelim. Dolayısıyla Atatürk’ü ve Türk devrimini soykırımcı saymaya hiçbir düzen, tasarım odağının gücü yetmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran devrimden soykırım çıkarabilmek olanaksızdır. Onu başka yerlerde arayacaklar. Burada bulamazlar. Bu hıncın başat nedeni ise çok açıktır; Atatürk Devrimi yayılmacılık için sonun başlangıcıdır. Bunu hazmedemezler. Bugün de öcünü her yolla almaya çalışıyorlar. Bu gerçeğin en değerli kanıtlarından biri Artin Penik adlı yurttaşımızın ASALA Ermeni kıyım örgütünün Türk diplomatlarını öldürmesine karşı, bu durumu onuruna yediremeyerek 11.8.1982’de, İstanbul/Taksim’de kendini yakarak yaşamına son vermesidir. Saygıyla anıyoruz, ışıklar içinde yatsın. (“Soykırıma uğramış” hiçbir toplumun torunları böylesi bir nedenle, yine böylesi acı bir yöntemle canına kıymaz.)
“Ermenistan ve Ermeniler bir an önce yaptıkları soykırımı tanımalıdırlar!
Asıl soykırım suçlusu olup yanlarına suç ortağı arayan yayılmacı (emperyalist) batılı devletler de Ermenilere yaptırdıkları soykırımı en kısa zamanda tanımalıdırlar!”
