Kıyım Örgütleriyle “Barış”ık Türkiye
Günay Güner

Kıyım Örgütleriyle “Barış”ık Türkiye

Bu içerik 1138 kez okundu.

Türkiye’ye “Gariplikler ülkesi” demek az olur. Yıllardır “çözüm”dü, “süreç”ti, “açılım”dı, Oslo’ydu, Kandil’di, İmralı’ydı, “Kobani”ydi, IŞİD’di, El Nusra’ydı, (Türk Kızılay’ı der gibi) Türk Hizbullahıydı derken; kıyım odaklarıyla (evet kıyım odakları, çünkü bu sayılan yerler en azından benim bildiğim kadarıyla, “çiçekseverler dernekleri” değil) bir güzel “barış”ık, sarmaşık durumdayken, bir de ne görelim, bunlara DHKP de eklenmiş! Aman ne güzel, eksikliğini duyuyorduk, tam oldu.


Gerçekten de ağlanacak durumumuza gülüyoruz, yoksa gülünecek gibi de değil. Bir an tümünü birlikte düşünelim, belki bulmacayı çözeriz, yapbozun parçalarını tamamlarız. Önce bir uygar ülkede yönetimin toptan görevini bırakmasını gerektirecek olay oldu, Türkiye ölçeğinde elektrik saatlerce kesildi. Savcı rehin alındı. Çok zaman geçmeden savcının odası basıldı, iki kıyımcıyla yaklaşık yarım saat çatışıldı; savcı şehit oldu, iki kıyımcı öldürüldü. (Meğer öğreniyoruz ki şehit edilen savcımız, kıyımcıların gerekçe ettikleri Berkin Elvan kıyımını çözümlemek, sorumluları ortaya çıkarmak yönünde önemli ilerleme sağlamış).    Ertesi gün Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğüne uzun namlulu silahlarla ateş açan kıyımcılardan biri öldürüldü, diğeri yakalandı. Hemen izleyen gün yine İstanbul’da, sonradan “meczup” olduğu (meczupluk ülkemizde meslek durumuna geldi) anlaşılacak olan biri, AKP yapısına çıktı, pencereden üzerinde Zülfikar işlemeli Türk bayrağı (buradan Aleviler hedefe konuyor, çok mu zekiyiz) sarkıttı. Okurken başınız döndü değil mi?


Yine garipliğe bakın ki birçok “liberal” gazeteci, kıyım sonucunda yaşamından olan savcıdan çok, kıyımcılar için üzüntülerini dillendirdikleri yazılar yazdılar. Kuşkusuz, onlar için de üzüntü duyulabilir, ne ki böylesi bir olayda asıl yakıcı konu, sorun, kaygı bu mu olmalıdır? Ne değin sağlıksız beyinlerle, hastalıklı tin durumuna sahip insanlarla yüz yüze olduğumuz bir kez daha anlaşıldı.


Bu anlayış PKKseverlikle de tutarlı aslında. PKK nedir? Kandil Dağı’nı güzelleştirme derneğidir! Hayır kurumudur! Sivil toplum örgütüdür, örgüt ne demek, kurumudur…


Usu başında yurttaşlarımız, “DHKP kıyımının kötülük olduğunda kuşkumuz bulunmadığına göre, PKK-İmralı-Kandil’in de kıyım odakları oldukları dolayısıyla kötü, insanlık dışıdırlar” diye düşünürlerse, yanlış mı düşünmüş olurlar?


Böyle bir doğrunun, tersinden yanlışının işleyeceğini de geçmişte belirtmiştik. PKK otuz kırk yıl sonunda “tanınmış”, görüşmeler yapılır duruma gelmiştir. Bunu silahla, kıyımla sağlamıştır. Diğer yaşanan, yaşanacak kıyım eylemcilerine söylenecek söz kalmaması bir yana, sözgelimi (varsayım bu ya) bir “Pontus işçi partisinin”, bir “Taşnak işçi partisinin”, bir “Çerkez işçi partisinin”, bir “Helen işçi partisinin”… çıkıp bugünden tezi yok, kıyımlara başlaması hangi yüzle kınanabilecek? Çok “garantili” olduğu görüldü; kırk yıl sonra (neredeyse diplomatik olarak) “tanınıyorsun”. Daha ne olsun!     


Gelecekte benzer olayların yaşanacağını kestirmek çok zor değil. Çünkü tam da bu dönemde, seçime giderken, düğmeye basılmışçasına kıyım olaylarının başlamasının bir mantığı var. Rastlantı olmadığı çok açık. Çok basit bir yöntem vardır, “Bu olaydan hangi güç ya da güçler kazançlı çıktı” sorusunu sormak ve yanıt aramak.


Sandık üzerinde egemenliklerini yitirdiklerini gören ve bugüne değin yaptıklarının ağırlığını, yitirmeleri durumunda yaptırımlara uğrayacaklarını herkesten, (ana muhalefetten bile) daha iyi bilen güçler, kurtuluşu Türkiye’yi bir (iç / dış) savaş, kıyım, kargaşa ortamına sokmakta aramaktadırlar. Onlar için ülke de yurttaşlar da çocuklar da kadınlar da gelecek kuşaklar da önemli değildir. Yayılmacılık her ülkede en soysuz, safra kesimleri bulur ve işbirliği yapar ya işte bunlar Türkiye’deki “elverişli”lerdir. Zerrelerinde bile onur, gurur, erdem aramak boşunadır.


Seçmen kitlelerinin birlikteliğini sağlamak için Gezi ile savcıya saldırı arasında ilişki kurmaya, her saçmalığa inanmaya hazır kendi kesimlerine böylesi bir senaryo anlatmaya çabalıyorlar. Gezi göstericilerinin elinde değil silah, sapan mı vardı? Bu savunmasız Gezi göstericilerini polis her gün acımasızca ezmedi mi? Yaklaşık 10 insan öldürülmedi mi? Yüzlerce insan kör, sakat, hasta bırakılmadı mı? Bu gerçekleri gerici seçmen anlamak ister mi kuşkuluyum.


CNN “Turk” kanalındaki sunuculara da saldırılıyormuş. E, ne denir… Bu günleri de görecek miydik?


Vatan Partisi Siyasasının Açmazları


Vatan Partisi 7 Haziran 2015’te yapılacak yaşamsal önemde olduğu söylenen seçime kısa zaman kala kuruldu. Ne ki gelenek boyutunda düşünüldüğünde yeni bir parti değil. İşçi Partisi yeni bileşenlerle birlikte olağanüstü kurultaya giderek adını değiştirdi. Yeniden seçim yaptı, kurullarını oluşturdu.


Düşünsel geleneği MDD (Milli Demokratik Devrim) çizgisine dayanır. Kemalizmi (genellikle Kemalizm sözcüğünü yeğler), İttihat Terakki dönemini benimser ve savunur. Burada konumuz yönünden, tarihiyle ilgili ayrıntılara inmek gerekmemektedir. Günümüzdeki siyasasıyla Atatürkçülüğü, dolayısıyla Altı Ok’u, ulusçu birikimi kararlılıkla savunduğu söylenebilir.


Ergenekon tüze rezaleti döneminde başta Dr. Doğu Perinçek olmak üzere, İşçi Partisi’nin deyim yerindeyse tüm beyin kadrosu yaklaşık altı yıl Silivri cezaevinde tutuklu tutuldu; özgürlüklerinden yoksun bırakıldı. Bu saldırının ABD’nin yönetiminde, eşgüdümünde, işbirlikçilerle birlikte düzenlendiği belgeleriyle kanıtlandı.


Ünlü cemaat ile AKP arasında çıkar savaşımı nedeniyle köprülerin yakılmasının, özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından, diğer tutuklu aydınlarla birlikte İşçi Partisi yöneticileri de özgürlüklerine kavuştular, tutuksuz yargılanma olanağı elde ettiler.


Sözkonusu kırılma dönemi partide siyasa olmasa bile bir söylem değişimini de imler. Tutukluluk öncesinde ve sırasında süreklilikle gözlenen karşıdan-cepheden haykırış, yerini özellikle AKP konusunda “temkinli”, soğukkanlıca eleştirel bir tutuma bırakmıştır. Bu gizlenemeyecek kadar belirgindir. Eşzamanlı olarak, Fethullah Gülen cemaatine karşı geçmişte de görülen açık karşıtlığın ivmesinde artış sağlanmıştır. Parti, cemaate karşı tutumunu kararlılıkla sürdürmektedir. Anılan karşıtlık, ilginçtir ki AKP’nin girdiği cemaat karşıtlığı süreciyle de örtüşmüştür. Bunun AKP ile koşutluk anlamına gelmeyeceğini söyleyenler çıkabilir ve bir noktaya kadar da doğrudur. Cemaate / cemaatlere karşı olmak ilericiliğin, devrimciliğin, aydınlanmacılığın da gereğidir. Ne ki Silivri dönemi öncesi keskin AKP karşıtlığının terk edilmesiyle birleştiğinde cemaate karşı siyasanın bileşenlerini değerlendirmek kaçınılmaz olmaktadır. Çözümleme bunu gerektiriyor.


Nasıl mı?


AKP ile cemaate eş kesinlikte, kararlılıkta karşı durmamak çelişkidir.           


CHP’nin yanlışlarına, ülküsel-ilkesel aşınmışlığına hemen her saat keskin (kuşkusuz yer yer haklı) karşı siyaset, yarısı şiddetinde bile AKP’ye karşı yapılmıyorsa durur düşünürüz. İşimiz düşünmektir. Bir büyük yanlışlığın sağaltıcısı bir diğer büyük yanlışlık değildir.


Eğri de çarpık da olsa sandıkla dillendirilen siyaset koşullarında “Biz barajı, oy sayısını önemsemiyoruz” anlayışı geçerli olamaz. Yöneltilecek sorunların çoğalması kaçınılmaz olur.


Bölmüyoruz dense de Vatan Partisi’ne verilecek oyların, % 10 barajının aşılamaması durumunda (ki böyle olduğu bellidir) AKP’ye kayıtlanacağı, AKP’ye verilmiş gibi olacağı matematiksel gerçektir. Hangi Vatan Partili AKP’ye oy vermek ister?


“Biz çağrıda bulunduk, Atatürk’te birleşelim, dedik, benimseyip gelmediler” deniyor CHP için. Doğru da olabilir ama siyaset duyguyla değil mantıkla yapılır. AKP ile “denetimli” ilişkiler CHP’nin tarihsel aşınmışlığına neden olan yanlışlarından daha önemsiz midir?


Vatan Partisi onca birikimine karşın, ayrımında olmadan, HDP’nin AKP için üstlendiği işleve benzer bir işlev görebilir ki bunun bedeli ağır olur. Yol açacağı olumsuzluğun giderilmesi çok ama çok güç olabilir!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN