DEMOKRASİ DİYE DİYE!..
Mustafa Sönmez

DEMOKRASİ DİYE DİYE!..

Bu içerik 538 kez okundu.

Sevgili okuyucular, bu yıl yine tatilde bulunduğum ülkemde İsveç/Stockholm’dan gördüğüm, algıladığı manzaradan farklı değil. Toplumda son derece bir yozlaşma ve yoksullaşma egemen. Nüfusumuzun en az dörtte bir yoksulluk sınırının altında yaşıyor daha doğrusu yaşam mücadelesi veriyor. Çarşı pazarı gezdiğiniz zaman bu durumu çıplak gözle rahatlıkla görebiliyorsunuz. Fakat bu duruma sessizce katlanıyorlar, bu durumun altında psikolojik bir korkunun yattığını gözlemleyebilirsiniz. Halk üzerinde bir korku imparatorluğu kurulmuş durumda. Halkın büyük bir kısmı açıktan ve AKP iktidarını eliştirmekten kaçınıyor.

Yoksulluk derinleştikte konunun uzmanı psikologlar insanların içlerine kapandıklarını söylüyorlar. Olaylara, yaşananlara duyarsız kalıyor ve dolaysıyla içlerinde bir öfke birikimi oluşuyor. Bu öfke birikimi başta ailesel ve geniş bağlamda toplumsal şiddete dönüşüyor. Ülkemizde basit nedenlerden ortaya çıkan şiddet eylemlerinde insanlar canlarından oluyor. Korkuzsuz gazetesinin iç sayfasında 29.07.2024 günü yer alan kısa bir habere göre, bu yılın son 6 ayında Bursa’da 6 bini aşkın kadın kocasının şiddetine maruz kalarak Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM)’ne başvuruyor. Bu bilinen şikayetler ya bilinmeyenler...

Bu durumu tüm ülke geneline yayarsanız, inanılmaz bir rakamla karşı karşya kalabilirsiniz. Ekonomik özgürlükten yoksun kadınların koca şiddetine boyun eğdiklerini ve şikayetçi olmadıklarını bilinen bir gerçektir. Geçmiş yıllarda güldürü konusu olan bir olayı anımsayalım: Eşinin dayağından şikayetçi olmak için polis karakoluna giden bir kadına komiser; “Kocan değil mi, hem sever hem de döver” diyerek şikayeti işleme koymaması bir Türkiye gerçeği olarak günümüzde daha pahalıya mal olduğunu görüyoruz.

Türkiye’deki şiddet sarmalının nedenleri üzerinde konunun uzmanlarının sıkı bir biçimde durmaları, araştırmaları, çözümler üretmeleri  ve iktidarları zorlamaları gerekmektedir. Her yıl eşleri, sevgilileri ya da eski kocaları tarafından öldürülen yüzlerce kadın vardır. Bunların tek suçları kadın olmaktan başka birşey değildir. Bu bağlamda mahkemelerimizin haksız yere verdikleri “iyi hal indirimi” gibi kararları şiddeti körükleme gibi bir işlev görmektedir.

Ülkemizde korkunç bir ahlak çöküntüsü vardır. İnsanlar hem birbirlerine güven duymamaktadırlar hem de bu sorunun çözümü konusunda herhangi bir şey yapmaktan kaçınmaktadırlar. Ahlaki değerlerini yitiren toplumların ne kadar ayakta kalabilecekleri de büyük bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Günümüzde ülkemizi bir örümcek ağı giba saran ve İslam dinini yanlış kullanarak hurafelere dayandıran cemaat ve tarikatların bu ahlak çöküntüsündeki payı nedir? Bu gerçek, ne amaçla sorgulanmıyor? Bu dini yapılanmaların yurtlarında, kuran kurslarında tecavüze ya da cinsel istismara  maruz kalan erkek ve kız çocuklarının feryatları neden duyulmuyor? Hani aileden sorumlu bir kadın bakan vardı ve bu olaylara, “Bir kerecikten birşey olmaz” diyerek çanak tutmuştu. Bu çocukların yaşadıkları psikolojik travma incelendi mi, psikolojik destek aldılar mı? Bu suç işleyenler gerekli cezalara çarptırıldılar mı? Bunlar yapılmadan ahlaktan söz etmek, “Abesle iştikal ” etmek değl mi?

Ahlaksal sorunlar aynı zamanda ekonomik sorunlarla da birleştiğinde Aysberg’in görünmeyen yüzü gibi çok büyük bir toplumsal sorun olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Toplumsal sorunların üstesinden gelebilmek için ülkemiz iktidarı ne yapıyor? AKP iktidarının içi boş söz oyunlarıyla toplumu oyalamaya çalıştığı, dış politikadaki ayak oyunlarıyla iç politikada popülizmden yana olduğununa tanıklık ediyoruz. AKP iktidarı köklü çözüm ya da çözümler üretmekten çok ama çok uzak olduğu gerçeğini görmemek için bakar kör olmak gerekiyor.

29 Ekim 1923 yılında Osmanlı’nın küllerinden bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran büyük önder Mustafa Kemal Paşa’nın amacı demokrasi şemsiyesi altında çağdaş bir Türkiye ortaya koyarak özgür, ahlaklı ve vicdanları hür bireylerin yeştiştirilmesini amaçlıyordu. Yaşadığı süreç içerisinde buna büyük önem verdi. Türkiye halkını erkek – kadın demeden özgür bir insan seviyesine yükseltmeye çalıştı. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet tanımını yaparken, “Cumhuriyet ahlak erdemliliğine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir” der. O’nun aramızdan fiziki olarak ayrılışından sonra neden geri adımlar atarak erdemli, namuslu ve özgür bireyler yetiştirmekten uzaklaşarak bugünkü duruma geldik? Bu durumun sorgulanması gerekmiyor mu? Sorgulamak suç mu? Neden bu sorunlar üzerine odaklanılmıyor?

Sonuç olarak, Atatürk sonrası demokrasi diye diye, demokrasiye ve demokratik kazanımların kökünü kazımaya yöneldik.  Ülkemiz kimi Afrika ülkelerinin bile gerisinde kalarak nal toplamaya devam ediyor. Ülkemizin büyük çoğunluğunun demokrasiden yana olduğunu umut ederek, demokratik yollarla bu durma karşı tepkilerini yükseltmelerini arzu ediyorum.

Geçti Bor’un pazarı” konumuna düşmeden Cumhuriyet ve değerlerine sahip çıkalım...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN