İSVEÇ’İN İKİLEMİ
Mustafa Sönmez

İSVEÇ’İN İKİLEMİ

Bu içerik 1524 kez okundu.

Adına ister IŞİD, ister DEAŞ, isterse İS (İslam Devleti – İslamiska Staten) deyin değişen birşeyin olmadığını görürüz. Irak Şam İslam Devleti’nin amacı belli, kendi anlayışına göre bir İslam devleti kurmak. Bu düşünce bir günde oluşmadı. Bu anlayışın tarihsel bir kökeni, tarihsel bir derinliği var. İslam Yalvacı (Peygamber) Hz. Muhammed’den sonra gelişen olaylara ve İslamının yayılma politikaları esnasında yapılanlara bakmak gerekir. Emeviler ve Emevilerden sonra Ortadoğu bölgesinde kurulan devletler, İspanya’yı işgal eden Araplar ve İslamın orada da uzun yıllar yaşama şansı bulması ve adadan sürülmeleri ve de bütün bunlar kansız mı olmuştur? Aynı olay Hıristiyan dünyası ve diğer dinler için de geçerlidir. Bütün dinlerin ellerinde insanlığın kanı bulunmaktadır.

Bu kanlar ne adına akıtılmıştır? Adına “Tanrı” dediğimiz O, tek varlık adına...

Peki, Kur’an’ın hangi ayetinde Tanrı, “insanları öldürünüz” diyor?..

IŞİD, Ortadoğu sarmalında dolaysıyla Suriye’de yaratılan politikaların boşluğunda ortaya çıkmış, İslam adına insan kesen bir terör örgütü boyutuna ulaşmıştır. Mezheplerin, tarikatların, cemaatların yürüttükleri radikal İslami politikalar tarihte de pek çok radikal İslami terör örgütleri ortaya  çıkarmıştır. Bugün de bu tür örgütlerin ortaya çıkması ve insanları hayvan boğazlar gibi boğazlamalarını yadırgamamak gerekir. Bu örgütlerin arkasındaki karanlık güçlerin bilinmesi ve ona göre analizlerin yapılması kaçınılmazdır. Ölen insanlar da, öldüren insanlarda aynı zamanda birer kurban konumundadırlar.

Bu tür örgütlerin ortaya çıkmasına bile bile göz yuman, çalışmalarını görmemezlikten gelen hatta destekleyen güçlerin kim olduklarını görmek, bilmek gerekmiyor mu? Emperyalizm kendi çıkarları için bu tür örgütlerin oluşumlarına katkı koyuyor, yaratıyor ve sonra da sözde yok etmeye uğraşmıyor mu? Bu bağlamda IŞİD emperyalistlerin yarattığı bir İslami terör örgütü değil mi? El Kaide, Taliban vb. olan İslami terör örgütleri gibi...

İsveç’ten IŞİD’de savaşmak için 400 tane (erkek – kadın) insan Suriye’ye gidiyor, bu örgüte katılıyor. İnancı için acımasızca insan öldürüyor ve inancı uğruna ölüyor. Şimdi İsveçli yetkililere sormak gerekmiyor mu? Bu insanları bir terör örgütüne katılmaya ve insanları öldürmeye sürükleyen düşüncenin oluşmasının arka planında yatan neden nedir? Hangi etmenler bu insalarda o düşünceyi doğurmuş, güçlendirmiş ve pekiştirmiştir? Bu insanların gözlerine gözbağını kim bağlamıştır ki, içinde yaşadığı çağın gerçeklerini görememekte ve bir hayal peşinde sürüklenmektedir?

IŞİD’e katılanlardan 150 kadarı geri dönmüştür ve geri dönmek için 200’e yakın İsveç vatandaşı IŞİDli çözüm yolları aramaktadır. İsveç’te bunların geriye kabulünü isteyen ve istemeyen insanlar vardır. Geriye dönen IŞİD savaşçıları ve onların yetişmekte olan çocukları potansiyel bir suçlular ordusu oluştururlar mı, oluşturmazlar mı? Bunlar İsveç toplumu için bir risk unsuru mudur ya da değil midir? Suriye’de kelle kesen bu insanları ne ölçüde rehabilitasyondan geçirilerek normal insan olarak toplum içerisinde varlıklarını sürdüreceklerdir? Bu insanlar birer “canlı bomba” gibi toplumun içinde ve topluma hergün korku salarak mı, yaşayacaklardır?

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğu zaman İsveç devleti vatandaşlarının can güvenliğini nasıl garanti edecektir. Amerikan Ordusunda savaşanların geri döndükten sonra örneğin “Vietnam Sendromu” yaşamaları gibi, İŞİDlilerin “Suriye Sendromu” yaşamayacaklarının olasılığı mevcut mudur? Bu durumun yükünü üstlenecek olan İsveçli Belediyeler buna hazırlıklı mıdırlar? Bunların psikolojik sorunlarına hangi çözüm çareleri bulunacaktır?

Suriye’den İsveçli Lisa Andersson sesleniyor, “Ülkeme, İsveç’e dönmek istiyorum. Psikolojik sorunlarım var. Depresyondayım. Çocuklarımda öyle”. Bir başka hem İsveçli hem de Norveçli Michael Skråmo, eşi savaşta iki ay kadar önce ölmüş ve yedi tane annesiz çocuk... Babayı bekleyen uzun cezaevi yaşamı... Bu çocukların sosyal yaşamları nasıl olacak? Kampta her türlü savaşın rezilliğine, pisliğne tanık olmuşlar. Gözleri önünde insanlarının kelleleri kesilmiş... Ne tür önlemlerle bu çocuklar şiddetten uzak yaşayabilecekler? Toplum bu çocukları ne ölçüde kabul edip, bağrına basacak? Bu çocuklar ne tür bir ayrımcılık, dışlanma duygusuna kapılmadan hatta mobning olayına maruz kalmadan normal yaşamlarını toplumun her alanında sürdürebilecekler midir? Dahası İsveç toplumu buna ne derecede hazırlıklıdır?

Bugüne kadar devletin kurduğu ve milyonlar harcadığı aşırı şiddeti önleme kurumu (våldsbejakande extremism) ne yapmıştır? Toplumda şiddet azalmış ya da son mu bulmuştur? Bu da gösteriyor ki, asıl sorunun temeline inmeden yüzeysel önlemlerle bir yere varılamayacağıdır.

İsveç’in büyük kentlerinde göçmen gettoları oluşmuştur. Bu gettolar önemli sosyal sorunlarla karşı karşıyadırlar. Buralarda yaşayan göçmen çocukları geleceğin potansiyel sorunlar yumağını oluşturacaklardır. Bu yerlerdeki okulların büyük eğitim sorunları vardır. Bu okullardaki eğitim sorunlarını çözemeyen bir devlet ya da belediyeler, geri dönen IŞİDlilerin sorunlarını nasıl çözecektir. Gettolar şiddet, uyuşturucu, adam öldürme, soygun gibi suçların üretim merkezleri konumunda görülmektedirler. Belediyeler hangi araçlarla bunları önlemin çözümünü bulacaktır?

İşte, İsveç’in ikilemi burada yatmaktadır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN