Amerika ve İsrail’in uzun zamandır hazırladıkları ve son anlarında Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “Ben BOP’un Eş Başkanıyım” açıklamasıyla oyuna katıldığı Ortadoğu’daki ülkelerin sınırların yeniden çizilmesi projesi Kürt ayrılıkçı örgütlerine fırsat yarattı. Önce Irak ve dolaysıyla Saddam, “Körfez Savaşı”yla saf dışı edilerek PKK’nin Kandil’e yerleşmesine ve Talabani-Barzani aşiretlerinin özerklik kazanmasını sağladı. Irak üç bölgeye ayrıldı. Bugün göstermelik bir hükümetle yönetiliyor.
Amerika için bu bir başlangıçtı. Bu nedenle “Arap Baharı” projesi devreye sokularak Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’de karışıklıklar çıkarıldı. Radikal İslamcı Müslüman Kardeşler’in Mısır’da iktidarı ele geçirmesine yol açtı. Suriye’de radikal İslamcı örgütler Beşar Esad’a karşı ayaklandırıldı. Suriye’deki kargaşada IŞİD ve PYD toprak kazanmak ve oralarda idareyi ele almak savaşına giriştiler. PYD, IŞİD’e karşı toprak kazanmak amacıyla savaştı. IŞİD’e karşı savaşmasının tek amacı da buydu. Kimse kimsenin aklıyla alay etmesin.
Amerika, Irak’ta yarattığı IŞİD’i Suriye’de istemiyordu. Bu nedenle PKK tarafından kurdurulan PYD’ye büyük destek verdi ve vermeye de devam ediyor. PYD, toprak elde ederek Irak’taki Talabani gibi kendi özerkliğini ilan etmek istiyordu. Bu neden ele geçirdiği yerlerdeki azınlıkları oralardan sürerek bir Kürt Bölgesine dönüştürmeye başladı. Kamışlı’da iki Süryani önde gelen liderini öldürdü. İsveç Süryani Federasyonu Sergel Meydanı’nda protesto mitingi düzenledi ve arkasını getiremedi. Çünkü, İsveç’teki Kürt terör grupları tarafından tehdit edildiklerini söylüyorlar.
I.Dünya Savaşı’nda Kürt ağa ve çetelerinin büyük baskıları ve korkutmalarıya Güneydoğu bölgemizden Suriye’ye geçerek Kamışlı’ya yerleşen binlerce Süryani, bugün PYD tarafından oradan sürülerek Kamışlı Kürtleştirildi Aynı şey Ayn El Arab yerleşim bölgesinde de Arapları yerleşim yerinden göçe zorlanarak adı Kobani olarak değiştirildi.
Osmanlı’da Kürtçülük hareketleri 1760’lardan sonra bölgeye gelerek yerleşen misyonerler, gezginler ve oralarda kurulan konsolosluklar yani emperylist güçlerin emrindeki kişilerce okşanmaya başlanmıştır. Kürtler o yıllara kadar etnik ayrımcılık içinde bulunmamışlardır. Emperyalizm kullanabileceği grupları yavaş yavaş hazırlayarak emri altında hareket etmelerinin yolunu iyi bilmektedir. Osmanlının güçsüzlüğünden de yaralanılarak bu tür hareketler hızlandırılmıştır. Çünkü emperyalistlaer göre, Osmanlı “Hasta Adam” konumundadır.
Kürt harerketlerinin ve Kürtçülüğün babası olarak Katolik misyoner 18.yüzyılın son çeyreğinde Amadia (Musul yöresi) kentinde 18 yıl yaşamış olan P. Maurizio Garzoni’dir. Bu misyoner, Kürtçe (Kurmanci) öğrenmiş, Kürtller, Süryaniler, Asuriler, Ermeniler, Keldaniler, Nasturiler arasında çalışmalarını yürütmüş ve 1787 yılında İtalya’da (Roma) İtalyanca olarak “Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü” adlı kitabını yayınlamıştır. 1960’lı yıllarda da Paris’te “Yaşayan Doğu Dilleri Ulusal Okulu” açılarak Kürtçülük sürekli siyasi gündem malzemesi yapılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında Irak’tan Güneydoğu Bölgemize gelerek Kürt halkımızı isyanlara teşvik etmeye çalışan İngiliz subayı Covbertin Noel ve ona yardım eden Bedirhan aşireti mensupları Kamuran ve Celadet Beyler, Diyarbakırlı Cemil Paşazade Ekrem Bey ve ayrıca yine Diyarbakırlı Hilmi Efendi ve bazı Kürtlerle birlikte Elazığ Valisi Galip Bey’i de unutmamak gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra çıkarılan isyanların arka planında İngiliz istihbaratçılarını da bilmek gerekiyor.
Bugünkü durum dünden farklı mıdır?
1941 yılında II.Dünya Savaşı esnasında İran Kuzeyden Rusya ve Güneyden de İngilizler tarafından işgal edildi. Bu iki taraflı işgalden yaralanan ve bu güçlerin yardımıyla Urmiye civarındaki Kürtler Molla Mustafa Barzani’nin çabalarıyla kısa süreli 16 bin nüfuslu Mahabat kentinde “Mahabat Kürt Cumhuriyeti”ni kurarak başına Kadı Muhammed adlı bir kişiyi getirmişlerdi. Daha sonra Molla Mustafa Barzani 1942 – 1944 yıllarında ve daha sonrasında Kuzey Irak’ta ayrılıkçı ayaklanma başlatarak Irak Hükümetiyle savaşmıştır. Bugün Amerika’nın 17 Ocak 1991 – 28 Şubat 1991 tarihleri arasındaki Körfez Savaşı’nda Saddam’ı devirerek sonrasında idam ederek Irak’ın üçe bölünmesini sağlamış, Kuzey Irak’ta önce Celal Talabani ve sonra Mesud Barzani’yle devam eden “Özerk Kürdistan Bölgesi”ni kurdurdu.
Suriye’deki boşluğu Amerika ve Batı’nın desteğiyle oldukça iyi değerlendiren PKK burada PYD/YPG’yi kurdurarak toprak elde etmenin peşine düştü. O bölgede Beşar Esed’e karşı kurulacak bir Kürt Bölgesi Amerika’nın çıkarlarıyla birebir örtüşüyordu. Amerika hem petrol yataklarını sahip olacak hem de jeopolitik konumunu Ortadoğu’da fazlasıyla güçlendirecekti. Irak Şam İslam Devleti Halifesi sıfatıyla Radikal bir İslam Devleti kurma hevesine kapılan Bağdadi’de otorite boşluğunu fırsat olarak görüyordu. Bu durumda hem petrol alanlarına çökecek hem de Aşırı Radikal Bir İslam Devleti kuracaktı. Bu da Amerika’nın işine gelmiyordu. Daha önce Irak’ta kullandığı Bağdadi’nin güç kazanmasını istemiyordu. Bunu önlemek için de bölgedeki Kürtleri ayaklandırarak, ileriye yönelik sözler, vaatler vererek IŞİD’le savaşmaya yönlendirdi ve bunda da başarılı oldu. Kendi askerinin burunu bile kanamadan siyasal çıkarlarını gerçekleştiriyordu.
Türkiye başından beri Suriye konusunda izlediği yanlış politikaların kurbanı oldu. Bedelini hem askerimiz hem de halkımız ödüyor. Elde edilen edilen somut bir durum yok. Türkiye’nin yapacağı en iyi ve olumlu hareket Suriye Başkanı Beşar Esed ile yakınlaşmanın, normalleşmenin kapısını aralamak olacaktır. 11 Kasım’da İsrail’e belli bir süreden sonra yeni elçi ataması yapılmıştır. Bu atamanın öncelikle Suriye ile normalleşeme sağlandıktan sonra önce Suriye’ye sonra da İsrail’e yapılması ülkemiz çıkarları açısından çok olumlu sonuçlar ortaya koyabilirdi. Beşşar Esed ile kurulacak karşılıklı yeniden güvene dayalı bir normalleşme ülkemizin çıkarlarına büyük katkı yapacaktır.
Türkiye başta NATO ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya PYD/YPG’nin de bir terör örgütü olduğunu kabul ettirmek için yoğun girişimlerde bulunmak için tüm olanaklarını seferber etmelidir. Şimdiye kadar üyesi olduğu NATO’ya ve üye ülkelerine bunu kabul ettirememiştir. Kimi NATO üyesi ülkelerde pratikte işlemeyen bir tanıma vardır. Bunun etkin hale getirilmesi üyelik koşullarının bir gereği olarak yerine getirilmesi için baskı uygulamalıdır.
İsveç ülkedeki Kürt terör örgütlerinin çalışmalarını sonlandırmalı, etkinliklerine izin vermemeli, uzantıları olan dernekleri kapatmalı ve birer terör örgütü olarak kabul etmelidir. Şimdiye kadar göz yumulan, gözmemezlikten gelinen her türlü yasa dışı çalışmalarına engel olunmalıdır.
Sonuç olarak yinelemek gerekirse; PYD/YPG, PKK tarafından kurulmuş ve Suriye’de toprak kazanmak için her türlü şiddeti mubah gören bir terör örgütüdür. Gerek Türkiye’de gerekse Suriye’de bombalı eylemlerin ve onlarca suçsuz sivil halkı öldürmeye yönelik katliamların baş sorumlularıdır. Bu örgütlere yardım eden ülkelerin bu yardımlarından vazgeçmeleri sağlanmalıdır. İsveç, PKK gibi onu yan örgütü PYD/YPG’yi terör listesine alarak her türlü etkinliklerini aynı zamanda etkin bir biçimde önlemelidir.
