Türkiye’deki siyasi partilerin uzantıları yavaş yavaş Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımız tarafından kurulmaya başlandı. Bunun olumlu ya da olumsuz ne gibi yansımaları olacaktır? Ayrıca bu gelişmeler hem Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlarımıza hem de siyasi partilerin Türkiye’deki ana merkezlerine ne ölçüde bir etki alanı yaratacaktır? Avrupa örgütlerinin ana merkezleri belli ölçülerde etkilemek, onların kimi politik çalışmalarında küçük çaplı da olsa değişiklikler yaratmaya gücü yetebilecek midir? Bütün bunları önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde hem yaşayarak hem de tanık olarak hep birlikte göreceğiz.
İsveç siyasi arenasına tekrar dönecek olursak, burada yaşayan Türklerin İsveç siyasetinden çok Türkiye siyasetiyle ilgilendikleri gerçeğidir. Yurtdışında vatandaşlarımıza tanınan oy kullanma hakkı, bu gelişmeyi daha da pekiştirecek ve insanlarımız daha çok Türkiye politikalarına yöneleceklerdir. Bu ilgiyi İsveç politik yaşamına yansıtabilmek, yine burada kurulmaya başlayan Türkiye’deki partilerin uzantısı olan kuruluşlara düşecektir. Bunun da sağlıklı bir program çerçevesinde yapılabilecek çalışmalarla ele alınarak yürütülmesiyle, başarılı olabileceğine inanıyorum. Bu aynı zamanda burada “Türk lobiciliği”nin de doğmasına ve gelişmesine katkı koyacaktır.
CHP İsveç Birliği uzun bir zamandan sonra nihayet kurulabildi. Bu kuruluşa ön ayak olanları kutlamak gerekir. İlk kez seçilen yönetim kurulunun başarılı olabilmesi yine burada yaşayan ve kendisini demokrat ya da sosyaldemokrat kabul eden insanlarımızın yüklenecekleri sorumluluk ve dar kalıpçılık anlayışından sıyrılmalarına bağlıdır. İnsanlarımız, “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz” anlayışına sahip çıkıp, birbirinin ayağına çelme takma pozisyonlarına itibar etmezlerse, CHP İsveç Birliği hem burada hem de Türkiye siyasetinde belli başarılara imza atma şansını yakalayabilir. Bu da yine buradaki sosyaldemokratlara bağlıdır. Bu yönde bir anlayış geliştirme ve bunda da başarılı olma yine onların elindedir.
Ülkemiz Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum akl-ı selim her insan tarafından rahatlılıkla değerlendirilebilecek olan bir kötüye gidişi göstermektedir. Baskı rejimi adı konmasa da egemen bir görüntü sergilemektedir. Basın başta olmak üzere sivil toplum örgütleri üzerinde yoğun baskı politikaları izlenmektedir. Gerek Cumhurun gerekse iktidarın başı basını açıkça tehdit eder bir düşüncenin içerisindedirler. Bunları aşabilmenin yolu, Türkiye için demokrasi ve laikliğin vazgeçilmez hatta olmazsa olmaz birer değer olduğunu yaşanan acı deneyimler ışığında kabullenmemiz, ve doğrultuda korkmadan mücadele etmemize bağlıdır.
CHP İsveç Birliği iki ülke arasında hem siyasi hem de kültürel açılardan bir köprü olma mücadelesi vermek durumundadır. Bunu yerine getirirken aynı zamanda da ortaya koyabileceği bir lobicilik anlayışıyla Türkiye’deki olumsuzluklara karşı bir baskı unsuru da olmak ya da bunu yaratmak zorundadır. Günlük içi boş laflarla zaman geçirmeye yönelirse, başarılı olma şansını başlamadan yitirmiş olur.
İsveç, hoşgörünün, uzlaşmanın en iyi yaşandığı ülkelerin başında gelmektedir. Sosyaldemokratlarla sağ muhalefetin yaptığı “Aralık uzlaşması” bunun en iyi örneğidir. Bu uzlaşma sağlanamayıp da erken seçime gidilseydi, kazanan taraf kim olacaktı? Bunu görememek ya da değerlendirememek için insanın ya sağır ve kör ya da melekelerinden yoksun olması gerekir. Bu tür örnekleri İsveçli Türk Sosyaldemokratlarının titizlikle incelemelerinde büyük yararlar vardır. CHP İsveç Birliği’ne başkan seçilen Hakan Güner’in başkanlığa aday olan ve kaybedenleri yönetimde görmek istediğini söylemesi ve yönetime alması üzerinde düşünülmesi ve ders çıkartılması gereken güzel bir davranış örneğidir. Aynı zamanda uzlaşma ve birlikte çalışma arzusuna da yansıyan en güzel davranış biçimidir. Bu anlayışından ve güzel davranışından ötürü Sayın Hakan Güner’i kutluyorum.
CHP İsveç Birliği’nin önünde zor günler vardır. İlk olmanın acemilikleri az ya da çok yaşanacaktır. İsveç’te yaşayan Türk vatandaşlarının her iki ülkeyle de olan ve göçmenlikten kaynaklanan sorunları vardır. Bu sorunların gerekçeleriyle iyi analiz edilerek çözümleriyle ortaya konması ve takip edilmesi gerekmektedir. Bu seçilen üç beş kişiye bırakılırsa, bu örgütlenmenin başarılı olmasını pek olanaklı değildir. Bu durumda kurulmuş olmak için kurulan bir örgüt yapısı ortaya çıkar ki, bu da gelecekte ortaya çıkabilecek örgütlenmelerin önünü tıkayan bir makenizmaya dönüşebilir
Türkiye’den İsveç’e kitlesel göçün 50. yılını anma ve değerlendirme çalışmaları 2015 içerinde yapılacaktır. 50 yıl geriye dönüp baktığımız zaman ne tür yanlışlıklar ya da güzel şeyler yaptığımızın muhasebesine iyi bakmak gerekiyor. Elbette ufak tefek güzel işler yapılmıştır ama, geneli belli ölçütler çerçevesinde değerlendirdiğimiz zaman her alanda başarılı olduğumuz pek söylenemez. Burada suçu ilk gelen eğitim düzeyi normalin çok altında olan insanlarımıza yüklemek de abesle iştigal etmek demektir. İsveç yerleşmiş aydın takımımızın bu insanlara bakış açılarının incelenmesi olayının içyüzünü daha iyi ortaya kayabilecektir. Ne yazık ki, aydın takımımız alaylı, mektepli oyunu oynayarak kırsal kesimden gelen insanlara motor olma görevinden kendisini uzak tutmuştur. 1980 askeri darbeden sonra gelenler ise, başka bir havaya bürünerek halkla bağlantı kuramamışlar ve dolaysıyla onlarda aynı konuma düşmüşlerdir.
İşte, CHP İsveç Örgütü tüm bu olumsuzlukları aşabilecek bir kadro yaratmak ve olumsuzlukların üzerine gidebilmek şansına sahiptir. Bu ancak, elbirliği ile olabilecek bir anlayış bütünlüğüdür. Bunu başarabilirse, burada bu örgütün önü açıktır ya değilse; havanda su dövmekten öteye uzanan bir yolu yoktur.
CHP İsveç Birliği ve yönetimine, onlara gönül verenlere başarılar diliyor, yolları açık olsun diyorum...
