Aydın Aymazlığı ve Mine Söğüt Örneği
Günay Güner

Aydın Aymazlığı ve Mine Söğüt Örneği

Bu içerik 1319 kez okundu.

Bir saptamayla başlamalı, “Türkiyeli” “aydın” tipine, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde bir saat bile değer verilmez. Yetersizlikten dolayı dikkate bile alınmaz. Neden mi? O ülkeler tüm eksiklerine, benci tutumlarına karşın, solundan sağına yurdunun gerçeklerini ve gereksinimlerini (az ya da çok) bilir ve ona göre davranır. “Bu tutumun dışına çıkamaz” demiyorum, “çıkmaz!” Aldıkları sıkı eleştirel, bireyi geliştiren eğitim başka türlü davranmalarına, düşünmelerine izin vermez. 

“Türkiyeli”ler ise gerçekten bir hoşlar! Bunlara aydın demek de ne değin doğru bilmiyorum. Bilgileri bazı alanlarda geniş de olsa “Türkiyeli” aydın olarak Türkiye tarihini, Türkiye haritasını bilmezler. Zaten harita dediğin yurdu, ulusu, ne bileyim benzer nenleri çağrıştırdığı için de sevilmez bu kesimce. Ha, bilirler mi diyorsunuz, bu durumda suçun şiddeti, içinde “taammüt” unsuru olduğundan daha da artar. Düşünce adına yaydıkları, Türkiye’nin, dolayısıyla halkın ve gelecek kuşakların güvenliğine zarar veriyor. Bunun yaptırımsız olduğu, tersinin ise yaptırımlı olduğu bir ülkeyiz ne yazık ki.

“Türkiyeli”ler bir kesim. “Çanakkale’ye gelmeyin, Yerevan’a gidin” diye çağrı yapabilen bir kesim. Bu kesimin yapısını, niyetini (tersinden) en iyi belgeleyen yazılardan birini 2 Eylül 2015 tarihinde, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, Mine Söğüt yazdı: “Askerin ölümü.” Askerin Ölümü başlığını okuyunca sanırsınız ki askerlik görevini yaparken şehit düşen gencecik evlatlarımızdan söz edecek. Ne gezer. Hemen PKK kıyımcılarıyla askeri eş tutmuş, ardından başlamış döktürmeye. Okur salak ya, yaşam nedir, ölüm nedir bilmez ya, yuttururum çabasında.

“Ölüyorsun...

Dağda ya da kışlada, üzerinde ordu ya da gerilla üniformasıyla. “

Görüyorsunuz değil mi ilk eylem eş tutmak! Bundan sonrası eşsiz bir “eşitlik”, “adillik” algısı oluşturarak kolayca sürebilir.

“Ailen yasını kendi dilinde tutuyor” hemen dil üzerinden ayrım, kimlikçilik hazır. Tabletler durumunda azar azar veriliyor.  

“Çünkü fikrin ve kalbin asırlardır silahlarla mühürlü.

Geceleri güzel rüyalar görüp gündüzleri kâbuslara atış talimi yapıyorsun.

Hedefinde aslında senin aynın olan bir başka insan.

Öldürmekle ölmenin bir olduğunu es geçiyorsun.

Sadece öldürülünce değil öldürdükçe de ölüyorsun.”

Çok kötü bir “edebiyat.” Ortaöğretim düzeyinde yazılsa kırık not alır. Ne gam! Geceleri güzel riyalar gördüğünü, atış talimlerini ise gündüz yaptıklarını biliyor “üstadımız.”

“Hayatı, uğruna yaşanacak şeyler yerine, uğruna ölünecek şeylerle donatıyorsun.

Ölüyorsun...

Çünkü rütbeleri önemsiyor; emirler alıp, emirler veriyorsun; kendin ezildikçe başkalarını eziyorsun.

Sorgusuz sualsiz her şeye ama her şeye itaat ediyorsun.”

Kıyım örgütündekilere (Söğüt “gerilla” diyor) seslense biraz doğru olabilecek sözleri, eşitlemek üzerinden yurt ve ulus savunmasındaki askere de söylüyor.

“Çünkü savaşın kutsallığına ikna oldun bir kere.

Yaptığını ulvi bir vazife sanıyorsun.

Farkında değilsin; sana öğretilenlerin değil senden gizlenenlerin nöbetini tutuyorsun.

Silahları atacak, emirleri takmayacak, dilediğin gibi yaşayacak cesaretin yok.

Düşmanın kim olduğuna ve onunla ne zaman savaşıp ne zaman barışacağına başkaları karar veriyor.

Seni düşmanın değil, o başkaları öldürüyor.

Sen gözünü kapayıp vazifeni yapmaya terbiyelisin.”

Bakar mısınız, asker emir almakla yanlış yapıyormuş, silah kullanmamalı, uslu uslu kurşunların, bombaların önünde durmalıymış. “Gerilla”ya karşı savaşmak, çok ayıp! Hele şehit sözcüğü çok “hastalıklı” canım. İlkel insanlara özgü…

“Barış için savaşılacağına inanabilecek kadar delisin.” Bunu “gerilla”ya söylüyor. “Şu bizim yaramazlık eden, uslu durmayan, haşarı çocuklara söylüyor Söğüt. Çok ağır sözler, aman Tanrım!

“Ölüyorsun...

Çünkü köylerin yakılmasını, çocukların öldürülmesini, insanların doğdukları topraklardan göç etmesini, aklın ve vicdanın yitip gitmesini onaylıyorsun.”

Bunu ise kesin askere söylüyor tarih, toplumbilim, siyaset uzmanı yazarımız. Yaşasın “anarşizm”, devletsizlik, kimlikçilik, sivil itaatsizlik, sivil toplumculuk, etnitise, cemaatler, aşiretler, kırk altı halk, kefiye, agel, şalvar, postmodernizm… Kahrolsun ulusçuluk, tepeden inmeci modernizm, devletçilik, laiklik, “vesayetçi” ordu, “Kemalizm”, şapka, smokin, bilimsel üniversite…   

“Çünkü sınırları tümden kaldırmak aklına gelmiyor;

Lanet gibi devamlı yeni sınırlar çiziyorsun.”

Her iki tarafa söylenince garip, anlaşılmaz, anlaşılınca gülünç bir durum çıkıyor ortaya. Türkiye’de sınırları neden kaldırmıyor canım! Bu zamanda sınır olur mu. Bu Türkler de çok geri!

“Yaktığın her bayrağın yerine bir gün başkaları tarafından yakılacak yeni bir bayrak dikiyorsun.”

Bunu da haşarı çocuklar yapıyor ya onlara söylediğini düşünmek gerek.

“En kötüsü de, ilk başta akla gelecek soruyu, en sonda buluyorsun.

Onu da yanlış soruyorsun.

Doğru soru ‘Neden ölüyorum?’ değil ‘Neden öldürüyorum?’”

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

Turpun büyüğü ise heybede, en sonda:

“İnsanı askerlikten soğutmanın cezalandırıldığı bu sistemden, nasıl oluyor da bunca zamandır hiç kuşku duymuyorsun?”

Vay vay vay mı demeli vah vah vah mı.  

Mine Söğütler hiç harita okumazlar mı? Okulda tarih, coğrafya derslerinden kuşkum yok (bu eğitim dizgesizliğinde) iyi notlar almıştır! Uzak tarihten geçtik, yakın tarihi de mi okumaz? Okyanus ötesinden gelen yayılmacı ordunun Irak halkına, Ortadoğu’daki 2 milyon “sivil”e neler yaptıklarını bilmez mi? 1200’lü yıllardan beri haçlıların, bu topraklarda yaşayanlara “Türkler” diye seslendiğini, Türkleri geldikleri yere göndermekten söz ettiklerini bilmez mi? 1915’te yayılmacıların tüm silahlarıyla, donanmalarıyla Türkiye’ye saldırdığını bilmez mi? Yayılmacılar bu kıyımı, savaşı neden yaptılar acaba?

Söğütler kuşkum yok onların askerleriyle de Türk askerini, Çanakkale’deki askerimizi, şehit düşen evlatlarımızı eş tutmakta bir sakınca görmezler.

Örneğin Yunan askeriyle Türk askerini rahatlıkla eş tutabilirler. Öyle ya Söğütlerin kafasına göre, Yunan da Ege’nin eski toprakları olduğunu savlıyor. Geri almak istiyor. Ne var bunda değil mi? Çok masum! Masum Yunan gençlerini acımasızca öldüren barbar Türk askerleri!

Ne acı ki bu başlığı da işleseler yutturacakları bir sürü bulurlar. Asıl acı ve ağır olan bu.

Mine Söğütlerin ne yapmaya çalıştıklarını anlamayan varsa bundan sonra ya hiç anlayamaz ya da her köşe başı toplu gömüt olduğunda belki anlar.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN