Osmanlı’da Kızılbaş taifesi diye anılan, haklarında katline ferman çıkarılan Aleviler, Düşünür, Tasavvuf Önderi Hacı Bektaş Veli’ye (1209-1271) bağlıdırlar. Osmanlı yapısının oluşma döneminde Hakk’a yürüyen Hacı Bektaş Veli, yolu anlatmak, önderlik etmek amacıyla Horasan’dan sökün edip Sulucakarahüyük’e (bugünkü Nevşehir Hacıbektaş) gelir. Boylar toplumu beklediği dervişe kavuşmuştur. Halk onu bağrına basar.
Anadolu’da onlarca uygarlık, yüzlerce kültür varlık bulurken bu toplulukların bir ucu Keltlere, Troya’ya, Etrüsklere, bir ucu Asya’ya, Sümer’e, kuzey İran’a dayanır. Bu harmanlanmış, yoğrulmuş toplum yalnızca İslam’ın değil, hiçbir dinin ortodoks, şekilci, katı, tekçi uygulamasını benimseyemez. Dolayısıyla gönül rahatlığıyla ritüeller, anlatılar, gelenekler benzeşir, karışır. Birbirini anlamak önemsenir.
Ne ki süreç içinde egemen güç Osmanlı devreye girer. Yavuz Selim’le birlikte, 1514 Safevi Savaşı (Çaldıran, Şah İsmail’le savaş) aynı zamanda Tokat, Sivas, Kemah, Erzincan illerinde binlerce Kızılbaşın kılıçtan geçirmesi demektir. Baba Bayezit’in ve Trabzon şehzadeliği döneminde Yavuz Selim’in Türk boylarına yaklaşımı şiddetlidir.
Yavuz Selim tarafından, hilafet 1516, 1517 Mısır savaşlarıyla alınınca kendini katı İslam’ın koruyucusu, kılıcı gören Osmanlı diğer dinlere fazla katılmazken İslam’ın hiçbir ayrı yorumuna hoşgörü göstermez, şiddet uygular. Öte yandan savaştığı Memlükler, Dulkadiroğulları, Safeviler...Türktür. Memlüklerin paralarında Türkiyye yazar. Sözkonusu Osmanlı kıyımlarına uğrayan Aleviler, bugünkü anlamda bir sınır kavramı da bulunmayan dönemde Türk sultan Şah İsmail’i kurtarıcı gördüler. Oysa çözüm basitti: Saygı, hoşgörü!
Sözkonusu kültürler sentezi, tarihsel akış içinde çok doğal ve anlaşılır bir duygudaşlık geliştirerek, İslam tarihinde mazlum duruma düşürülenlerle (Hz. Ali’nin halife yapılmaması, camide ökdürülmesi...), kıyıma uğrayanlarla (Kerbela) özünün ysşadıklarını, acılarını örtüştürdü.
Günümüzün kimlik sevdalıları birçok yönden Alevileri hedefe koymuşlar. Türkiye yönetiminin başını çektiği bir sömürücü odak kendilerinin İslamlığı tartışmalıyken, “Siz de Müslümansınız, ibadet yerimiz camidir, niz de Ali’yi severiz, biz de Aleviyiz” dayatması, sulandırması içinde. Bir diğer kesim İslamcılığa Türkçülüğü de eklemiş, Maraş’ta, Çorum’da Alevilere kıyılırken itirazları olmamış “Aman Aleviler gerçek Müslüman...” demedeler. Bununla sınırlı mı sanırsınız? Dahası var.
Solcu geçinen bir başkası Aleviliğin (nezaketen, şimdilik) İslam tarihiyle ilişkisi bulunmakla birlikte, kültür olduğunu, inanç biçimi olduğunu, İslam’ın Alisiyle, Aleviliğin Alisini ayırmak gerektiğini savlar (Ali’siz Alevilik). Bu anlayışın süreğinde Atatürk’süz, Hacı Bektaş Veli’siz, Türksüz ve Luvili, Kürtlü, Zazalı Alevilik var!.. Bu bolluğa ne demeli?
Bunlara göre Alevilik neredeyse, diğer kümelerle yer yer kesişen ayrı etnik yapı. Alaycılığımız hoşgörülsün. Hiçbir dişe dokunur dayanağı bulunmayan savlar bunlar. Amaç çok açık: Avrupa’nın istediği bir Alevilik yaratmak; Türksüz, Atatürk’süz. Oysa Aleviler can güvenliğine Atatürk Devrimiyle kavuştular.
Deyişler, nefesler, samah Türkçe söylenir. Şamanist ögeler hayli çoktur. Hacı Bektaş Veli akla, bilime, kadın-erkek eşitliğine önem verir. Ağasız, beysiz eşitlikçi bir yaşam tarzını savunur. Müzik inancın değerli unsurudur.
Bu sol kesime göre “Türk”-İslamcıların yaptığı asimiledir. Doğrudur. Peki, Kürtçünün, Kürt-İslamcının yaptığı Aleviliği asimile etmek değil mi?
Ayrıntıya girmeye gerek var mı?
Merak bu ya, Ali’siz Aleviliği, İslsm dışı Aleviliği icat eden kesimler İmralı’dakinin hortlaması, saygınlaştırılması, akp, pkk, dem, mhp coşkulu birlikteliği için ne düşünüyorlar? Faik Bulut ne düşünüyor? Akp asimile ediyor diye feryat figan çığlıklanıyordu.
Şapkadan tavşan çıkarmaya benzer biçimde işlerle, Aleviliği Kürt kültürü saymak tarihsel gerçeklere aykırıdır. Olsa olsa Kürtleşmiş Türklerden, giderek Kürtleşmiş Alevilerden söz edilebilir ki aynı nen değildir.
Yukarıda belirtildi, abartı yok. Hacı Bektaş Veli’siz Alevilik de projenin içinde. Düşünebiliyor musunuz? Hacı Bektaş Veli’nin Kürtleştirilmesi çok fırıldak gerektireceğinden, ağır ağır zincirden çıkarmak yeğlenmekte. Ve bunun adı insan hakları, kimlik, kültür oluyor. Bu en azından bilimsel ahlaksızlıktır.
