KADIN HAKLARININ NERESİNDEYİZ?..
Mustafa Sönmez

KADIN HAKLARININ NERESİNDEYİZ?..

Bu içerik 766 kez okundu.

Bugün, Türk Kadını’nın seçme ve seçilme hakkını elde ettiği günün 89.yılındayız. Bu durum 12 yıl gibi bir gecikmeyle de gelse; Türk kadını için vazgeçilmez bir hak olarak anayasamıza 5 Aralık 1934 yılında girmiştir. Türk kadınını hak ve özgürlüklerinin de vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Fakat, bugün kadın hak ve özgürlüklerinin neresindeyiz?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra sıra Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın uzun yıllar (lise yıllarından itibaren denebilir) düşündüğü devrimlere sıra gelmişti. Fakat mevcut meclis buna uygun, düşünsel olarak olgunlaşmış, Cumhuriyeti az ya da çok benimsemiş miydi? Padişahlığın kaldırılmasına fazla ses çıkarmayan meclis, getirilecek yeni değişikliklere nasıl bir tepki verecekti? Bu, yeni Cumhuriyet için ölüm kalım meselesiydi.

Tevdid-i Tedrisat Kanunu, Hilafetin kaldırılması yine fazla görültüsüz kabul edilmişti. En büyük gürültü kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi yönünde sunulan kanunda yaşandı. Pek çok milletvekili bu kanun görüşülürken tepkilerini sıra kapaklarına, tahta döşemeye vurarak çıkardıkları gürültüyle protesto ettiler. İlk denemede kadınlar yine arka plana itildi. Savaşta, barışta erkeğinin yanında omuz omuza olan Türk kadını haklarını elde etmeye ve erkekle eşit olma aşamasına geldiğinde söz yerindeyse dananın kuyruğu koptu. Hemen istemezüüüüük! nidaları meclis salonunda şiddetli bir gök gürültüsü örneği koptu. Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey, meclis kürsüsünde boşuna dil döküyordu.

Tunalı Hilmi 1923 yılında meclis kürsüsünden: “Efendiler, ayaklarınızı yere değil, kutsal analarımızın bacılarımızın başlarına vurmuş oluyorsunuz. Sizden rica ediyorum, benim anam, babamdan daha yücedir. Analar cennetten bile yücedir...” diye feryat figan ediyordu ama, dinleyen kimse yoktu. Bu hay huy içerisinde kadına verilecek seçme-seçilme ve sayılma hakları gümbürtüye gitti. Fakat bu durum Mustafa Kemal Paşa’nın kadınlar için düşündüğü hakları biraz ertelemiş oldu. 17 Şubat 1926 yılında kadın–erkek eşitliğini sağlayan ve kadınlarımızın toplum içerisinde az da olsa önünü açan Türk Medeni Kanunu mecliste kabul edildi. Bu “Türk Kadını” açısından önemli bir kazanımdı.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal adım adım kadın haklarını yaşama geçirmeye çalışırken bir yandan da meclis aritmetiğini düşünüyordu. 1930 yılında kadının korunmasına, 1933 yılında köy muhtarı seçilmesine dair kanunlar kabul edildi. Şimdi asıl mesele kadının seçme ve seçilme hakkına tamamen kavuşmasına gelmişti. Bu durumda fazla beklemeyecekti ve de 11 yıl öncesinin sosyal yaşamı ne de olsa değişmeye başlamıştı. Kadınlar, sayıları az da olsa Ankara’da eşleriyle ya da arkadaşlarıyla lokantaya gidebiliyorlar, eğlencelere katılabiliyorlardı. Kadınlar için bu durum iyi bir gelişmeydi. Nihayet az ya da çok zaman olgunlaşmıştı. Hani, “zaman her şeyin ilacıdır” denir ya; işte öyle... Meclise kadınların seçme ve seçilmeleri haklarına yönelik Anayasa’nın ilgili maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun önerisi verildi.

5 Aralık 1934 tarihinde, 1924 Anayasamızın 10. maddesinde yapılan değişiklikle erkeklere tanınan milletvekili seçme hakkı, kadınlara da tanınmış ve “yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk mebus seçme hakkını haizdir” hükmüne yer verilmiştir.

Anayasanın 11. maddesinde yapılan değişiklikle de kadınlara milletvekili seçilme hakkı verilmiş ve madde “otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk mebus seçilebilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 10. ve 11. maddelerindeki değişiklikler çerçevesinde Milletvekili Seçimi Kanunu’nda (İntihab-ı Mebusan Kanunu’nda) 11 Aralık 1934 tarihinde değişiklik yapılmış ve Anayasayla tanınmış olan bu haklara Seçim Kanunu’nda da yer verilmiştir. Şubat 1935’de yapılan milletvekili seçiminde 18 kadın milletvekili seçilerek ilk kez meclise adımlarını atmışlardır.

Ancak, birçok Avrupa ülkesinden önce Türkiye’de kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkı tanınmasına rağmen 89 yıl içinde bir arpa boyu yol alınamamış, 2023 seçimlerinde seçilen 600 milletvekilinden yalnızca kadın milletvekili sayısı 119 olurken bu oran yaklaşık %19,9’da kalmıştır.

Kadın erkek eşitliği ve birlikte toplumda var olmaları önemli bir uygarlık aşaması sayılırken bu husus Ulu Önder Atatürk’ün devrimlerinin de başında gelmektedir. Şöyle ki; 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren Medeni Kanun ile Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur.

Gazi Mustafa kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923’te bir konuşmasında şöyle demiştir: “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, sosyal toplum felçlidir.” İşte çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiş, aynı zamanda tanımlamıştır.

Bugün ülkemizde gelinen durum çok vahimdir. Kadın haklarının daha da ileriye götürülmesi gerekirken aradan geçen yüzyılın da daha fazlasıyla gerisini düşürülmesi toplumsal yaşamızda kanayan bir yaraya dönüşmüştür. Kadınların üzerindeki toplum baskısı fazlasıyla artmış, kadınlar peçeye, türbana ve çarşafa büründürülerek eve kapanmaya zorlanmıştır. Karma eğitimden büyük ödünler verilmiş, erkekler ve kızlar için ayrı ayrı eğitim okulları gündeme sokulmaya çalışılmaktadır. Kız İmam Hatip okulları ise ayrı olumsuzluğun ana damarıdır. Çağdaş eğitimin yerini din eğitimi almaya ve böylece kadını dışlayan bir çağdışı toplum gündeme sokulmaya çalışılmaktadır.

Toplumumuzda her gün görülen kadın, çocuk istismar ve kadını öldürme olayları neredeyse sıradanlaştırılmıştır. Çağdaş Türkiye imajını çağdışı Türkiye’ye dönüştürülmeye başlanmıştır. Şeriat özlemcisi iktidarın öncülüğünde erkekler kadınlara her türlü baskıyı mubah görmektedirler. Tarikatlar ve cemaatlar bu işin dümenini ellerine geçirmişler, kadını kendilerine köle yapmanın şemsiyesi altında çok eşlilik ve çocuk doğuran birer fabrika örneği sergilemeye başlamışlardır. Ünlü kadın yazarımız – ruhu şâd olsun – Duygu Asena’nın kadınların sorunlarına eğilen ve kadın-erkek eşitsizliği gibi konulara değinen kitabının adı da olan ”Kadının Adı Yok” bugünkü Türkiye’mizin ana sorununu oluşturmaktadır.

Kadın-erkek eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasının en önemli aracı o’nu toplumsal yaşamın ana ögesi yapmaktan ve alanda da erkekle birlikte verilecek sıkı mücadeleden geçmektedir. Dinsel birtakım örf ve adetleri bahane ederek kadını yok saymak insanlığın en büyük ayıbı ve yüz karasıdır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
ATATÜRK: “ÖĞRETMENLER YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR”
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BUGÜN 5 ARALIK TÜRK KADININA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ TANINMASININ 90. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN