“Yönetenlerin” dilinde ne zamandır bir “milli irade” sözüdür sürüp gidiyor. Bununla çok yanlış olarak, en önemli olayın sandık, alınan oylar, seçim olduğu öne sürülmek isteniyor.
Yanlıştır, çünkü demokraside seçimler aşamalardan yalnızca biridir. Demokrasi ile seçim arasında birebir denklik kurulamayacağı gibi seçimlerin sağlıklı, türeye uygun koşullarda yapılması yaşamsal önemdedir.
Demokrasi, insanlık tarihinde oluşmuş siyasal görüşleri temel bilgi düzeyinde bile olsa öğrenmiş, diğer deyimle bu yönde bilgi sunulan bir eğitim dizgesi aracılığıyla seçeneklerle tanıştırılmış; hiçbir dayatmanın hedefi durumuna gelmemesini sağlayacak bağımsız gelir elde edebilen; bireysel yeteneklerini geliştirebilecek ortamlara olabildiğince ulaşabilen bir halk (seçmen) yapısı gerektirir. (Sayısı üçü beşi geçmeyen basın kurumunun aydınları dışında, sözkonusu temel gerekleri vurgulayana rastlıyor musunuz?) Toplumbilim, siyasetbilim yine bilimin kurallarıyla düşünülmelidir. Bilimde yakınma, kınama olmaz. Bilim nesnel dünyanın bilgisidir. Toplumda eksik bırakılan, boşluk durumunda kalmaz. Sınıfsal çıkar kaynaklı eylemlerle doldurulur. Genellikle de bu eylemler, emekleriyle yaşayan geniş kesimler yararına olmaz. Sömürü güçleri daha güçlü, baskın çıkar.
1980’e değin, ivmesi azalarak da sürse, seçim sonuçlarıyla örneğin tahıl taban fiyatları, tarımsal destekler, işçi ücretleri, çalışma hakları, bayındırlık hizmetleri gibi büyük ölçekli ve sınıfsal nitelikli uygulamalar arasında bir ilişkiden söz edilebilirdi. Ne ki çözümlemesi bu yazının sınırlarına sığmayacak küresel toplumsal dönüşümle birlikte, yukarıda belirtilen ilişki koparılmış, uygar dünya için anlamlı, benimsenebilir, eleştiriye açık siyasal konumlanışın yerini budunsal (etnik), “cemaat”, aşiret odaklı bağlar almış; anılan bağlar yüceltilmiş, toplumsal ilişkiler bu gerici ve eleştirisiz düzlem üzerinden düzenlenmiştir. Oyları sağlayan da Meclis bileşimini belirleyen de birey istencini (irade) ortadan kaldıran koşullarda oluşturulan beklentiler, biçimlendirilen kuşaklar olmuştur.
Dolayısıyla bir topluluğun (“cemaat”, aşiret, soy…), istenci, toplumsal güvenliği, ekonomik gücü yok edilmiş, bağımlı üyelerinin özgür, kişisel seçim yapması, gönüllerince oy kullanabilmesi olanaksızdır. Seçim hilelerine, haksızlıklara, kamu olanaklarının kullanılmasına, eşitlikten uzak YSK kararlarına ise değinmeye bilmem gerek var mı?
*Dil Derneği Yayın Kolu Başkanı ve şair
