Anadili Bilinci
Günay Güner

Anadili Bilinci

Bu içerik 2962 kez okundu.

Dil, iletişim aracı olmaktan çok daha fazla anlamı, işlevi olan bir olgudur. Bireyin her anı, düşleri bile dille, anadiliyle ilişkilidir. Anadili, insanın gelişim sürecinde anasından, ailesinden, çevresinden öğrendiği dildir. (Sıklıkla karıştırılan anadil ise kendisinden, başka diller oluşmuş, doğmuş dil demektir.) Tanımından da anlaşıldığı gibi anadili, toplumsal koşullara göre birden fazla da olabilir.

                     

Dil birikimi edinmediği durumda kişi, “Her toplumun bir dili var, hangi dil olduğunun ne önemi var, iletişimi sağladıktan sonra tümü aynı, sonuçta bir dil değil mi,” diye düşünebilir. Gerçek öyle mi? Üzerinde durmaya değer.

                     

Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki (bunlar yalnızca düşünce yürütmekle sınırlı olmayan, çok duyarlı aygıtların kullanıldığı gözlemlere, incelemelere dayanan çalışmalardır) insan algısını, bilincini en güçlü belirleyen olgu anadilidir. Çünkü ilk anlarından başlayarak yaşamla ilişkiler anadili üzerinden kurulur. Bilgilenme sağlanır. Anılar, duygular kişilikte yer eder. Anadili ile düşünce arasında, genellikle anadilinin belirleyici olduğu karşılıklı etkileşim sürüp gider. Yaşamın her ayrıntısını kaplar.

                     

Anadilinin bu niteliği nedeniyledir ki yayılmacı (emperyalist) güçler girmeyi amaçladıkları her ülkeye kendi egemen dillerini sokmayı, bu yolla o ulusun anadilini aşındırmayı, giderek en etkisiz duruma getirmeyi istemişlerdir.

                     

Yine benzer nedenlerle, aydınlanmacı, bilimsel devrimlerin, atılımların sözcüleri yapıtlarını uluslarının dillerinde, anadillerinde yazmayı, yayımlamayı yeğlemişlerdir. Bu çabada kuşkusuz, bilgiyi geniş kitlelere yayma isteğinin de payı vardır.

                     

En önemlisi de anadilinin özgürlük bilincini edinmekteki işlevidir. Köleleşmeye karşı durmak, bu bilinci kazanmak ancak anadilinin sağladığı kimliksel nitelikle olanaklıdır. Tersi durumda özgürlük duygusu diye bir nen kalmaz. Örneğin bir siyahın, özünü bir Fransız, Amerikalı, İtalyan… sayması soyunun kuşaklar boyu uğradığı her anlamda sömürü saldırısının sonucudur.

                     

Her ne kadar günümüzde fırsatçı kişiliğe ilişkin birçok durum yaşansa da felsefesel boyutta insan, bedeli ölümü bile olsa özgürlüğünü her nenin üzerinde tutan, özgürlüğü için savaşan varlıktır. Böylesi kaygıları bulunmayan varlıkları insan saymak pek olanaklı değildir. Buna göre halkların, toplumların bulundukları her koşulda özgürlüklerini, dolayısıyla anadilini korumak, geliştirmek, birikimle, donanımla gelecek kuşaklara aktarmak konusunda çok duyarlı olmaları gerekir. Giderek bu bir zorunluluktur.

                     

Adına uygar, çağdaş ya da ne dersek diyelim, günümüz dünyasında anadiline duyarlılıkla sarılmayan toplumlara, diğer uluslarca da saygı duyulmaz. İstekleri, önerileri, dilekleri gündeme alınmaz.

                     

Yaşamda her nen, yemek, giymek, barınmak… gibi temel gereksinimleri karşılamakla sınırlı değildir. Doyumsal anlamda hemen, o anda karşılığı olmadığı düşünülen kavramların, olayların, eylemlerin, gerçekliklerin büyük önemi vardır.

                     

İnsan toplumsallık içinde varlık bulur; toplumsallığın en değerli koşulu ise anadilidir. Yoksa ayırdında olmadan, kısa zamanda köleleşmek işten bile değildir. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN