Sevgili okurlar, ülkem Türkiye’nin içerisine düşürüldüğü açmazı ya da çıkmazı son on yıldır ibretle izliyorum. Bu duruma elbette son on yılda gelmedi ama adım adım sürüklendi. Son on yılda hızlı bir çöküşe geçerek tavan yaptı. Her şey allak bullak oldu. Vatandaşların büyük bir kısmı başlarına birşey gelecek diye açık konuşmaktan, düştükleri bataklıktan çıkabilmenin yolunun mevcut “Şahsım iktidarı”nı eleştirmek ve demokratik yollarla protesto etmekten kaçındıklarını ortaya koyuyor. Böylece de sürüklendikleri yoksulluk batağında çırpınarak her geçen daha da batıyorlar. Vatandaşın kredi kartı borçları iki milyar lirayı aşmış, 1,5 milyon kişi haciz şokuyla karşı karşıya bulunuyor.
AKP iktidarının İnstagram yasağını bir sokak röportajında eleştiren Dilruba Kayserilioğlu hemen yakalanarak önce gözaltına alındı sonra da tutuklandı. Bu durum vatandaşa korku salarak büyük bir gözdağı vermekti. Şimdi de sokak röportajlarına RTÜK bir sınırlama ya da düzenleme getireceğini açıkladı. Böylece “Adalet sistemi”nin çöktüğünü bir kez daha kabullenmiş olduk.
Hizbullah terör örgütü uzantısı köktendinci HÜDA-PAR (TBMM’de 4 milletvekilliyle temsil ediliyor) başkan yardımcısı Halef Yılmaz, Atatürkçülüğü (Kemalizm) batı taklitçisi sapıklık olarak olarak gördüklerini söyleyerek Anayasa’nın değişmez ve değişmesi teklif bile edilemez ilk dört maddesinin değiştirilmesini istiyor. Başkan yardımcısı, “Mesele, batının teknik ve ilerlemesini değil, sapıklık ve batıl kültürünü taklit eden Kemalizm zihniyetinden arındırılmasıdır. Laiklik adı altında milletimizin dini olan İslam’a düşmanlığa sebep olan bütün yanlışlarların düzeltilmesidir” diyerek saldırıya geçiyor. Asıl önemli olan AKP kanadından bu açıklamalara tepki gösterilmemesidir.
AKP, yeni Anayasa çalışmalarının aşağı yukarı tamamlandığını basına yansıtıyor. AKP, Anayasa’nın neresinden mutsuz ki -kalbura çevirdi – yeni bir anayasa istiyor. Eski Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal, “Anayasa’yı bir kez delmekle birşey olmaz” söylemiyle beyinlerimize kazınmıştı. Şimdi de AKP, kendi anayasını yapmanın ve kabul ettirmenin yollarını arıyor. Biz buna “Şahsım Anayasa’sı” diyeceğiz ve kabul edilmemesi için de çaba harcayacağız. Elbette her dönem kendilerini demokrat, ilerici, sosyalist ya da komünist olarak niteleyen ama çıkarları uğruna değirmenin çarklarına su taşıyan “Yetmez ama evet”çiler yine sahneye çıkacaktır.
İşin bir başka ilginç yönü 2024-2025 adli yıl açılışında konuşan Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, “Ülkemizin daha demokratik, daha çağdaş, daha kapsayıcı bir anayasaya ihtiyacı vardır. Ülkemizi çok seven ve ülkemizin için en iyisini istayen herkesin bir araya gelmesiyle, ülkemize ve milletimize yakışan bir anayasayı oluşturacağımıza yürekten inanyorum” diyerek AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’nin Yüzyılı’nı adaletin de yüzyılı yapma hedefimizi yeni sivil bir anayasayla taçlandıracağız” sözlerine destek verdi. Mevcut anayasanın ve dolaysıyla Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları Can Atalay sorununda olduğu gibi görmezden gelen bir Yargıtay mı, yeni anayasa için ışık olacak?
Kara, Hava ve Deniz Harp Okulunu bitiren teğmenlerin mezuniyet töreninin ardında attıkları “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı AKP ve dinci çevrelerden büyük tepki aldı. Genç teğmenler törenin bitiminde dönem birincisi eşliğinde, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını attılar ve yemin ettiler. İşte yemin, “Ant içeriz ki laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne, yüce Türk ulusunun namuzs ve şerefine, aziz vatanın bir karış toprağına uzanacak eller karşısında bizi bulacak ve kılıçlarımız daima keskin ve hazır olacaktır. Bizler Türk istikbalinin evlatlarıyız. Şerefimizle doğduk, şerefimizle yaşayacağız. Ve şerefimizle öleceğiz. Ne mutlu Türküm diyene!” Yine defalarca kılıçlarını havada sallayarak, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dediler.
Genç teğmenlere gösterilen tepkiler üzerine CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den destek geldi. Özel; “Ne diyecekleridi, ‘Hepimiz Trikopis’in askerleriyiz’ mi? Elbette Mustafa Kemal’inaskerleri onlar. ‘Mustafa Kemaş’in askerleriyiz’ demeyen bir teğmen varsa, beka sorunu oradadır. ‘Mustafa Kemal’in askerleriyim’’ demeye itiraz edecek bir teğmen mezun ediyorsak işte yandığımızın resmi oardadır” dedi. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da, “Genç teğmenlere saldıranlar, ‘Mustafa Kemal’in askeri’ ifadesi her onurlu Türk vatandaşının söylemidir. Mustafa Kemal’in askeri olmayan, Yunan ordusunun, Haçlı ordusunun askeridir.” İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu; “AKP her ne kadar ordu siyasallaşsın diye uğraşsa ve askeri okullarımızda toplumun tamamını derinden yaralayan manzaralar yaşanıp basına yansısa da Türk askerinin mayası sağlamdır. Bağrından çıkardığı en büyük Türk’ü, Atatürk’ü daima önderi görecek ve onun hatırasına dil uzatanların karşısında yalın kılıç dikilecektir” dedi. Toplumun büyük kesiminden genç teğmenlere yapılan saldırılar kınandı.
Söz konusu Büyük önder eşsiz komutan ve devlet adamı ayrıca 20. yüzyılın dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk olunca bazı şeylerin gözardı edilmesi ya da görmemezlikten gelinmesi olanaklı değildir. Bir anket şirketinin yaptığı ve “Mustafa Kemal Atatürk’e şükran duyuyor musunuz?” sorusuna CHP’li seçmenlerin yüzde 6’sı hayır yanıtını veriyor. Ne kadar acı bir durumdur. Bu kişiler şapkalarını önlerine koyarak derin derin düşünmek zorundadırlar. Bunun hiçbir biçimde hoşgörüsü olamaz! Bu nedenle, her zaman söylediğim gibi, “Atatürkçü olmadan, Kemalizmi benimsemeden, içselleştirmeden CHP’li olunmaz. Önce Atatürkçü olacaksın...”
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Diyanet’in kuruluşunun 100 yılında Anıtkabir’i ziyaret etmediği gibi görev yaptığı 7 yılda tam 42 yabancı ülkeyi ziyaret etti. Fakat hiç bir zaman Anıtkabir’i ziyaret etmedi. Kuruluş gününde düzenlenen törende hafızlık eğitimi alan öğrencilere yönelik bir konuşma yaptı. İşte konuşmasından bazı sözleri: “Peygamber efendimiz, ‘sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.’ Vatanımızın geleceği hafızlarımıza, Kur’an’a gönül vermiş Peygamber Efendimize hakkıyla ümmet olma yolunda yürüyen siz kardeşlerimize, yavrularımızı emanet edeceğiz” dedi. Osmanlı’da askere dolaysıyla cepheye gitmeyerek medreselere sığınan ve Atatürk’ün Konya gezisinde cepheye gitmelerini söylediği için medreseliler, “Delibaş” isyanıyla buna karşılık verdiler. Erbaş, ülkeyi hafızlara emanet edecekmiş, Vah, vah!..
Sonuç olarak, ekonominin dibe vurduğu, yoksulluğun tavan yaptığı ama mutlu azınlığın devletin ve iktidarın türlü türlü nimetlerinden yararlandığı bir ülkeyle karşı karşıya bulunuyoruz. Ülkemiz 85 ya da 86 milyon nüfusa sahiptir ve bunun 17 milyon insanının (ailenin) şu ya da bu biçimde devlet yardımıyla ayakta kalmaya çalıştığı basın ve resmi kaynaklarca açıklanıyor. İnsanlar korkunç bir şiddet sarmalında kıvranıyor. Hergün 8-10 insanımız şiddet kurbanı oluyorsa, ülkemiz doğru yolda mıdır? Ya da rotasız engin sularda sürüklenmekte midir?
Takdiri okuyucuya bırakıyorum...
