Dünya ülkelerine demokrasi gözlüğünden bakıldığı zaman İsveç’in apayrı bir konumu ve ayrıcalığı vardır. Her ne kadar demokrasinin beşiği ”İngiltere” olarak bilinse de İsveç demokrasisi son yüzyılın en önde gelen demokrasilerinin başında gelmektedir. Bu nedenle hem doğası hem de demokrasisi yönüyle dünyanın cenneti olarak adlandırılmıştır.
2014 yılında İsveç demokrasisi büyük yaralar almıştır. Gelişen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı bir de buna İslamofobi unsuru eklenirse demokrasiye büyük zarar görmüştür. İsveç , demokrasi kültürüne ve hoş görüye sahip insanlar topluluğuna sahiptir. Kişi hak ve özgürlükleri herşeyden önce gelen bir konuma sahiptir. İnanç ve düşünce özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve yayma anayasal hak olarak en önde gelen haklardandır.
İsveç, kilise ve ibadet güvenliğine yüzyıllardır çok önem veren bir ülkedir. Kiliseye sığınan birisini almak için polis kilisenin kapısından içeri adımını atamaz. Durum böyleyken nasıl oluyor da camide insanlar bulunurken camlar kırılarak içeriye yanıcı madde atılıyor? Camiler yakılıyor ya da yakılmak isteniyor. Bu kinin, nefretin altında yatan işin özü nedir? Hangi nedenler insanları böylesine vahşileştirmektedir.
Almanya’da anayasayı koruma kanunu vardır. Anayasaya karşı işlenecek suçlara devlet derhal el koymaktadır. İsveç’te demokratik yönetime yönelecek suçlardan Gizli İstihbarat Teşkilatı sorumludur. Cami yakma, gamalı haç gibi sembol çizme ve kinsel nedenlerden kaynaklan suçlar elbette normal polisiye suçlardır. Fakat bu suçlar özünde demokratik sistemi tehdit etmeye başladığı zaman normal polisiye suçlar olmaktan çıkarlar ve doğrudan sistemi yönelirler.
Bilinen ve basit gibi görünen öyküler ya da anekdotlar vardır. Hitler Almanyası’nda önce Yahudilerin toplanmasına ses çıkarmayan Yahudi olmayan insanlar gibi. Yine at nalından düşen bir çivinin ileriki aşamalarda atın ve yiğidin ölümüne neden olması dolaysıyla bir devletin yok olmasına kadar uzanan aşamaları…
Herşey küçük olaylar ya da nedenlerle başlar, gelişir ve büyür. Eğer zamanında gerekli önlemler alınmazsa, sonunda sistemin çökmesine kadar gider. Hiçbir kimse ne olmuş iki cami camı kırılmış ya da domuz kafası atılmış diyemez. Bugün cam kıranların yarın başka şeyleri de fazlasıyla yapmayacaklarını kim garanti edebilir? İnsanlar camilerde, Sinagoglarda ibadet ederken üzerinden kilitlenerek yakıldıklarını düşünün, bunu basit bir suç olarak görebilir miyiz? Yoksa direk demokratik sisteme yönelmiş suç olarak mı görmeliyiz? Eğer sisteme yönelik olarak değerlendiriyorsak, sistem tehlike altında demektir. Bunu önlemenin de yolu insanları, toplumu fazlasıyla bilgilendirmek ve aynı zamanda gerekli önlemleri de devlet olarak almaktır.
Bugün İsveç’te yaşanan olaylar, ırkçılığın her geçen gün artması ve ırkçı nedenlere bağlı saldırılar sistemi yavaş yavaş tehdit altına almaya doğru gidiyor. Böyle devam etmesi durumunda adından çok güzel övgülerle bahsettiğimiz İsveç Demokrasisi’ni tarih kitaplarında bir anı olarak okuyabiliriz.
Sonuç olarak, nasıl ki bir iğne çalmak ile bir altın çalmak arasında fark yoksa, camiye domuz kafası atmakla, camide insanları yakmak arasında da fark yoktur. Herşey sonunda sistemi ortadan kaldırmaya, yok etmeye yönelir. Ülkemizde son 60 – 70 yıldır yaşananlar bunun bir göstergesi özelliğindedir.
Evet, İsveç Demokrasisi bu görüntüsüyle tehdit altındadır.
