Türkiye’den İsveç’e göçün tarihi türlü nedenlere bağlı olarak Demirbaş Şarl (Karl den Tolfte)’la kadar uzanmaktadır. Türkiye’den İsveç’e en önemli göç dalgası, 1965 yılı Ağustos ayı ortalarından itibaren özellikle de Konya’nın Kulu ilçesinden başlayan kitlesel işgücü göçüdür. Bunu 1970’li yıllarda aile birleşimleri izlemiştir. Türkler bulundukları bölgelerde ”Türk Kültür” derneklerini kurarak, İsveç’in dernek yaşamına adımlarını atmışlardır. Kurulan dernekler hem toplanma, vakit geçirme hem de yerel bazda sorunlara çözümler arama yerleri olmuştur. Belediyeyle olan sorunlar dernekler tarafından çözülmeye çalışılmıştır.
İsveç her alanda dernek ve federasyonlaşma geleneği olan bir ülkedir. Bu durum Türkleri de İsveç genelinde, hükümet bazında sorunlarına çözümler aramaya itmiştir. Bu amaçla ilk elde iki farklı federasyonun kurulduğuna tanık oluyoruz. Bu federasyonların daha sonra 1977 yılında birleşmesinden ”İsveç Türk İşçi Dernekleri Federasyonu (İTİDF)” doğmuştur. Bu birleşmenin sonucu olarak çıkan iki dergi de birleşerek ”Yeni Birlik” adını almıştır.
21’nci kongresini 26 Nisan 2014 günü gerçekleştiren federasyonun 37 yıllık bir geçmişi vardır. Federasyon sağdan sola tüm eğilimleri bünyesinde toplayarak yaşamını sürdüren Avrupa’da tek federasyondur. Dergisi de uzun süreli çıkan tek dergidir. Bütün bunlar göz önüne alındığı zaman federasyonun oturmuş, kurumsallaşmış gerek İsveçli kurumlarla gerekse toplumla çok iyi diyalogları olan bir kurum olarak değerlendirmek işlevinin bir gereğidir. Fakat ne yazık ki, kazın ayağı hiç de öyle değildir ve kurumsallaşmayı tam olarak gerçekleştirememiştir. Bu uzun süreç içerisinde zaman zaman çok iyi işler yapsa da değişen yönetimlere ve esen rüzgarlara göre farklı kulvarlara düşerek zor günler de yaşamıştır.
Federasyon 2010 yılından itibaren yönetimde ortaya çıkan yetersiz kadro ve bu yetersizlikten yararlanarak federasyonu tek başına yönetmeye çalışan başkan Hasan Dölek’in içine saplandığı Türkiye’deki AKP yandaşlığı, federasyonu bir çıkmaza sürüklemiştir. Federasyon işlevini yitirmiş, sıradan bir dernek konumuna dönüştürülmüştür. Bu dört yıllık süreç içerisinde yanlış yönetilmekten kaynaklanan çok zor günler ve ekonomik sıkıntıların içerisine düşmüştür. Kurumlar önünde saygınlığını yitirmiştir. Hiçbir proje üretememiş, federasyonu yanlış politikalarla borç batağına sürüklemiştir. Federasyonun yeminli mali müşaviri bu durumun federasyonun çözülmesine neden olacağına ilişkin kaygılarını raporunda belirtmiştir.
21’nci kongrenin bu durumu sağlıklı bir biçimde değerlendirerek dur diyeceğini umut ediyordum. Ne yazık ki yanılmışım. Kongreye delege sıfatıyla gelenlerin büyük bir çoğunluğu federasyonun içerisine düşürüldüğü durumu değerlendirmeden çok uzak bir anlayış içerisinde olduğudur. Bana göre sadece parmak kaldırmak için toplanmış bir kuru kalabalıktan ibaret kalmıştır. Federasyonun içinde bulunduğu durumunu sorgulamak gibi bir düşünceye sahip olmadıkları görülmüştür.
21’nci kongre şimdiye kadar yapılan kongrelerin en kötüsü olmuştur. Denetleme Kurulu görevini yapamadığını ve dolaysıyla hazırlanan rapora imza attığını ima etmiştir. Eğer gerekli denetlemeyi hakkıyla yapabilselerdi, kağıt üzerinde sadece adları olan, kongrelerini yapmadan ve gerekli raporları göndermeden kongreye katılan derneklere ve delegelerine itiraz etmeleri gerekirdi. Ayrıca bir gece öncesi federasyonun delege sayısı bakımından en önde gelen bir derneğinin yönetimini zorlayarak ve baskıyla istifa ettirip, kendilerine göre yolladığı delegelerine gerekli tepkiyi göstermesi de kaçınılmaz olmalıydı…
Kongrenin bir başka ilginç yanı da Seçim Kurulu’nun federasyon başkanının emrinde bir yönetim listesi hazırlamasıdır. Aynı zamanda etik kurallarını hiçe sayarak üç kurul üyesinden ikisinin kendilerini yönetime önermeleridir. Usul gereği salonda seçilmesi gereken Seçim ve Denetleme Kurulu üyelerini de giderayak kendileri seçmesidir. Kendilerini denetleyecek olan bir kurulu yine kendilerinin seçmesi hangi ahlak kurallarıyla açıklanabilir, pek anlaşılır gibi değil…
21’nci kongre federasyon tüzüğünün tuz buz edildiği, başıboşluğun, kuralsızlığın kurallılık sayıldığı ve etik değerlerin gözardı edildiği bir kongre olarak belleklere kazındı. Bu kongreyle federasyon kendi kaderini bir ölçüde kendisi çizmiş oldu.
Bu kongreyle kaybeden tarafın hem federasyon hem Türk toplumu hem de gelecek kuşaklar olduğudur. Toplumsal olaylara duyarlı insanlarımızın, dernek üyelerimizin bir durum değerlendirmesi yaparak ona göre hareket etmeleri elzem olmuştur. Şu noktanın çok iyi bilinmesi gerekir ki, ya federsayonu işlevsel bir konuma kavuşturmak için çalışacağız ya da ruhuna ”fatiha” okuyacağız.
