Böyle bir başlıkla demokrasiyi yazmak elbette hoş bir durum değil. Günümüzde birtakım liderler ve yandaşları demokrasiye farklı gözlerle bakıyorlar. Fakat basit yöntemlerle üzerinde durmakta yarar var. Günümüzde özellikle hem Ortadoğu hem de İslam ülkelerinde yaşanan olaylar gözönüne alındığı zaman üzerinde tekrar tekrar düşünülmesi ve dersler çıkarılması gereken bir olgu olarak algılamak en doğrusu.
Demokrasi insanların insanca yaşaması için var olan bir rejim mi, yoksa demokrasi üzerinden onu ortadan kaldırarak belli amaçlara ulaşmak için bir köprü müdür?
Demokrasi ya da demokrasiler üzerine yüzyıllardır yazılar yazılıyor. Bu yazılan yazıların özetinde daha iyi, daha güzel ve mükemmel bir demokrasiye nasıl kavuşuruz söylemleri yatıyor. Demokrasilerin bugün içinde bulunduğu duruma bakarsak, dünyanın kaçta kaçı gerçek bir demokrasiye sahip ya da demokrasiyle yönetiliyor? Batı demokrasilerini bir kenara bırakırsak; dünyada çok az ülkenin sorunlu bir biçimde şöyle böyle demokrasiyle yönetildiğne tanık oluruz. Şu an ülkemizdeki durum bundan farksız değildir yani çarpık demokrasi ya da lider demokrasisi...
Demokrasi özünde herşeyden önce bir değerler bütünüdür. Bu değerler de tüm insanlığı kucaklayacak, kapsayacak ve insanlık adına olmazsa olmazlar toplamıdır. Demokrasi sadece ne sandık ne de seçimdir. Bu konuda Fransız düşünür Bernard-Henri Levy şöyle tanımlıyor demokrasiyi Cumhuriyet Gazetesine verdiği röportajında; “Demokrasi tabii ki seçimsiz olmaz. Ancak tekrar ediyorum; demokrasi aynı zamanda açık ve çoğulcu bir toplumun oluşturulması, düşünce özgürlüğü, din özgürlüğü, örf âdet özgürlüğü gibi bireysel özgürlüklere saygıdır. Demokrasi aynı zamanda çatışmaların düzenlenmesi ve çözümlenmesidir. Özellikle sınıf çatışmalarının hukuk kuralları aracılığıyla çözüme kavuşturulmasıdır. Demokrasi yandaş olmayan, mezhebe dayanmayan bir yönetimdir. Ayrıca iktidardaki partinin, muhalefete ve azınlıklara saygı duyduğu bir rejimdir demokrasi.” ve ekliyor: ”Saydıklarımın Müslüman Kardeşler’e ne kadar pahalıya patlayacağını anlıyor musunuz?” Siz bunu Tayyip diye de yorumlayabilirsiniz.
Demokrasi her ne kadar bir yönetme ve yönetilme biçimi içerisinde karşılıklı etkileşim olayı da olsa, aslında bir kültür sorunudur. Demokrasilerin yerleşebilmesi, kök salması için aynı zamanda o ülke insanlarının belli bir kültür düzeyine ulaşmış olmalarında yatar. İslam Dünyası’nda sıkıntıların asıl kaynağı toplumların kültür düzeyleriyle ilgilidir. Demokrasilerin kökleşmediği ya da olmadığı toplumlarda şiddet egemen olur ve çatışmalar eksik olmaz. Nitekim gerek ülkemizde gerek yakın çevremizde yaşanan olaylar bunun birincil derecede kanıtı niteliğindedir.
Cumhuriyet zor ve sancılı koşullar altında kuruldu. Onu kuran düşüncenin altında çağdaş bir devlet ve demokrasi anlayışı yatıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında demokrasiyi bilmeyen onu tanımayan ve yüzde 98’i okuma yazma bilmeyen hatta o güne kadar koyun örneği yönetilen bir halktan demokrasiye katkı ve de geliştirmesini beklemek pek insaflı bir düşünce olmaz. Buna rağmen Cumhuriyeti kuranlar demokrasi kültürünü geliştirmek ve halka anlatabilmek için kollarını sıvamışlar, canla başla çalışmışlardır. Kurulan kurumlar, açılan çağdaş okullar ve yepyeni bir eğitim ve düşünceyle yetiştirilmeye çalışılan çocuklar, gençler ve halk kitleleri...
Ne yazık ki, 1950 çok partili dönemden sonra estirilen karşı devrim rüzgarları ve 1980 Kenan Evren Cuntası Türkiye’nin Tayyip batağına saplanmasına neden olmuştur. Türkiye bu “Tayyip” batağından bir an önce demokratik kurallar çerçevesinde kurtulmalı ya da kurtarılmalıdır. Bugünkü Hürriyet gazetesinde (24.08.2013) Ertuğrul Özkök köşesinde Hitler dönemine ilişkin bir olayı anlatıyor: “Almanya Cumhurbaşkanı, Hitler’in partisinin genel başkanına, başbakan yardımcılığı teklif ediyor. Adam bunu gelip partisinin genel başkan yardımcısı olan Hitler’e anlatıyor. Kendisi tek başına Almanya’nın başına geçmeye çalışan Hitler, buna çok bozuluyor ve genel başkanın suratına “Hain” diye bağırıyor. Genel Başkan “Ben hain değilim” deyince, Hitler seçilmiş bir diktatörün demokrasi anlayışını gösteren şu çarpıcı cevabı veriyor: “Sus... Senin hain olup olmadığına ben karar veririm...”
Demokrasilerde şeffaf toplum anlayışı çerçevesinde birbirlerine karşı hoşgörülü, saygılı ve kendini geliştirmiş, özgür birey anlayışı yatar. Demokrasilerde sürü toplumu anlayışı ya da kavrayışı yoktur. Demokrasiler kurtla kuzu oyunu değildir. Demokrasiler güçlünün, zorbanın elinde hiçbir zaman silah olarak kullanılamaz. Kullanılmaya kalkışıldığı zaman ortaya Hitlervari canavarlıklar çıkar.
Ülkemizin içerisine düşürüldüğü durumun altında adım adım demokrasiden uzaklaşma, demokrasi adına anti-demokratik kuralları kural gibi dayatma mantığı bulunmaktadır. Bu durum özellikle 1980 sonrası kendisini daha da fazlasıyla ortaya koyma ve uygulama zemini bulmuştur. Bugün demokrasimizi askeri vesayetten kurtarma diye diye, demokrasinin kendisi ortadan kaldırılmaktadır. PKK’nin öldürdüğü vatan evlatlarına “kelle” ama, Mısır’da öldürülenlere “şehit” diyen ve TV’lerde bir kız için ağlayan bir başbakandan demokrasi kültürüne ne katkı beklenir, siz düşünün...
Bu arada şunu da unutmayalım. Başbakan seçildiği ilk günlerde Tayyip ne demişti:
“Demokrasi benim için bir amaç değil, hedefime ulaşmak için bir araçtır.”
Başbakan hedefine ulaşmak için yandaş basınıyla birlikte adım adım demokrasiyi ayaklar altına alıp ezmeye uğraşıyor. Bunu başarabilir mi, zaman gösterecek?...
