Sayın okurlar, yazının başlığı belki sizde farklı çağrışımlar yapabilir. Fakat ülkem Türkiye’de özellikle de son 15 yıldır giderek dozunu artıran toplumsal bir baskıya dönüşen bir dincilik dahası bir şeriatçılık sevdası var. Gözlerine at gözlüklerini takmış ve bir güruhun peşinden koşan binler her yerde görülüyor. Ortak yanları attıkları slogan “Din elden gidiyor. Şeriat isteriz.”
Bu slogan ta Osmanlı’dan beri İstanbul sokaklarında yankılanmaktadır. Halbuki dinin elden gittiği, mittiği yok. Elden giden ya da gidecek olan din adına sömürü çarkları ve birilerinin lüks hayatlarıdır. Çünkü şeriatçılık adı altına işlenmeye çalışılan Siyasal İslam’dır ki, bunun Müslümanlıkla ilgisi yoktur.
İslam, tüm tek tanrılı inaç sistemleri içinde bir inançtır. Hz. Muhammed’in vahiy yoluyla yaymaya çalıştığı İslam; doğruluk, dürüstlük, haksızlıklara karşı durmak, haksızlıklara uğrayanların yanında olmak demektir. Ülkemizdeki dinci kesimlere baktığımız zaman İslamı her türlü kötülüklerinin, pisliklerinin üzerine örtmekte bir örtü olarak kullandıklarını görüyoruz. İster istemez usumuza şöyle bir soru geliyor: Bu mu İslam?
Yıllardır yayın hayatını sürdüren LeMan Dergisi’nde yayınlanan İsrali’in Filistin cehenneminde ölen ve cennette buluşan iki kişinin selamlaşarak biri, “Ben Muhammed”, diğeri, “Ben Musa” sözleri ve karikatür İsrail’in Filistin’deki vahşetini yansıtmaktadır. Bunun üzerine terör sınıfındaki İBDA-C örgütünün paralel yapılanması olan Büyük Doğu Akıncılar Derneği adlı bir dernek derginin kapısına dayanarak ölüm de dahil hakaretler savurması kabul edilemez bir durumdur. Bu karikatürden Hz. Muhammed’e ve İslama hakaret çıkarmak sözün en hafif söylemiyle aymazlıktır.
Osmanlı Devleti’nde üç kez şeyhülislamlık yapmış olan bir Zekeriyazade Yahya Efendi var. Soner Yalçın dün Nefes’teki köşesinde yazdı: “Osmanlı Şeyhülislamı Zekeriyazade Yahya Efendi, 17. yüzyılda, yani eski ortaçağda, Türkçesiyle şu şiiri yazmıştı: “Camide iki yüzlüleri bırak, ikiyüzlülük etsinler/ Meyhaneye gel ne ikiyüzlülük var ne de ikiyüzlü.” Bugün yaşasaydı ve bu şiiri yazsaydı, Türkiye Cumhuriyeti’nde yakarlardı! Çünkü onlar Müslüman değil siyasal İslamcılar, çünkü dindar değil, dinciler!”
Yazılarını severek okuduğum Mehmet Ali Güller, bugünkü Cumhuriyet’teki yazısında, “Siyasal İslamcılık böyledir: ‘Kimsenin kılık kıyafetine karışılmasın’ diyerek sözde ‘demokrasicilik’ üzerinden türbancılık yaparlar ama sonra türbansızları adım adım hedef almaya başlarlar; etek boyuna, elbisenin kolsuzluğuna karşı çıkmaya başlarlar. Daha vahimi, gittikçe türbanı da yetersiz bulup türbanlıları çarşafa girmeye zorlarlar. Çünkü türban başından beri siyasal İslamcılar için bir başörtüsü değildi, Müslüman kadınların örtünme meselesi değildi, davaları için bir siyasal araçtı!” diye haklı olarak yazmaktadır.
Anayasamız Madde 24: “Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, çağdaş, sosyal bir hukuk devleti olduğunu kesin bir biçimde ortaya koymuştur.
Şeriat özlemcisi Siyasal İslamcıların her türlü gösterileri, sloganları ve mitingleri anayasamızın 24.maddesine aykırıdır. Fakat iktidar kendi hesapları nedeniyle herhangi bir işlem yapmamaktadır. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Haliç Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada dile getirdiği “Müslümanlık en üst kimliğimizdir” gibi sözleri şeriat özlemcilerini yüreklendirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu bir devrimdir. Türkiyemizde sadece Müslümanlar yaşamamaktadır. Her türlü dine, inanca sahip insanlar da yaşamaktadir. Laiklik ülkemizin çimentosu görevini yapmaktadır. İslam dünyası içinde en hoşgörülü Müslümanlık Türkiye’dedir. Biz buna Anadolu Müslümanlığı diye tanımlıyoruz. 1980 sonrası siyasallaştırılmaya çalışılan İslam anlayışı ülkemiz için en büyük tehlikedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altına sokulan HÜDA-PAR gibi bir parti terör örgütü Hizbullah’ın paralel uzantısıdır. Hizbullah, Türkiye’de pek çok cinayete imza atmıştır. HÜDA-PAR, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesine aykırı ve anayasasını hiç sayan çalışmalar içerisindedir.
Suay Karaman, Azimvekarar adlı internet gazetesinde, “LeMan Dergisini okursunuz, okumazsınız, beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama İsrail ile ticarete karşı tavır alan bu dergidir. Mavi Marmara gemisine destek olan bu dergidir. LeMan Dergisinin destek verdiği bunun gibi birçok olay vardır. Bunları sorgulayarak hareket edilmelidir.
Taksim’de hiçbir eyleme izin vermeyen güvenlik güçlerinin sabırla bu gerici eylemi sonuna kadar izlemesi de eşitlik ilkesiyle uyuşmamaktadır. 32 yıl önce gerçekleştirilen ve acısı hiç dinmeyen 2 Temmuz 1993 tarihindeki Sivas Katliamının küçük bir provası niteliğindeki LeMan Dergisine saldırı olayı hafife alınmamalıdır. Ülkemizi bekleyen özellikle laiklik karşıtı büyük tehlikelerin farkına varmak zorundayız” diye yazıyor.
Bilmem, görünürdeki tehlikenin farkında mısınız?..
